Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: iki seçmenden biri "soylu istifa"diyor
Karar:
33 ile yeni emniyet müdürü atandı
Yeniasya:
Yapılan zamlar adaletsiz
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Erdal Sağlam 6 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Enflasyon kontrolden çıktı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Haziran ayı enflasyon rakamı beklentilerin üzerinde çıkarken, ekonomi yönetiminin enflasyonda kontrolü elinden kaçırdığı görülüyor. Enflasyonla mücadele için yeteri kadar sıkı para politikasını uygulamayan iktidarın, bundan sonrası için sert tedbirler alması da beklenmiyor. Haziran ayında tüketici fiyatları, 1.4 olan beklentilerin epey üzerinde, yüzde 1.94 olarak gerçekleşti. Bununla birlikte yıllık tüketici fiyat artışı ise yüzde 17.53 ile son iki yılın zirvesini gördü."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Merkez Bankası’nın para politikasını belirlerken daha fazla hesaba kattığı çekirdek enflasyon oranları da haziranda yüzde 2.5 oranında artarak, yıllık yüzde 25’e ulaştı. Enerji fiyatlarını dışlayan çekirdek enflasyon oranının yüzde 25’e çıkması, son yapılan enerji zamları hesaba katılmasa bile enflasyondaki artış oranlarının yükselmeye devam edeceğini gösteriyor. Elektrik ve doğalgaza temmuz ayı başında yapılan zamların enflasyona doğrudan katkısı yüzde 0.9, dolaylı etkisi ise yüzde 1.2 civarında hesaplanıyor. Buradan yola çıkarak önümüzdeki aylarda artışın devam etmesinin beklendiği çok açık. Şimdiden, piyasada yıllık enflasyonun bu yıl içinde yüzde 20’yi bulacağı tahminleri yapılmaya başladı. Yılsonundaki iki ayda, baz etkisi nedeniyle, bir miktar düşüş beklense bile yılsonu için yüzde 20 tahminini yapan analistler de var.
Bu arada bir süredir gözlenen üretici ile tüketici fiyat artışları arasındaki makasın açılmaya devam ettiği, tarihi farkların oluştuğu gözüküyor.
Haziran ayında üretici fiyat endeksindeki artış yüzde 4.01 olarak gerçekleşirke yıllık oran ise yüzde 42.89’u buldu. Sadece 2021 ilk yarısındaki üretici fiyat artışı yüzde 22’yi aştı. 17.53’lük tüketici fiyat artışı ile kıyaslandığında arasındaki makasın iki katından fazlaya çıkıp 25 puanı bulduğu görülüyor. Bu farkın, hepsi olmasa bile bir bölümünün tüketici fiyatlarına yansıması kaçınılmaz görülürken üretici fiyat artışı rakamları da yıllık tüketici fiyat artışının devam etmesinin kaçınılmaz olduğunu gösteriyor.
Bu arada Merkez Bankası ile Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun iç talebi azaltmaya dönük aldığı son önlemlerin, üretici fiyatlarındaki artışın tüketici fiyatlarına yansımasını engelleyemeyeceği de çok belli. Alınan kredi taksitlerindeki daraltma kararlarının, iç talebi frenleyecek dozda olmadığı, normalleşme ile birlikte artmaya devam eden iç talep artışının, enflasyondaki artışı devam ettireceği yorumları yapılıyor.
Yerli ve yabancı bankacıların yılsonu enflasyon tahminleri dünkü rakamlardan sonra tekrar yükseldi. Yılsonu için resmi tahminler yüzde 17-18’e çıkıyor. Son aylarda piyasa tahminlerinde görülen hızlı artış göz önüne alındığında, yılsonu tahminlerinin daha da büyüyeceğini söylemek kâhinlik olmaz.
...***
Mehmet Ali Verçin 6 Temmuz tarihli Karar gazetesinde, " TCMB’ye yasayla verilmiş görev: Fiyat istikrarını sağlamak"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Fiyat istikrarı, 1 Ocak 2021 tarihinde 1,25 kuruş olan ekmeğin, bugün de, bir yıl sonra da; hatta gelecek yıl da aynı fiyattan satılmasını sağlamaktır. Tıpkı dünyadaki en az 120 ülke gibi. TCMB’nin başka görevi yok mu? Aslında yok fakat bu görevle çelişmemek kaydıyla, Hükümet’in büyüme ve istihdam politikalarını da destekler; diğer görevleri teknik görevlerdir. Yani TCMB’nin yaptıkları ve yapmadıklarından tek sonuç beklenir: Vatandaşın cebindeki paranın satın alma gücünü korumak."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelee yer veriyor:
...***
Gidişat, TCMB’nin görevini yapmadığını, yapamadığını ve bundan sonra da Türk Lirasının değerini koruyamayacağını anlatıyor: Haziranda, aylık tüketici enflasyonu %1,94 ve yıllık %17,53 oldu.
TCMB’de etkisiz kalınca, artık, enflasyonu durduracak hiçbir kurum kalmadı diyebiliriz. Enflasyon bundan sonra kendi kendini besleyen bir canavara dönüşecek ve geniş halk yığınlarını yoksullaştıracak mekanizmalar kalıcılaşacak.
