Temmuz 14, 2021 08:41 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Türkiye’de 14.3 milyon işçinin 7 milyonu açlık sınırının altındaki asgari ücretle çalışıyor

Yeniasya:

1 milyon çalışan topun ağzında

Star:

Biden'ın Türkiye Büyükelçisi adayı belli oldu

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Esfender Korkmaz 13 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, "AKP 19 yılda 10 milyon işsiz yarattı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" AKP'nin hükümet kurduğu 2003 yılında nüfusumuz 66,4 milyon idi. İstihdam edilenlerin sayısı 21 milyondu.2021 Mayıs ayında nüfusumuz 84 milyon oldu. İstihdam edilenlerin sayısı 27,8 milyona çıktı. Bu 19 yılda nüfusumuz 17,6 milyon arttı. İstihdam edilenlerin sayısı ise 7,8 milyon arttı. AKP iktidarı 19 yılda aradaki fark kadar yani 9,8 (10) milyon işsiz yarattı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Açıklanan Mayıs ayı işsizlik verilerine göre, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranı yüzde 13,2 oldu. Geçen senenin aynı ayına göre 0,6 yüzdelik puan geriledi. 2020 yılında pandemi etkisi daha yüksek idi. Ama Türkiye'nin işsizlik sorunu 0,6 yüzdelik puanla çözülmez.

Aslında siyasi iktidar işsizlikte sürekli olarak kendini egale ediyor. On bir sene önce 2010 yılında açıklanan işsizlik oranı yüzde 9,2 idi. Bugün yüzde 13,2 oldu.

 Atıl iş gücü oranı yüzde 27,2 oldu. Bu oran atıl iş gücü, işsiz sayısı, zamana bağlı eksik istihdam ve potansiyel iş gücü toplamının oranını gösteriyor. Oysa ki yine 11 sene önce 2010 yılı Mayıs ayında bu oran yüzde 17,8 idi.

Pratikte istihdam sorununun çözümünde dikkate almamız gereken oran bu orandır. Çünkü bu oran aynı zamanda bizim insan gücü kaynaklarımızı ne oranda kullandığımızı da gösteriyor. İktisadi kalkınma ve gelir dağılımının düzelmesi için, Türkiye elindeki insan gücü kaynaklarını etkin kullanmak zorundadır. Atıl iş gücü oranının yüzde 27,2 olması, bu kaynakları etkin kullanmadığımızı gösteriyor. Bu şartlarda eğer bir istihdam programı yapacak olursak, gerçek işsizlik oranının yüzde 27,2 olduğunu kabul ederek işe başlamamız gerekir.

19 yılda 10 milyon işsiz yaratan bir iktidarın işsizliği çözmesi mümkün müdür? Çözmesi için popülizm dahil bugünkü politikalardan 180 derece dönmesi gerekir.

...***

Faruk Çakır 13 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, " OHAL eskide kalsın"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Hal ve gidişe bakılırsa Türkiye’yi idare edenlerin ‘olağan üstü hal’ idaresini çok sevdikleri ve benimsedikleri anlaşılıyor. Adı üstünde, ‘olağan üstü hal’ kalıcı değil geçici bir tedbirdir. OHAL idarelerinde bazı ‘yanlışlar’ kabul görebilir. Meselâ, sel, deprem ve benzeri bazı hallerde idareciler ‘normal günler’deki gibi davranmayabilir. İşin gereği olarak bazı uygulamalar farklılık gösterebilir. Ancak bu ‘hal’in kalıcı hale dönüşmesi iyiye alâmet değildir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bir müddettir idareciler ülkemizi ‘sürekli olağan üstü hal’ gibi idare etmek istemektedirler. OHAL idaresi görünüşte idarecilerin lehindedir, ama esasta hem idarecilerin, hem milletin, hem de devletin aleyhinde bir idare şeklidir. Çünkü OHAL idarelerinde işler halledilmiş olmaz, sadece ötelenir ve ertelenir. Neticede problemler, dertler ve sıkıntılar birikmiş olur. 

Türkiye’nin yakın tarihine bakıldığında OHAL idaresinin iyi neticeler vermediğini herkes görür ve bilir. Bilhassa 12 Eylül 1980 darbesinden sonra ülkemiz uzun süre OHAL idaresi ile yoluna devam etmek istedi. Bazı şehirler ‘normal hal’e döndüğü halde bazı şehirler uzun süre OHAL’le idare edildi ve hatta bir dönem “OHAL bölgesi ve OHAL valiliği” dahi ihdas edilmişti. Bu uygulama sıkıntıların sona ermesine değil, aksine birikmesine ve kangren halini almasına yol açtı. Daha sonra OHAL’den ‘normal hal’e geçen siyasî partilerin seçim vaadleri haline geldi. Sonunda ülkemiz OHAL’den kurtuldu, ama ağır faturalar da ödendi.

