Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Eski Büyükelçi Faruk Loğoğlu, Erdoğan-Biden görüşmesini değerlendirdi
Karar:
Babacan: Yarın seçim varmış gibi hazırız
Star:
Tarihi görüşme sonrası ABD'den S-400 açıklaması
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Esfender Korkmaz 15 Haziran tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Dövizde spekülatif altyapı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Türkiye'de baştan beri, oligopol piyasa yapısı var, stokçuluk var, spekülatif boyutta sıcak para hareketleri oldu, başta kurumsal devlet olmak üzere yapısal sorunlar var. Yargıya siyasi müdahale ve başkanlık sistemi ile otokrasinin tırmanması işin tuzu-biberi oldu. Yeni liberal politikalar, dalgalı kur politikası ve özellikle planlamanın rafa kaldırılması Türkiye'nin bu yapısı içinde istikrar getirmedi."diyen yazar, yazısının devamındsa şu ifadelere yer veriyor:
...***
Finans sektörü-reel sektör dengesi bozuldu. Finans altyapısı da bozuldu.
Dört aylık cari açık 9 milyar 576 milyon dolar oldu. 2021 yılında 30 milyar dolar olur. Buna karşılık başta turizm gelirleri olmak üzere döviz gelirleri düşük kalıyor.
Bu sene ilk dört ayda yalnızca bir milyar 143 milyon dolar doğrudan yabancı sermaye girişi oldu. Bunun bir milyar 174 milyon doları gayrimenkul satışlarından geldiği için fiziki yatırımlar ve hazır şirketleri satın almak için sermaye girişi eksi oldu. Yani sermaye çıkışı oldu.
Doğrudan yabancı yatırım sermayesi girişi uzun dönemli ve kalıcı olduğu için dış borçların ödenmesinde etkili bir finansman aracıdır.
2020 ilk 4 ayında portföy yatırımlarında net çıkış 8 milyar 706 milyon dolar olmuştu. Bu sene de 2 milyar 115 milyon dolar çıkış oldu.
Türkiye geçen sene ve bu sene ilk dört ayda, net dış borç ödeyen ekonomi oldu.
Faiz yükünden kurtulmamız için bu olumlu bir süreçtir. Buna karşılık döviz talebini artırdığı ve kur artışına neden olduğundan olumsuz bir sonucu da var. Dahası net dış borç ödememiz, kaynak kaybına neden oldu.
Yine ilk dört ayda net hata ve noksan kaleminden 7 milyar 181 milyon dolar kaynağı belirsiz döviz girişi oldu, Merkez Bankası rezervleri de 2 milyar 287 milyon dolar azaldı.
Nisan ayında Merkez Bankası net rezervleri eksi 39 milyar 842 milyon dolar oldu.
Merkez Bankası rezervlerinin erimesinde cari açık etkili olmakla birlikte, bizde özellikle Merkez Bankası'na müdahale edilmesi ve rezervlerin hazine ve kamu bankaları aracılığı ile satılması sorunu daha etkili oldu.
...***
İbrahim Halil Ekşi 15 Haziran tarihli Yeni Mesaj gazetesinde, " Birisi işsizlik mi dedi?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Geçenlerde işsizlik rakamları açıklandı. İşsizlik oranları, yaklaşık %1 artarak %14'e dayanmış durumda. Türkiye genelinde 15 yaş ve üzeri yaştaki (çalışabilir) kişilerde işsiz sayısı 2021 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre 275 bin kişi artarak 4 milyon 511 bin kişi oldu. Aynı dönemde, 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki aya göre 0,1 puanlık artışla yüzde 25,6. Yani, resmi rakamlara göre, her 4 gençten birisi işsiz."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Rakamlar çok düşündürücü. Ve işsizlik gerçeğinin birçok farklı boyutları var. İnsanların umutlarının tükenmesinden ve aidiyet duygularının zayıflamasına ve buna bağlı yurt dışına çıkışa (kaçışa); intihar, hırsızlık ve evlenme yaşının ilerlemesi gibi sosyal sorunlardan, devlete olan dolaylı maliyetlere kadar farklı boyutları içinde barındırıyor.
İşsizliği azaltmanın en önemli yolu, reel sektörü daha cazip kılmak ve insanların reel sektöre yatırım yapmasını sağlamak. Bu, ticaret ile, hizmetle, tarımla veya sanayi ile olur. İthalattan ziyade, yerli üretimi, emeği ve hizmeti önceliğe almakla olur. Kısa vadede ucuz ithal ürünler, iç piyasada enflasyonla mücadele anlamında Size katkı sağlayabilir veya ithalat (sopasını)ı kullanarak içerdekilere ayar-mesaj verebilirsiniz ancak bu uzun vadede işsizlik olarak karşınıza çıkacaktır.
İşin bir de eğitim boyutu var.
