Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Türkiye’de 2 milyon 685 bin memur, ağustosta yapılacak toplu sözleşme görüşmelerini bekliyor
Karar:
OHAL'de seçim olur mu?
Milli gazete:
Bahçeli'ye Süleyman Soylu şoku! MHP'liler tepki gösterdi
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Örsan Öymen 12 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Kılıçdaroğlu’nun adaylığı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun önümüzdeki genel seçimlerde “Millet İttifakı”nın cumhurbaşkanı adayı olacağına dair CHP’nin içinden gelen bazı açıklamalar, doğal olarak tepkiyle karşılandı. Birincisi, “Millet İttifakı”nın adayının kim olacağına CHP tek başına karar veremez. Bu karar “Millet İttifakı”nın diğer unsurlarıyla birlikte karara bağlanır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
İkincisi, CHP, “Millet İttifakı”na bir aday adayını önerse de bu aday adayının kim olacağına CHP Genel Başkanı ve onun yakın çevresinde kendi siyasi kariyerinin derdine düşen birkaç kişi karar veremez. Bu karar partinin tabanının, seçmeninin, üyelerinin beklentileri dikkate alınarak verilebilir. Aksi halde CHP’lilerin tamamı böyle bir aday adayına sahip çıkmaz.
Üçüncüsü, “Millet İttifakı”nın cumhurbaşkanı adayının, cumhurbaşkanı seçilebilecek birisi olması gerekir. Söz konusu adayın cumhurbaşkanı seçilebilmesi için de geçerli olan sisteme ve mevcut siyasi koşullara göre, her siyasi partiden oy alabilecek birisinin olması gerekir.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in de “Cumhur İttifakı”nın adayı olan AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan karşısında seçilme olasılıkları son derece zayıftır.
Akşener’in, HDP tabanından ve CHP tabanının bir kesiminden oy alması çok güçtür. Kılıçdaroğlu ise 11 yıl önce genel başkan seçildiğinden beri girdiği tüm genel ve yerel seçimleri kaybetmiş bir liderdir.
CHP’nin son yerel seçimde bazı illeri AKP’nin elinden almış olması, tüm Türkiye için bir genelleme yapılmasına olanak tanımaz. Bu genellemeyi yapanlar, Türkiye’nin sosyolojik gerçeklerinden tamamıyla kopuk bir biçimde, çok ciddi hesaplama hatası yapmaktadırlar.
Kamuoyu araştırmalarına göre, Erdoğan’dan fazla oy alan olası aday adayları, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’tır. Ancak bu iki adayın içinde de farklı araştırmaların ortalaması alındığında, İmamoğlu önde görünmektedir. İmamoğlu her siyasi partiden oy alabilen bir olası adayken, Yavaş’ın HDP tabanından oy alabilmesi konusunda sıkıntı yaşanmaktadır.
İmamoğlu’nun aday olmasıyla ilgili en büyük zorluk ise İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde çoğunluğun AKP’de olması, İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adayı olmak için istifa etmesi durumunda, İstanbul Belediyesi’nin, bir veya iki yıl için AKP’ye geçeceği gerçeğidir.
...***
Mustafa Karaalioğlu 12 Temmuz tarihli Karar gazetesinde, " Kılıçdaroğlu aday olmazsa çökecek bir strateji"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Olağanüstü hal uygulamalarının 3 yıl daha uzatılması kararı gösterdi ki ekonomik ortamın, dolayısıyla da demokratik ortamın iyileştirilmesi gibi bir hedef bulunmuyor. İktidarın sistem üzerinde zaten sınırsız seviyede olan müdahale yetkisinin bir kez daha kanuni altyapıyla güçlendirilmesi geleceğe dair güçlü bir işarettir. Neyin işareti olduğu da bellidir. Daha fazla müdahale, daha çok hukuk ihlali ve içeriye/dışarıya devletin vebalinin ne kadar ağır olduğunu bir kez daha hatırlatmak."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Ekonomisi derin bir krizde olan, yabancı sermayeye ve yerli yatırımcının teşebbüsüne hayati derecede ihtiyacı olan bir ülke bu yolu tercih etmezdi. İktidar tercihini bu istikamette kullandığına göre, otoritesini her şeyin önüne koyuyor demektir. Esasen bu istikamet şaşırtıcı değildir çünkü epeyidir sorunların demokratik yöntemlerle veya ekonomide rasyonel yaklaşımla çözümüne dair bir örnek görülmemişti. Erken veya zamanında yapılacak seçimlere kadar makul yola dönmek zaten bir seçenek olmaktan çıkmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, madem bu seçenek yok o zaman daha keskin ve sert olsun diye düşünmüş olmalı…
Startı verilen seçim kampanyasının iki ayağından birisi bu yaklaşım olacaktır. Eli ağır, problemlerin dış güçlerden kaynaklandığını ve ülkenin beka tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu tekrarlayan bir iktidar duyacağız. Yani, duymaya devam edeceğiz. Buradan hareketle ülke idaresinin asla muhalefete bırakılamayacağını çünkü, beka tehlikesiyle karşı karşıya kalan bir devlette muhalefet yapmanın tam olarak dış güçlerin ekmeğine yağ sürmek olduğunu işittik, daha güçlü sesle işitmeye devam edeceğiz.
