Temmuz 18, 2021 18:14 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Karar: Davutoğlu'ndan iktidar yorumu: AK Parti davadan koptu

Cumhuriyet:

Erdoğan yeni ittifakın sinyalini verdi!

Yeniasya:

Bakan Selçuk: Okullarımızı 6 Eylül'de açacağız

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Osman Sert, 17 Temmuz tarihli Karar gazetesinde, "Ufukta seçim mi var?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Diyarbakır ziyareti ve bir buçuk yıllık pandemi arasından sonra sahalara inmesi yine erken seçim senaryolarını konuşulur hale getirdi. Aslında erken seçimi Türkiye gündeminde tutan temel sebep; 1 Kasım 2015 genel seçimleri istisna tutulursa parlamento seçimlerinin, 16 Nisan 2017 referandumunun ve son Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin toplumda kesin bir sandık tatmini üretememiş olması. Sürekli yüzde elli bandında gerçekleşen, hiçbir tarafın tatmin edici güçlü bir zafer elde edemediği seçimler, seçmenler nezdinde de sandık beklentisini tümüyle ortadan kaldırmaya yetmiyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

2019’daki yerel seçimler, Türkiye genelinde verdiği net sonuçla yerel yönetimler açısından bir erken seçim ihtiyacını da ihtimali de ortadan kaldırdı. Sandıktan çıkan sonuç koltuğa oturan belediye başkanlarına sağlam bir meşruiyet verdi.

Türkiye’de Cumhur İttifakı uzun süredir girdiği seçimleri kazansa da AK Parti’nin parlamenter sistemde elde ettiği çoğu neticede olduğu gibi kesin bir tatmin duygusunu hem kendi seçmenine hem de muhalefete veremiyor. Bu da erken seçim beklentisini diri tutuyor.

Bu beklenti 2019’daki yerel seçimlerde iktidar aleyhine güçlendi. Ancak muhalefetin elde ettiği psikolojik üstünlüğü sürdürememesi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başta Barış Pınarı Harekâtı olmak üzere gündemi kendi hakimiyeti altına alması ile bu beklenti büyük oranda zayıfladı. Ancak erken seçim tartışmaları bitmedi.

Ne kadar üzerine spekülasyon yapılırsa yapılsın kâğıt üzerinde 2023 seçimlerine en az 2-3 sene varken, ekonomi ve pandemi seçmen psikolojisinde bir dalgalanma oluşturmuşken, 31 Mart seçimlerinin oluşturduğu tedirginlik de iktidarda mevcutken böyle bir beklenti aslında biraz havanda su dövmekten ibaretti. Ama olsun, hem siyaset esnafı hem de bu tartışmanın tarafları uzun süre bu iddiayı gündemlerinde tuttu.

Aslında bugün de mevcut tabloda bir erken seçimi iktidar için düne göre daha anlamlı kılan bir değişiklik yok. Ne Cumhur İttifakının oyları bir toparlanma trendinde ne de ekonomide hissedilen bir iyileşme var. Bilakis özellikle enflasyon ve işsizlik rakamları hiç de iç açıcı bir gelecek vadetmiyor. Sedat Peker ifşaatları gibi gelişmeler seçim arazisini iktidar için mayınlamaya devam ediyor. Dış politikada da rüzgâr iktidar lehine esmiyor.

İktidarı seçmen nezdinde rahatlatabilecek tek gelişme Kovid-19 bağlamında yaşanan hızlı aşılama ve buna paralel seyreden normalleşme süreci. Bunların da kazanmaya yetip yetmeyeceği ayrı bir tartışma konusu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan mevcut Cumhur İttifakı’nın kendisine bir seçim galibiyetini garantileyeceğinden emin değil. Alternatif bulmak için niyetlendiği açılım çabaları bir sonuca ulaşmadı. Bu konuda kesin bir sonuca ulaşmadan da erken ya da baskın bir seçime niyetlenmesini anlamlı kılacak bir siyasi zemin bulunmuyor.

...***

Cevher İlhan 17 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, " “15 Temmuz soruları” hâlâ cevapsız!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" İstifhamların başında, dönemin Kara Havacılık Okulu Komutanı’nın mahkemede, “Genelkurmay Başkanı’nın Akıncı’ya geçişi emir-komuta içinde olmuştur. VIP olarak ağırlandığı Akıncı’dan Çankaya Köşkü’ne gidişinin de VIP şeklinde olduğunu mürettebatın ifadelerinden biliyoruz. Değilse serbest bırakıldı ya da kurtuldu/kurtarıldı, ama mürettebat tutuklu” ifadesinin soruşturulmaması geliyor."diyen yazar, yazısının devamında ifadelere yer veriyor: 

...***

Keza AKP milletvekili Şamil Tayyar’ın da nazara verdiği “Sabah 8.30 kadar bir irtibatı yok. Kubilay Selçuk, Mehmet Dişli, Akın Öztürk’ün ifadelerinde ‘Genelkurmay Başkanı’nın eli kolu bağlı değildi ve odasında çay içiyordu dedikleri ve televizyon izledikleri’ iddialarıyla “komuta kademesi 04’e kadar durumu mu gözetledi?” sorusunun cevabının araştırılmaması istifhamları derinleştiriyor. 

