Temmuz 11, 2021 12:07 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Erdoğan'ın elini öpmek isteyen Uşan ve eski rektör İbiş de Etik Kurulu'nda

Karar:

Ünlü ekonomistten kritik uyarı: Bayram sonrası türbülansa hazır olun

Yeniasya:

'İktidar OHAL'i çok sevdi'

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

İbrahim Kiras 10 Temmuz tarihli Karar gazetesinde, "Erken seçim artık hem gerekli hem de muhtemel"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Her ne kadar hükümet her fırsatta “erken seçim yok” açıklaması yapsa da seçimin vaktinden önce yapılmasına yönelik ciddi bazı hazırlıklar da dikkatlerden kaçmıyor. Hiçbir siyasi iktidar erken seçime hazır olun çağrısı yapmaz zaten. İlkin, mümkünse süresini sonuna kadar kullanmak ister. Ama seçime kendisi için en elverişli zamanda gitmek daha öncelikli tercihidir tabii. Yeterli Meclis çoğunluğuna sahip olmak bakımından da bunu gerçekleştirme imkânı vardır. Bugüne kadar da hep öyle olmuştur. Dolayısıyla seçim tarihine iktidar karar verecektir."diyen yazar, yazısının devaındsa şu ifadelere yer veriyor:

...***

Ne var ki bugünkü iktidar kompozisyonunu teşkil eden güçlerden biri olan MHP’nin bu hususta daima sürpriz üretmeye aday olarak görülmesi de konunun bir başka boyutunu oluşturuyor. Bahçeli’nin bu yöndeki çıkışları aynı zamanda Erdoğan’ın siyasi kaderi bakımından da hayati derecede önemli sonuçlar doğurmuştu daha önce.

MHP lideri 2002’de üç yıldır ortağı bulunduğu Anasol-M koalisyonunu erkenden seçime götürerek kendisiyle birlikte bütün ortaklarını da Meclis dışında bırakacak ve 19 yıllık AK Parti iktidarlarının yolunu açacak bir süreci başlatmıştı.

7 Haziran 2015 seçimi sonrasında Bahçeli’nin koalisyon hükümeti içinde yer almayı reddetmesi AK Parti’nin yeniden tek başına iktidara gelmesini ve Erdoğan’ın başkanlık sistemini fiili olarak başlatmasını mümkün kıldı.

2016’ya geldiğimizde ise çok daha büyük bir sürprizle karşılaşacaktık. Daha önce başkanlık sistemi önerilerine şiddetle itiraz eden ve bunu “Ülkenin bölünmesinin ilk adımı” olarak gören Bahçeli 11 Ekim 2016’da partisinin grup toplantısında yaptığı beklenmedik çıkışla AK Parti’yi başkanlık teklifini Meclis’e getirmeye çağırdı. “Fiili duruma hukuki boyut kazandırmak gerek” diyerek…

Sonrası malum… MHP’yi iktidar ortağı haline getiren ve Erdoğan’ın hiç aklında olmayan biçimde tüm siyasi aktörleri iki karşıt cepheye yerleştiren iki bloklu mimarinin kurucusu oldu Bahçeli… Erdoğan’ın bir yandan elini güçlendiren ama öbür yandan da elini kolunu bağlayan bugünkü siyasi yapının.

MHP lideri Bahçeli’nin siyasi hamlelerinin önceden kestirilemez ve ölçülemez niteliği herkesten önce Erdoğan açısından hesaba katılması gereken faktör durumunda.

Dolayısıyla bugün AK Parti için ortağının siyasi beklentilerini gözetmek ve harici etkenler yanında içeriden gelebilecek bir sürprize hazır olmak gibi bir mecburiyet de söz konusu. Demek ki erken seçim her halükârda Erdoğan’ın gündeminde bulunmak durumunda.

Ekonomik göstergelerdeki devam eden bozulma hükümetin bir an önce erken seçim kararı alacağını öngörenlerin en önemli dayanağı olsa da böyle bir kararda her şeyden önce siyasi şartların uygunluğunun gözetileceğini akıldan çıkarmamak gerekir.

...***

Barış Doster 10 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Siyasal çürüme ve beka sorunu"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"Türkiye; aylardır siyaset, iş dünyası, bürokrasi, medya ve organize suç örgütleri arasındaki derin, kirli ilişkileri konuşuyor. Bu çark içinde dönen karaparanın büyüklüğü dudak uçuklatıyor. Kimlerin kimlerle beraber olduğu, insanı şaşırtıyor. Yazılıp çizilenler toplumu endişelendiriyor, korkutuyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Bir yanda yoksullaşan milyonlar, asgari ücretle geçinmeye çalışan emekçiler, akşamüzeri semt pazarlarında fiyatı düşmüş sebzeleri almak için çabalayan emekliler, düşük gelirliler var. Diğer yanda gecelik oda fiyatı 100 bin lira olan otelde tatil yapan bürokratlar, siyasetçiler, gazeteciler... Durum vahim, çelişki yaman.  