Bu politik dil, seçime kadar yolun birinci ayağıdır. İkincisi ise, muhalefetin adayının Kemal Kılıçdaroğlu olması umududur. Erdoğan ve Cumhur İttifakı’nın seçimi kazanmaya dair en güçlü hesabı karşılarına Kılıçdaroğlu’nun çıkması beklentisidir. Son günlerde, her zamankinden daha fazla CHP liderini hedef alan açıklamalar ve arkası kesilmeyen gazete manşetleri de bu beklentinin gerçeğe dönüşmesi yönündeki adımlar olarak görülmelidir. Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın karşısına muhalefetin ortak adayı olarak çıkarsa sonuç ne olur bahsi diğer ama iktidarın seçim stratejisi budur.
Özetle ortada, bir ayağı daha çok beka tehlikesi çağıran, daha çok dış güçler korkusu üreten ve buna bağlı olarak vatan elden gidiyor temalarını içeren; öteki ayağı da Kılıçdaroğlu’nun adaylığını bekleyen bir strateji vardır. Siyasi eğilimin seyri ise eğer Kılıçdaroğlu aday olmazsa bu stratejinin birinci ayağının da anlamını yitireceğidir. Bu politik söylem sadece Kılıçdaroğlu’nun aday olması durumunda çalışır. Faydası olur mu, Erdoğan’a seçimi kazandırır mı bilinmez ama çalışır. Bir anlamda iktidar, elini açık ederek Kılıçdaroğlu’na son dakika hamlesi fırsatı sunmaktadır. CHP lideri aday olmaz ve muhalefet başka bir isim belirlerse, iktidarın stratejisi çöker. Yani, bu politik dil, şimdi adı geçen başka isimlere veya sonradan oraya çıkabilecek herhangi bir adaya karşı işe yaramaz.
Hatırlatalım… Yerel seçimde tıpatıp aynı dil vardı ve yaramadı.
...***
Mehmet Kara 12 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, " “Malı götürdü demesinler!”"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Açlık sınırının altında maaş alan asgarî ücretlinin durumunu anlatmak için dört kişilik bir ailenin üç öğün simit yiyip çay içmesi kullanılır. Şu anda üç öğün simit yiyip bir bardak çay içen bir asgarî ücretlinin maaşının yarısı gidiyor. Bir bakıma asgarî ücretli için simit fakirin döneri oluyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Ankara’da simit 2 lira, çay 3-3.5 lira… Dört kişilik bir aile her öğün simit yese günde 12 simit eder. Bu da günlük 24 lira, aylık 720 lira demek. Bunun yanına bir çay eklenirse 1.500 lirayı bulur. Elektrik, su, doğal gaz, telefon faturaları derken 2.830 lira olan asgarî ücretle geçinmek için mu’cize gerekir.
Bundan bir iki sene önce hemşehrim Çankırı Milletvekili AKP Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun günde üç öğün çay-simit tüketildiğinde asgarî ücretlilerin geçinebileceğine ilişkin sözleri ve yaptığı hesap çok tenkit edilmişti. Akbaşoğlu, Çankırı’da bir bardak çayın 1 TL, simit fiyatının da 1 TL olduğunu belirtip “5 kişilik bir aileden yapacağım hesabı. AK Parti kurulduğunda 2002 yılında asgarî ücretli vatandaşımızın maaşı sabah, öğle, akşam çay-simit almaya yetmiyordu. Şimdi asgarî ücretlinin maaşı ne kadar, 2 bin 20 lira. Koyduk kenara. Bir çay, bir simit iki lira. Beş kişilik bir aile bir öğünde 10 lira. Günde 30 lira. Ayda ne yapar, 900 lira. 2020 lira eksi 900 lira ne yapar; demek ki 1120 lira cebinde kalıyor. Daha mı iyi, daha mı kötü? Soruyorum matematik yaptık muhterem, şöyle kalk bakayım ayağa” demişti.
Sayın Akbaşoğlu’nun 2021 yılı ortalarına geldiğimiz şu günlerde çay-simit hesabını tekrar yapmasını bekliyoruz. İki yıl sonra cepte kalan miktar ne kadar oldu/oluyor, onu da öğrenmiş oluruz.