Yazılarımı takip edenler, Türkiye’de sıkı para politikalarının gerekli fakat yetersiz olduğuna dair görüşleri önemsediğimi hatırlayacaklardır.
Kalıcı bir şekilde enflasyonu düşürmek için Türkiye’nin, en az üç yıl cari fazla vermesi gerektiğini, bunun sağlanması için de ithalatın azaltılması ve ihracatın artırılması gerektiğini biliyoruz.
Çünkü Türkiye imalat sanayinin, sadece 144 milyar $ katma değere (son beş yılın ortalama değeri) sahip olduğunu ve bunun kolay bir şekilde arttırılamayacağını da biliyoruz; bir başka deyişle, Türkiye’de üretilip dünya vatandaşlarına satılabilecek nitelikte ilave sanayi kapasitesi yok, yani ilave satacak mal yok.
Dış ticarette gerçek başarı ölçütü rakamlardaki şişkinlik değil, mutlak değerlerdeki değişimlerde aranmalıdır.
Eğer İhracattaki mutlak değer artışı, ithalattaki artışa eşit veya küçükse açık bir başarısızlık vardır ve Haziran 2021 rakamı da, aslında başarısızlığı vurgulamaktadır.
Eğer ihracattaki mutlak değer artış sürekli olarak ithalattaki artıştan daha yüksek olursa, işte o zaman, ortada bir iyileşme olduğu söylenebilir.
Fakat bu bir rüyadır ve gelecek nesillere bir ödev ve hatta görev olarak devredilecektir.
2021’de, kur artışları iç talebin kısılması veya ertelenmesi sonucunu doğurmuş olabilir, bu sayede ihraç edilebilecek ürün miktarı da bir miktar artmış olabilir.
Yani şişmiş rekor ihracat rakamlarıyla övünme zamanı henüz gelmiş değildir tam tersine, dış ticaretin temelindeki “yetersiz üretim olgusu” bütün bileşenleriyle devam ediyor.
...***
Cevher İlhan 6 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, " Yeni “yargı paketi” de göz boyama"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Kamuoyunun bütün çağrılarına rağmen, “mafya-siyaset- medya-iş dünyası” ekseninde vahim ifşaatlar arenasında Meclis’in gündemine getirilen “4. yargı reformu” da gürültüye getiriliyor. Mevzubahis kirli ilişkilerin tam bir garabetle yargı tarafından soruşturul(a)madığı, dahası iddiaların aydınlatılmasını isteyenlerin garip bir biçimde soruşturulduğu vartada ortaya atılan bu “reform”un da kamuoyunu oyalamadan ibaret olduğu ilk bakışta su yüzüne çıkıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Anayasa Mahkemesi’nin “terör örgütüne mensubiyet kararını MGK’nın değil, ancak yargının verebileceği,” “üyelik ve mensubiyet gerekçeli ihraç kararlarının Anayasaya aykırı olduğu” ve milletvekilliği düşürülen Gergerlioğlu’nun “seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı” ile “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı”nın ihlal edildiği yönündeki kararına yerel mahkemenin uyup uymayacağının tartışıldığı vetirede “teklif” halen vahim haksızlık ve hukuksuzluklara sebebiyet vermeye devam eden yargıdaki ârıza ve eksiklikleri gidermiyor.
32 maddelik “teklif”te yargıya erişme, vergi suçları, adli kontrol sistemine ilişkin yeni “değişiklikler” yer alıyor. AKP’nin gündemindeki diğer başlığı İcra ve İflas Kanunda yapılacak değişiklik oluşturuyor.
Hükümlülerin ziyaret süresi 1 saatten 1.5 saate çıkarıldığı “teklif”te yine “Yargı Reformu Strateji Belgesi” gibi tumturaklı isimlerle vergide etkin pişmanlık indirimi, tutuklama ve adli kontrol kararlarının denetimi, tutuklama ve adli kontrol kararlarının denetimi, “katalog suçtan tutuklanmaya ‘somut delil’ şartı”, “suç iddiası dışındaki delillerin iddianameye konulamayacağı” gibi iddialı başlıklar var.
Ancak hukukçular, bu “paket”in de yetersiz kaldığı tesbitiyle “dağ fare doğurdu” yorumunu yapıyorlar.
Aslında “paket”te bundan sonra tutuklamaların ancak “somut deliller”le olacağının belirtilmesi şimdiye kadarki tutuklamaların bütün dünyada hukukun açık bir kuralı olan “müşahhas-kesin deliller”le değil, “zanla”, “irtibat - iltisak” gibi dünyada hiçbir hukukta yeri olmayan çarpıklıklarla yapıldığının itirafı oluyor.
Zira hâlen üzerinden yıllar geçtiği halde on binlerce vatandaşın kapalı kapılar arkasında hazırlanan istihbarat jurnalleriyle, “kurum amirinin görüşü” ya da “kurum kanaati” gibi hukukta hiçbir yeri ve değeri olmayan ihbar ve isnatlarla delilsiz ve mesnetsiz olarak, çoğunun iddianameleri bile hazırlanmadan tutuklanmaları sürüyor. Yine yüz binlerin yargısız, sorgusuz-sualsiz hak kazandıkları işlerinden ihraç mağduriyeti devam ediyor.