Haziran 20, 2021 13:44 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Karar: Şimdi de delta korkusu

Yeniasya:

Pandemi bitse de esnek çalışma kalıyor

Milli gazete:

Kentsel değil rantsal dönüşüm

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

İbrahim Kiras 19 Haziran tarihli Karar gazetesinde, “En büyük tehlike kışkırtıcı dil”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“HDP’nin İzmir il binasına yapılan ve maalesef gencecik bir kızımızın ölümüyle sonuçlanan saldırı karşısında istisnasız bütün siyasi partilerin tepki gösterip kınama mesajları yayınlamaları önemli. Açıklamaların nerdeyse tamamında söz konusu cinayetin “provokasyon” olarak tanımlanması da dikkat çekici bir detay. Haddizatında bunun bir kışkırtma girişimi olma ihtimali toplum olarak hepimizin ortak kuşkusu. Çünkü kışkırtılmaya çok müsait bir toplumsal tansiyon var ülkemizde. Daha önce de benzer durumlarla karşılaşmış ve ne yazık ki bunların bir bölümünde iyi sınav verememiş bir toplum olarak provokasyon aklımıza ilk gelen ihtimal oluyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere veriyor:

…***

Yani İzmir’deki saldırının toplumun sinir uçlarıyla oynamayı, toplumsal fay hatlarını harekete geçirmeyi hedefleyen planlı ve örgütlü bir eylem olabileceğini düşünüyoruz. Ne var ki toplumun sinir uçlarıyla sorumsuzca oynayan, toplumsal fay hatlarını harekete geçirme riskini umursamayan siyasi retoriğin bu tür facialardaki rolünü de konuşmak zorundayız.

İzmir’deki saldırganın -eğer profesyonel bir organizasyonun üyesi değilse- hangi siyasi retorikten etkilenmiş olabileceğini de değerlendirmek lazım.

HDP’ye yönelik “siyasi eleştiriler” değil kastım elbette. Bu partinin belirli konulardaki tutumlarını, “Türkiye partisi” olma iddiasıyla uyuşmayan birtakım tercihlerini ve özelikle terör örgütü PKK ile arasına mesafe koymaktaki isteksizliğini veya yetersizliğini hepimiz eleştiriyoruz. Ancak eleştiri ile hedef gösterme arasındaki sınır öyle belirsiz bir çizgi değil. O sınırı farkında olmadan aşmak söz konusu olamaz.

Bugün özellikle toplumun güvenliğini ve hukukun işleyişini sağlamakla mükellef olan hükümet üyelerinin sokağa verdikleri mesajlar en hafifinden sorumsuzluk eseri.

HDP kurumsal olarak veya bazı HDP’liler bireysel olarak suç işliyorlarsa bunun gereğini yapması gerekenler, yani yargıyı ve ilgili devlet kurumlarını çalıştırması gerekenler, bunu yapmak yerine “sokaktaki adamın” öfkesi üzerinde “siyasi sörf” yapmayı yeğliyor ve bunu da vatanseverlik diye pazarlıyorlarsa karşımızdaki sorunun mahiyeti farklılaşmış demektir.

Yasal bir siyasi partinin il binasında çalışan masum bir insanın canını almayı vatanseverlik ve “terörle kişisel mücadele” olarak görebilecek kişileri cesaretlendiren tutumlar hiçbir şart altında hoş görülemez.

…***

Arslan Bulut 19 Haziran tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Kaos çıkararak seçimi engellemek!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“İzmir'de HDP il başkanlığına yapılan silahlı saldırıda, hasta olan annesinin yerine çalışmaya gelen Deniz Poyraz adlı genç kadının katledilmesi olayı ile ilgili olarak, bu satırların yazıldığı saate kadar hükümet yetkililerinden ciddi bir açıklama gelmemişti! Bunun yerine, itirafları ile haftalardır Türkiye'nin gündeminde olan Sedat Peker, mesaj yayınladı!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Sedat Peker, özetle, "İzmir HDP il başkanlığına yapılan provokasyon amaçlı saldırının çok daha büyüklerini ne yazık ki önümüzdeki zamanlarda yaşayacağız. Çok büyük bir oyun kurgulanıyor. Sokağa çıkmayın, çıkarsanız, ortalığı yangın yerine çevirecekler. Sadece cahil olanlar, gafil olanlar ve aptal olanlar düşmanlarının kurduğu oyunun bir parçası olur." dedi ve ayrıca bir ayrıntıya dikkat çekti:

"Ülkemizde yaşanan sorunların gerçek sebebi vefat eden Deniz Poyraz kardeşimizin yarım kalan kahvaltısında gizli. 20 yaşında olan bir kızın kahvaltısı sadece domates ve zeytinden oluşuyor."

Emekli gazi emniyet müdürü ve avukat Fatih Eryılmaz, "Ergenekon kumpaslarındaki Alpaslan Aslan, Ogün Samast, Osman Yıldırım TSK'ya yapılacak operasyona için alana salınmış milliyetçi kılığına sokulmuş CİA/FETÖ operasyon elemanlarıydı. O zaman da bas bas bağırdık, kimse sesimizi duymadı. Bari şimdi duyun. Bu bir gladyo operasyonudur." diye mesaj yayınladı.