Düşünün ki bir yandan ‘yargı reformu yapıyoruz’ şeklinde açıklamalar yapılırken bir yandan da ‘olağan üstü hal’ anlayışı ve uygulamaları sürdürülmek isteniyor. İktidar tarafından TBMM’ye sunulan ‘torba teklif’le olağanüstü hal tedbirlerinden bazılarının uzatılması gündemdeymiş. Uzatılması istenen uygulamalar arasında şirketlere kayyım atanması, kamu görevlilerinin ihracı ve gözaltı süreleri gibi konular varmış. 

Türkiye’nin ve milletin menfaati, daha fazla hak, daha fazla hukuk ve tam adalettedir. Bunun yolu da OHAL idarelerini, anlayışını ve uygulamalarının süresini uzatmakla temin edilemez. Ülkemiz bir an önce ve kalıcı şekilde ‘normal işleyen adalet ve hukuk hali’ne kavuşmak durumundadır. Bunda milletin, memleketin ve herkesin menfaati vardır. Başka yollar aramak akla uygun değildir. “Her şeyin en iyisini biz biliriz” diyenler bir değil, bin defa daha düşünsün ve yanlış kararlar almasın inşallah.

...***

İbrahim Kahveci 13 temmuz tarihli Karar gazetesinde, " Yağ var ama iş yok!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Mayıs 2016; Çalışabilir nüfus 58 milyon 621 bin kişi. Çalışan sayısı ise, 27 milyon 221 bin kişi. Aradan tam 5 yıl geçti. Ve şimdi durum ne? Mayıs 2021; Çalışabilir nüfus 63 milyon 572 bin kişi. Çalışan sayısı ise, 27 milyon 844 bin kişi. Evet, aradan geçen 5 yılda; çalışabilir nüfus tam 4 milyon 951 bin kişi artıyor ama çalışan sayısında artış sadece 623 bin kişi. 5 yılda net iş bulanların sayısı sadece bu 623 bin kişi. Evet, sadece 623 bin kişi iş buldu bu toplam 5 yıllık sürede."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Ama 50 yıl önce yağ kuyruğunu hatırlayan toplumun bir kesimi bugün yaşanan işsizliği hatırlayamıyor-görmüyor bile.

Burada bir detay daha var. Çalışabilir nüfus artışı 4 milyon 951 bin ve bunların içinden iş bulan sayısı sadece 623 bin kişi. Yani çalışabilir yeni nüfusun 4 milyon 328 bin kişisi iş bulamadı. Ama işsiz sayısı aynı dönemde sadece 1 milyon 102 bin kişi artmış.

Acaba TÜİK bu kalan 3 milyon 226 bin kişiyi ne yaptı? İşte onlar umudunu kaybedenler kulübüne kaydedildi. Artık ne işsiz gözüküyorlar ne de iş arıyorlar.

Bu ne anlama geliyor? Şöyle ifade edelim:

Eğer çalışabilir nüfusun işgücüne katılımı Mayıs 2016’daki gibi %51,8 olsaydı, 63.572 bin kişinin 32.930 bini işgücü piyasasında olacaktı. Ve 27.844 bin çalışan düşüldüğünde işsiz sayımız 5 milyon 086 bin ve işsizlik oranımız da %15,4’e çıkacaktı.

Ama şimdi işsiz sayımız 4 milyon 237 bin ve işsizlik oranımız da %13,2 çıkıyor. İşsizlik konusunda sıkça kendisini kıyasladığı Turgut Özal dönemi ve Erdoğan’ın Başkanlık dönemine kısaca bakalım. 1982-1991 arası 10 yılın ortalamasında 15+ yaş nüfus 30 milyon 752 bin kişi. Bu nüfusun 17 milyon 198 bini işgücü piyasasında; yani Özal döneminde umutsuzluk çok az ve işgücüne katılım oranı %55,9.

Ve çalışan sayısı da 15 milyon 757 bin kişi.

Böylece Özallı yıllar Türkiye'de ortalama işsizlik tam yüzde 8,4 olarak gerçekleşmiş. Burada işgücüne katılım oranının yüksekliğini yeniden not düşelim. 2017-2021 Erdoğan’ın fiili Başkanlık dönemi: Ortalama 15+ yaş nüfus 61 milyon 361 bin kişi. Bunun yüzde 51,8’i işgücüne katılmış ve ortalama 27 milyon 876 bin kişi çalışmış. Bu ortalamaya göre Erdoğan dönemi işsizlik oranı ise yüzde 12,3. Durun bakalım... Eğer umutsuzluk artıp eve kapanma ve iş aramadan vazgeçilmeseydi ve Özal dönemi gibi iş aransaydı ne olurdu? İşte o zaman işsiz sayısı 3,9 milyon yerine 6,45 milyon kişiye çıkar ve işsizlik oranı da %18,8 olurdu.