Bu tablo özellikle gençlerin, ülkemizin geleceğine olan güvenini sarsıyor. Devlet yönetiminde ehliyet ve liyakat, hukuk ve şeffaflık, dürüstlük ve çalışkanlık isteyenlerin umudunu kırıyor. Emeğiyle, alın teriyle geçinmenin, helal lokma yemenin, onuruyla yaşamanın erdemini, güzelliğini, yüceliğini aşındırıyor. Hem de toplumun gözü önünde olan, ülke yönetiminde sorumluluk alan kişiler tarafından.        

Peki, bu yaşananlar beka sorunu değil mi? Tartışalım...  

Beka sorunu; genellikle dış güvenlik, ulusal savunma, yabancı tehditle ilgilidir. Dış tehdit güçlenince, bunun sebep olduğu iç istikrarsızlık, terör, ölüm artınca, öncelikle beka sorunu akla gelir. Bunun siyasi, askeri, mali, diplomatik boyutları yanında, tarihsel hafızada, toplumsal bellekte, psikogenetik arka planda da karşılığı vardır.  

Unutmayalım; altyapı, üstyapıyı belirler. O nedenle iktisadi düzen; siyasal, toplumsal, hukuksal, bürokratik, kültürel, ahlaki yapı üzerinde belirleyicidir. Bu yüzden sadece son dönemde değil, uzun yıllardır yaşadıklarımız, politik, ideolojik tercihlerimizin sonucudur. 

Özelleştirmenin ateşli savunucusu siyasetçi ve bürokratların ABD’yle, çetelerle, iş dünyasıyla ilişkilerini bilmeden; din taciri, iman bankeri, inanç hortumcusu, mezhepçi ve etnikçi politikacıların, tarikat şeyhiyle, cemaat lideriyle, toprak ağasıyla, arazi mafyasıyla ilişkilerini araştırmadan; yaşadığımız çürüme anlaşılamaz. Varsıl - yoksul uçurumu ne kadar derinse yolsuzluk o kadar yaygın, siyaset o kadar kirli, toplum o kadar bezgindir.  

...***

Faruk Çakır, 10 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, "Seçmenin mesajını duyan kazanır"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"Başka ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de tek başına iktidara gelen bazı partilerin daha sonra millet desteğini kaybedip kapandığına şahit olunmuştur. Esasında burada sadece o partilerin değil, bütün partilerin alması gereken ibret ve dersler vardır. Partilerin idarecilerinin bu dersleri aldığını söylemek kolay değil."diyen yazar, yazısının devamındsa şu ifadelere yer veriyor:

...***

KONDA Araştırma ve Danışmanlık firmasının Genel Müdürü Bekir Ağırdır, yaptıkları araştırmada seçmenin partilere sadâkatinin azaldığını tesbit ettiklerini söylemiş. 

Bütün partilerde seçmen nezdinde sadâkat ilişkisinin bozulduğunu söyleyen Ağırdır, “Araştırmalarımızda bir partinin sempatizanı olarak yazamadığımız küme 2005’ten itibaren en yüksek seviyede. Neredeyse seçmenin yarısı” değerlendirmesinde bulunmuş. İktidarın hakikat ile ilişkisinin koptuğunu da belirtirken Ağırdır, “Daha vahimi sistemin yönetici ekibinde, elitlerinde, kanaat önderlerinde, sivil toplum kuruluşlarında, siyasetçilerinde de durumun böyle olması” yorumunu yapmış.

Seçmenin, milletin, geniş kitlelerin talep ve isteklerine kulak tıkayan bir siyasî partinin kazanması mümkün değil. Bunu elbette siyasetçiler de bilir. Ancak ‘milletin sesine kulak vermek’ bazı işleri yapmayı icap ettirdiği gibi bazı işleri de yapmamayı gerektirir. Seçmen en basit ifadesiyle haksızlık, hukuksuzluk ve adaletsizlik istemiyor. Bazıları bu tesbite itiraz edebilir, ama esasta seçmen ‘adalet’ten yana tavır alır. 

Türkiye’de yaşanan sıkıntı adaletsizliğin ‘adalet’ nam ve ismi altında yapılmasıdır. Yapılan yüzlerce adaletsiz uygulama, hakikatlerin ters yüz edilmesi sebebiyle ‘adalet’ olarak sunuluyor. 

Meselâ, “Birisinin hatasıyla başkası mesul olmaz/ Babanın suçunu oğlu çekmez” temel prensibini çoğunluk savunur. Ancak bu yöndeki uygulamalar başka isimler altında yapıldığı için adaletsizlik perdelenmiş oluyor.

KONDA Genel Müdürü Ağırdır’ın dikkat çektiği başka bir tesbit de önemli. “Sadece siyasetçiler değil, kanaat önderlerinde, sivil toplum kuruluşlarında” da ‘seçmen’i dikkate almayanlar arasındaymış. Hele hele  ‘kanaat önderi’ ya da ‘sivil toplum kuruluşları’nın ‘seçmeni, milleti’ dikkate almayan bir anlayışta olması acaba nasıl izah edilebilir?

Başka pek çok problemin yanında seçmeni ve milleti dikkate almayan bu anlayış büyük ve ağır faturalar ödememize yol açıyor. Acaba milleti ve seçmeni dikkate almak çok mu zor ki bundan uzak duruluyor? “Bilen”leri dinlemeyen siyasetçi ve idarecilerin isabetli adımlar atması mümkün değil. Ne edip etmeli bu temel yanlışlardan kurtulmalıyız.