Sedat Peker'in açıklamalarını yorumlayan eski MİT yöneticisi Mehmet Eymür, "Bugünkü tablo çok daha vahim, 90'larda bu kadar kepazelik yoktu. Bu gidişin sonu siyasi cinayetlerdir." dedi…

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Türkiye'nin karışmasını; etnik, ideolojik ve siyasi fay hatlarının kırılarak fitne depremlerinin oluşmasını hedefleyen iç ve dış provokasyonlar devreye alınmıştır. Suçluların menfur eliyle, sokakların melun izbeliğinde hıyanet ve husumet arayışına çıkan mihraklar bugün İzmir'de ateşle oynamaya kalkışmışlardır. Bu haliyle HDP'nin İzmir il binasına yapılan saldırı kanlı bir prova, toplumun sinir uçlarını test eden kalleş bir tertiptir." diye açıklama yaptı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Gereken tedbirler alınmazsa daha çok cinayetler işlenecek daha büyük olaylar yaşanacak" tarzında uyarıda bulundu.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener de "Bulanık suda balık avlamaya çalışanlar, akıllarını başlarına alsın" dedi.

Yani üç parti genel başkanının da saldırının hangi amaçla yapıldığına dair tahmini var.

Saldırıyı kınamak ise bana olayın önemini azaltmak gibi geliyor! Kınamak ne demek, "lanet olsun" diyorum… Fakat gazeteciler, kınamakla yükümlü değildir, onların sorumluluğu olayların ardındaki gerçekleri bulmak ve yazmaktır.

Hrant Dink'in katledilmesi de o zaman güncel olan kavramla ulusalcıların, milliyetçilerin ve derin devletin yani ordunun üzerine yıkılmak istendi ve devam eden bu tür eylemler Ergenekon, Balyoz ve Casusluk davalarına dayanak yapılarak Türk ordusuna, Türk aydınlarına operasyon yapıldı. Sonra ne oldu? Direnecek güç kalmayınca ülkenin yönetim sistem değiştirildi!

Şimdi de ülke karıştırılarak adil bir seçimin yapılması engellenmek isteniyor olabilir!

…***

Mehmet Ali Güller, 19 Haziran tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Konu: HDP’nin oyu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“HDP’ye kapatma davası sürecinde AKP’den HDP’ye, HDP’den CHP ve İYİP’ye mesaj trafiği yaşanıyor. Kritik Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça, HDP’nin oyu daha da değer kazanıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

…***

İrfan Aktan’ın sorularını yanıtlayan Sırrı Süreyya Önder, “Mevcut iktidar gidecek de gelecek olan kör bıçağıyla bekliyor gibiyken neyle umutlanacağız?” diyordu (Gazete Duvar, 12.6.2021).

Murat Aksoy’un sorularını yanıtlayan Selahattin Demirtaş şu mesajı verdi: “Kimse bizi iki kötü arasında tercihe zorlamaya kalkmasın. Gerçek demokrasi ve hakiki bir barışı savunamayanlar, buna yürekten inanmayanlar Türkiye’nin geleceğinde söz sahibi olamazlar, en azından biz buna payanda olmayız.” (Politik Yol, 14.6.2021)

Anayasanın 116. maddesine göre “Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir.” Bunun olabilmesi için de TBMM’nin, üye tamsayısının beşte üç çoğunluğuyla, yani 360 milletvekilinin oyuyla seçimlerin yenilenmesine karar vermesi geriyor. Oysa TBMM’de 289’u AKP’li, 48’i MHP’li, toplam 337 Cumhur İttifakı milletvekili var. Yani 23 milletvekili eksik.

Denilebilir ki madem muhalefet erken seçim istiyor, bu durumda onların desteğiyle zaten rahatça seçim kararı alınabilir. Doğru. Ancak AKP ile MHP’nin oyları, Erdoğan’ı iktidara taşımaya yetmiyor. Üstelik mevcut oy oranı da gün geçtikçe eriyor. Yani Erdoğan’ın MHP’den vazgeçmeden Kürtlerin de oyunu almaya ihtiyacı var. 

İşte bu aritmetik nedeniyle bir süredir Saray’da ince hesaplar yapılıyordu. Erdoğan’ın “Kürt-İslam Partisi” HÜDA PAR Genel Başkanı İshak Sağlam’la Saray’da görüşmesinden Öcalan’ın “televizyona çıkarılarak konuşturulacağı” iddiasının ekranlardan telaffuz edilmesine kadar bir dizi gelişme, doğrudan HDP’yi ilgilendiriyordu. HDP’nin bölünerek Öcalan üzerinden bir parçasının Cumhur İttifakı’na eklemlenmesi beklentisi konuşuluyordu.

Bütün siyasi aktörler HDP’nin oyuna odaklanmışken, İzmir’den kanlı bir saldırı haberi geldi. Ülkemizdeki siyasi cinayetler zincirine bir halka daha eklendi: HDP İzmir İl Örgütü’ne saldıran “bir kişi”, parti çalışanı Deniz Poyraz’ı öldürdü.

Önemle vurgulayalım: Bu tür siyasi cinayetler, tetikçiden ibaret değildir.

Bu alçakça saldırının hukuk ve siyaset tarafından aydınlatılabilmesi, Türkiye’nin girdiği kritik süreci en az hasarla atlatmasını sağlayacaktır.