Sahi, savcının esas hakkındaki mütalâasında “Sonuçta Çankaya Köşkü’nde Başbakanlığa iniş yaptık. Peşimde Mehmet Dişli geldi. Açıkça arkamdan gelenleri kontrol etmedim. Başbakanlık binasına girdim..” dediği yazılan Genelkurmay Başkanı’nın “Dişli’yi iner inmez değil de saatlerce süren kriz toplantılarına katıldıktan saat 16.30’da ihbar etmesi ciddî olarak sorgulanmadı? 

Yine Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı eski Komutanı’nın, mahekemede “Ben ‘fetö’cü değil milliyetçiyim. Bu plânlama başarısız olsun diye yapılmış amatörce askerî bir plândır. Oyun ve aldatmacadır. Kimin işine yarıyorsa o yapmıştır” savunması neden yeterince incelenmedi?

Ya da Mahkeme Başkanının “Akıncı’da emir komuta kimdeydi?” sorusuna, “Yöneten yoktu, tam bir curcunaydı; kimin kime ne emir verdiği belli değildi, çok kavgalar vardı” cevabının perde arkası aralanmayıp 15 Temmuz Hâdisesi karmaşık ve muallel halde ortada bırakıldı? Ve neden Cumhurbaşkanı, “dere geçerken at değiştirilmez” dedi?

Gerçekten, bu garabetin sebebi neden sorulmadı; niçin MİT müsteşarı gibi Genelkurmay Başkanı’nın millet irâdesinin temsilcisi Meclis’e ifade vermesi engellendi? 

Özetle üzerinden beş yıl geçtiği halde “15 Temmuz” soruları hâlâ cevap bekliyor. Bu açıdan gri alanların âcilen cevaplandırılması bekleniyor.

...***

Arslan Tekin 17 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, " 'Ekonomide Derin Göçük'"başlılı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Hocaların hocası, eski milletvekili, gazetemizin yazarı Prof. Dr. Esfender Korkmaz'ın, Türkiye'yi yöneten ve yönetmeye talip olan herkesin elinin altında bulunduracağı iki kitabı çıktı: "Demokrasi ve Kalkınmada Zor Geçit" ve "Ekonomide Derin Göçük" (AsyaŞafak Yayınları). Hocamız "Demokrasi ve Kalkınmada Zor Geçit" kitabında "Diktatörler neden Diktatördür?" başlığı açıyor. Şu zamanda altı çizilecek tespitlerini vereceğim:"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

"Diktatörlerin bir kısmı darbelerle gelmiştir. Ancak güce tapma veya aldanma suretiyle diktatörleri genellikle halk yaratmıştır. / Dünyada heykeli ayakta kalmış hiçbir diktatör yoktur. Hepsinin sonu kötü olmuştur. Eceliyle ölen diktatör sayısı çok azdır. / Önceki diktatörlerin sonu sonraki diktatörlere ders olmuyor mu? / Dünyada neden yeni diktatörler çıkıyor? / Bu sorulara en iyi cevabı, duayen bir gazeteci veriyor. Türkiye'de 1950-1990 yılları arasında tam 40 yıl boyunca basında en büyük söz sahibi olduğu bilinen Haldun Simavi: 'Diktatörler hep doğru yaptıklarını sanıyorlar. Doğru yaptıklarında o kadar takıntılı oluyorlar ki tarihe dönüp bakmak gereği bile duymuyorlar.' diyordu. / Tarihin en acımasız diktatörlerini cezalandıran halklar çektiklerini aynı acımasız çizgide göstermiştir." (s. 69)

Burada "diktatör" meselesini bir tarafa bırakacağım, "inatçı politikacı" örneğinden hareket edeceğim: İnatçılık, etrafını görmemek, karşısındakini devamlı suçlamak, açıklarını bir bir sıraladıkları hâlde hiçbirini cevaplandırma gereği duymamak, koruyup kolladıklarının "suç" işlediklerini bildiği hâlde bir harekette bulunmamak da hayra alâmet değildir.

Ülkemizde maalesef, İstanbul Kanalı tartışmalarında, aklı başında herkes yanlışlığı gösteriyor; ancak, yetkiyi ellerinde tutanların, "İnadına yapacağız... İsteseniz de istemeseniz de yapacağız... Hayırdan başka laf, kargadan başka kuş bilmeyen bu kifayetsizler ..." sözleri doğruyu bilmekle mi ilgili, yoksa?...

Prof. Dr. Esfender Korkmaz, isimler vererek ayrıntılara giriyor. "Demokrasi ve Kalkınmada Zor Geçit" kitabı bizi uyandırıyor, desem yeridir.

Hocamızın, geçen ay çıkan diğer kitabı "Ekonomide Derin Göçük" Ak Parti iktidarının iktisat politikasını masaya yatırıyor. Sonuç itibarıyla: "Çıkış zordur ve zaman alır. Bugünkü iktidarın bu kitapta önerilen çözümler ve buna benzer çözümler için politika üretme ve uygulama şansı hiç yoktur. Çünkü AKP'nin kendi yıktıklarını yeniden yapması için, bugünkü sonu getiren sistemi değiştirmesi ve 20 yıl geriye gitmesi gerekir." diyor.