Temmuz 12, 2021 08:21 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Star: İsmail Demir: SANCAK'ı TSK'ya teslim ettik

Cumhuriyet:

Kemal Kılıçdaroğlu, 'Belediye başkanlarımızın birinci görevi, halka verilen sözleri tutmak'

Yeniasya:

Pandemi yavaşlamıyor

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Orhan Bursalı 11 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Sıra geldi, ülkenin elektrik otoyolu TEİAŞ’nin üzerine çökmeye..."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Biraz daha yazı tatili yapabilirdim ama bir dostum kışkırttı: Yahu ülkenin elektrik otoyolu elden gidiyor sen ense yapıyorsun... Ense falan yaptığım yok tabii.. Olan bitenleri yakından izlemek bile, insanın tatilini zehir edecek nitelikte, her şeyi izliyor okuyor, dünyaya bakıyorum. Bu nasıl tatil!.. Evet, buradan başlayalım, iktidar saraylara maraylara harcayacak para kalmayınca, ülkenin geride kalmış en değerli kuruluşlarından TEİAŞ’yi özelleştirme kapsamına aldı. Türkiye Elektrik İletim AŞ, ülkenin elektrik otoyolu. Tüm ülkeyi bir ağ gibi kapsıyor. Her kent her köy... yüksek elektrik hatlarıyla donatılı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

...***

TEİAŞ bir kamu tekelidir. Muazzam bir örgütlenmeye ve bilgi birikimine sahiptir. Geçen yıl kazancı 4.64 milyar TL. 

Ülkenin iletişim otoyolu ise Türk Telekom’du. O da özelleştirilmişti. 6.5 milyar dolara, gayet ucuza Oger’e peşkeş çekilmişti ve başına gelenler pişmiş tavuğa benzer. Oger tüm kâr paylarını transfer etmiş, Türkiye’de bankalara olan borcunu ödemeden kaçıp gitmişti. Şirketin şimdi yüzde 55’i alacaklı bankalara ait. Hazine’nin payı yüzde 25. Ayağa kalkmaya çalışıyor ama AKP’nin de çiftliği olmayı sürdürüyor.

İletişim otoyolunun peşkeşinden sonra şimdi sıra elektrik dağıtım otoyolunda.

Biliyorsunuz, bu iktidar, elektrik dağıtımını bölge bölge özelleştirmişti. İddiaları “elektrik dağıtım bölgelerinde varlıkların daha verimli işletileceği, maliyetlerin ve kayıp-kaçağın düşürüleceği, arz güvenliğinin sağlanacağı ve kalitenin artacağı” idi.

Faturalarınıza, elektrik kesintilerine bakın, durumu anlayın. Giderek her geçen yıl daha pahalı bir elektrik faturası önümüze geliyor. Dağıtımı alan şirketler borçlu ve iktidar zam üzerine zam yapıyor.

Elektrik Mühendisleri Odası diyor ki: “TEİAŞ’nin özelleştirilmesinin anlamı ülke çıkarları, güvenlik ve geleceğimiz açısından kritiktir. Çünkü TEİAŞ sadece iletimden değil, şebeke verimliliğinden, planlamasından, projeksiyonlardan, ikili anlaşmalardan, sisteme dair her türlü altyapı ve ikincil mevzuattan da sorumludur. Yani TEİAŞ’nin özelleştirilmesi demek, elektrik sisteminin kalbinin ve aklının da özelleştirilmesi demektir.”

Özelleştirme İdaresi, TEİAŞ’nin halka arz edileceğini söylüyor. Bu da bir numara, ancak yüzde 10-15 gibi bir kısmını arz ederler, (Türk Telekom’da da öyle olmuş yüzde 15’i borsada satılmıştı.)

Çoğunluk hissesi kamuda kalacakmış. Bu açıklama da eleştirileri “yatıştırmak” için. Belli ki yine çoğunluk hissesini satacaklar. Çünkü o kısmı para eder. TEİAŞ’yi Türk Telekom’un yaşadığı felaket bekliyor.

Her yerleşim yerine ulaşan, hazır döşenmiş, olağanüstü bir iletişim kapasitesi. Çok merak ediyorum. Bunu Telekom şirketlerine kiralamayan TEİAŞ, özelleşip güzelleşince, bu kapasitenin kullandırılması ile elektrik iletiminden kazandığı paraya oranla ne kadar daha kazanacak?”

Yani TEİAŞ çok önemli bir özelliğini kullandırıp para kazanmıyor. Satılınca şirketler, altın yumurtlayan bir makine elde edecekler.

Elektrik iletişim hatları tekel, yani elektrik otoyolu dedik.

İktidar paralı otoyollar yapıyor. Fakat bu otoyolların alternatifleri var, parasız devlet yolları. Diyor ki dostum: “Otoyollarda nasıl bedelsiz bir devlet yolunu alternatif güzergâh olarak göstermeden bir yolu paralı otoyol yapamıyorsanız, elektrik ve demiryolu ağında da benzeri olmalı”. Akıllarının ucuna bile gelmez..