27 yıldan bu tarafa yüksek öğretimin içinde olan birisi olarak şunu söyleyebilirim: Ülke olarak, kabul edelim veya etmeyelim, eğitim planlamamızı, ekonominin gidişatına göre yapamıyoruz. Ve bu, uzun süreden beri yaşadığımız bir sorun. Mesela, tarımsal üretimde istediğimiz noktada değiliz veya tarım ürünlerini (katma değerli) sanayi ürünlerine dönüştürme noktasında sorun yaşıyoruz. Hal böyleyken, bildiğim kadarıyla 40'dan fazla üniversitede ziraat fakülteleri açıyoruz. Benzer şekilde, deniz mahsullerinde durum aynı iken, su ürünleri fakülteleri açıyoruz. Daha, söz konusu kısmen daha az rantabl olan birimlere ayrılan kaynaklara girmiyorum.
Bir hatıramı anlatayım. Yanlış hatırlamıyorsam, 1994 yılında, lisans öğrencisi iken, YÖK, öğrencilerden aldığı harçları ciddi oranda arttırmıştı. Durumdan rahatsız olan bazı arkadaşlar sokağa çıkmış, durumu protesto ediyorlardı. Ertesi gün derste, Kamu Maliyesi hocamız, bu arkadaşlara hitaben, bir üniversite öğrencisinin, devlete olan (yüksek) maliyetinden bahsetmişti. Evet, şu anda, üniversite öğrencilerinin büyük kısmından harç alınmıyor, ancak bu harcamaları devletimiz finanse ediyor.
Kanımca olması gereken, reel sektörün dinamiklerini dikkate alarak, eğitim planlarının yapılması. Ek olarak, eğitim planlarını yaparken, meslek örgütlerinin de görüşlerinin alınması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü reel kesimin nabzını onlardan daha iyi tutan yoktur. Onlardan gelecek geri dönüşlere göre ya yeni bölümler açılacak ya da hali hazırdaki bölüm dersleri veya içerikler revize edilebilecektir.
Bu konuda, üniversite adaylarının tercihleri de önemli bir kriter. Diğer bir ifade ile, tercih edilmeyen bölümlerde ısrarcı olmamak, o birimlere yatırım yapmamak, ciddi tasarruf sağlayabilecektir.
Bir köşe yazısında, takdir edersiniz, işsizliğin tüm boyutlarını ele almak, tüm çözüm yollarını irdelemek imkansız. Ancak şunu ifade edebiliriz, eğer işsizlik sorununu çözmezsek veya gecikirsek veya en kötüsü görmezden gelirsek, inanın bu yaşadığımız işsizlik maliyetleri, daha da katlanarak artacak, çözüm daha da zorlaştıracaktır.
...***
İshak Koç, 15 Haziran tarihli Milli gazetede, " Betonlara dadanan bir neslin ahfadı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"Bugünün insanı, tüm olumsuz şartlar için ‘bize gelişi böyle’ deme lüksüne sahiptir. Atalarından tevarüs eden edilgin tutum, sadece yaşadığı zamanı değil geleceğini de şekillendirir. Bağnazca bağlandığı otoriteleri kutsallaştırma, içine itildiği hiçbir şarta isyan etmeme, bir başka yaşam formu düşünememe gibi edilginlikler geçmişten miras kalmıştır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Muhtemelen insan, geçmişinden hangi mirası devralmışsa o doğrultuda ilerleme kaydeder. Babasını madende kaybetmiş bir çocuk, babasını ortadan kaldıran madeni hepten kapatmayı, kapattırmayı düşünmez; aksine bir gün madende patron olmayı, mezkûr madenin yetkili bir çalışanı, mühendisi, CEO’su, ustabaşısı, sendika temsilcisi olmayı tahayyül eder. Ve bu örnekten yola çıkarak denebilir ki, içinde bulunduğumuz, içinden hiçbir surette çıkamadığımız şartlarda, tıpkı şimdiki zamanın insanı gibi onların nesilleri de ezilecek, zulüm görecek, akla hayale gelmedik haksızlıklara uğrayacaktır. Bu kadarının dahi farkına varamayan şimdinin yaşayanları, nesillerinden olağanüstü işler başarmasını bekler. Mağduru oynayan mafyatik tipler dahi belli yaşın altındakilere doğru konuşur ki kendilerinin yapamadıklarını onlar yapabilsin. Oysa gençliğe sirayet edecek olan ancak atalarından tevarüs eden kötülüktür, beceriksizliktir. Doğduğunda kendisine borç çıkarılan, kullanmadığı hayatın vergisini ödeyen, aldığı nefes bile başkalarının iradesine bağlanan insandan yaşam adına ne gibi bir beceri beklenebilir. Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür bireyler sadece içine dâhil edildikleri slogan itibariyle bile kategorize edilmiş, kısıtlanmış, ayrıştırılmıştır.