...***

Taha Akyol 11 Temmuz tarihli Karar gazetesinde, " Erdoğan'ın 2023 hedefleri"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Cumhurbaşkanı Erdoğan iki gün önceki Diyarbakır konuşmasında yine 2023 Hedefleri’nden bahsetti. Şurada iki yıl kaldığı halde Hâlâ 2023 hedeflerinden bahsediyor olması üzerinde durulması gereken bir konudur. Parti lideri Erdoğan, bir taraftan daha sıkı muhafazakâr politikalarla, öbür taraftan gerçekçi olsun olmasın, hedefler göstererek seçmen tabanını tutmaya çalışıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

2011 Seçim Bildirisinde, yani tam on sene önce açıklanmış olan “2023 Hedefleri”ne önümüzdeki iki yılda ulaşılabilir mi? Bunlar geçerli hedefler midir?

Kişi başına 8 bin dolara düşmüş olan milli gelirimiz, “2023 Hedefleri”nde yer alan 25 bin dolara iki yılda çıkar mı?!.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Diyarbakır konuşmasındaki sözleri şöyle:

“Yalan, dalavere, ikiyüzlülükle karşınıza çıkıp sizleri oyalamasınlar. Bu coğrafyayı birlikte medeniyetimizin beşiği haline getirdik. İnşallah yine birlikte 2023, 2053 vizyonuna kavuşturacağız.”

Erdoğan’ın 23 Hedeflerine ulaşacağımızı söyleyen başka konuşmaları da var.

İktidardaki bir politikacının iyimser tablolar çizmesi tabiidir. Fakat dozuna dikkat etmek gerekir. İyimser sözlerin içindeki propaganda dozu arttıkça inandırıcılığı azalır.

Şimdi Erdoğan’ın, bir ay önce Yukarı Afrin barajının açılış töreninde söylediği şu sözlere bakalım:

“Dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olma hedefine ulaşmaya artık çok daha yakınız. Konjonktürel sıkıntıları yakında geride bırakacağımızdan, yapısal reformlarla kalıcı kazanımlar elde edeceğimizden kimsenin şüphesi olmasın.”

Peki, rakamlar ne diyor?

Evvela, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve Ekonomi Bakanı Berat Albayrak’ın imzasını taşıyan Orta Vadeli Program’da (YEP) kişi başına gelirin 2023 yılında 10 bin dolar olması hedeflenmişti! Halbuki 2023 Hedefleri’nde bu 25 bin dolardı!

Yarısına bile ulaşamayacağımız gerçeği, Erdoğan ve Albayrak imzasıyla kesinleşmiştir.

Hiçbir veri, 2011’de açıklanan 2023 Hedefleri’nin yarısını bile tutmuyor.

2023 hedeflerini yarısına ulaşmak bile hayal görünüyor. Peki, dünyanın 10 büyük ekonomisine “daha yakın” bir duruma yükseldik mi?

Türkiye, AK Parti iktidarının reform yıllarında kazandığı ivme ile 2016 yılında, ekonomik büyüklük itibarıyla 1 trilyon dolara yaklaşmış, 20 büyük ekonomi içinde 16. sıraya kadar çıkmıştı. O zaman “daha yakın”dı.

Fakat hatalı politikalar, hukukta güvensizlik, Merkez Bankası’nın bağımsızlığının kaldırılması gibi bir çok etkenle son beş yılda ekonomimiz hızla küçüldü.

...***

Faruk Çakır 11 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, " Gıda israfına çare"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Ankara Ticaret Odası (ATO) gıda ve gıda ile ilgili sektörlerde faaliyet gösteren on binlerce üye işletmenin gıda israfını önlemesi için harekete geçmiş ve bu maksatla “Gıda İsrafının Önlenmesi ve Gıda Bankalarının Yaygınlaştırılması /Etkinleştirilmesi Çalıştayı” düzenlenmiş. Bir kilo buğday ya da bir ekmeğin israfını önleyecek herhangi bir faaliyet dahi alkışı hak ettiğine göre, israfın önlenmesi anlayışına destek olan bu ve benzeri faaliyetler tekrarlanmalı ve teşvik edilmeli."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

TBMM Dilekçe Komisyonu Başkanı Belma Satır, açılışta yaptığı konuşmada, dünyada yoksulluğun, açlığın, gıda güvensizliğinin ve kötü beslenmenin ortadan kaldırılması için büyük ölçekli tedbirlerin alınmasına ve çok sektörlü işbirliğine ihtiyaç duyulduğuna dikkat çekmiş. 

Gıda israfı konusunda bakanlıklar, sivil toplum örgütleri, üreticiler ile ticaret odalarının aktif çalışması gerektiğine dikkat çeken Satır, “Gıda bankaları, gıda israfını azaltarak çevreyi korumak yani sıfır atık, gıda güvencesinden yoksun insanlara gıda desteği sağlamak yani sosyal yardım, yerel düzeyde insanî örgütler ile sivil toplumu güçlendirmek yani toplumsal dayanışma olmak üzere aç ayrı fayda sağlıyor” şeklinde konuşmuş. 

İsrafın her çeşidi kötü olduğu için, israfı önlemek adına atılan her adım insanları heyecanlandırmalı. Elbette asıl yapılması icap eden söz değil, fiil ve icraatlardır. İş dünyasının temsilcileri makamında olanların bu yönde adım atmış olmaları isabetlidir. Bu ve benzeri programlar, toplantılar ve tartışmalar mutlaka devamlı şekilde yapılmalı ve alınan kararlar mutlaka uygulanmalıdır. Eğer israfa karşı atılacak adımlar konuşulduğu salonlarda kalır ve icar safhasına geçmezse bir netice alınması mümkün olmaz.