Türkiye'den Köşe yazarları
Cumhuriyet: Artan vakalarla ağustosta pik kaygısı duyan hekimler uyardı: Aşı zorunlu olsun
Karar:
Salgının başından beri Irak'ta rekor vaka sayısı
Yeniasya:
Memur-Sen zam talebini açıkladı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Orhan Bursalı 26 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Seçmen kararsızlıkta kalmasın, muhalefetin her soruna çözümünü bilmeli"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"“AKP neden yüzde 30’larda” yazılarına gelen yanıtlarda, muhalefetin halkla somut çözümlerle buluşması önerileri giderek ağırlık kazanıyor. Okur, iktidara gelindiğinde ekonomi ve finans, adalet, eğitim, iç ve dış politika, sağlık, çevre ve şehirleşme konularında ne yapılacak diye soruyor. Bunlardan bir demet daha sunuyorum."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
“Büyük başarılar kolektif çalışmalar sonucu elde edilir. Biz cumhuriyetçilerin, ülkenin sorunlarını belirleyip çözüm yolları ile politika oluşturmamız gerekiyor. Ancak bu nasıl yapılacak? Ana muhalefetin yapması gerekeni kısmen köşenizde yazıyorsunuz. CHP, tüm toplumu göreve davet etmeli. Fikir, görüş, çözüm önerisi gibi her düşünce, oluşturulacak kurullarda değerlendirilmeli. Gençlerin ve kadınların ağırlıklı olduğu, akademisyenlerin ve uzmanların oluşturduğu bu kurullar, çözüm önerileri ve politika geliştirmede parti meclisine düzenli raporlar ve öneriler sunmalı.
Parti örgütlenmesi de bu kurullarla yeni bir ivme ile tekrar yapılandırılmalı, aidiyet duygusu oluşturulmalı ve halk ile bağ kurulmalıdır. Genel başkanın zaman zaman konuşmalarındaki vaatler topluma yeterli ve düzenli olarak ulaştırılmalı ve seçmen kararsızlığa itilmemeli. Muhalefetin her soruna bir çözümünün olduğunu bilmesi ve nasıl çözeceğini de bilmesi önemli. Daha önce başka partiye oy vermiş seçmeni başka ne şekilde kazanabiliriz ki.”
“Kısaca söylemek istediğim: muhalefetin iktidara yönelik mevcudu eleştirmek ve sahaya inmekten başka (belediyelerin çalışmaları da başarılı) hazırlığı yok. İktidara gelindiğinde ne yapılacak? Öncelikle bu saçma sapan başkanlık modelini değiştirmek dışında, ekonomi ve finans, adalet, eğitim, iç ve dış politika, sağlık, çevre ve şehirleşme konularında ülkenin konularında birikimli, entelektüel kesimlerinin ve muhalefet partilerinin temsilcilerinin katılacağı çalıştaylar düzenleyerek iktidar hazırlığının yapılması gerekmiyor mu?” (Turgan Ülker)
“Hedef kitlesi olan ciddi maddi yoksunluk oranı yüzde 27.4 dahilindeki yoksullara, diğer araçlarla yanına çektiği orta kesimden bir kitleyi de ekleyerek, bu toplam kitleyi destekler ve yardımlarla, yeni oluşturduğu parti devletine bağımlı hale getirerek, gelirlerinde kendi gelirleri içerisinde oransal olarak ufak iyileştirmeler yaparak ve diğer siyasal araçları ile medyadan oluşan büyük propaganda makinesini kullanarak, oylarını yüzde 35-40 aralığında sürekli konsolide ediyor. Bunu yaparken de esasen sağ ve sol görüşlü, ulusalcı/ modern-milliyetçi ve cumhuriyet değerlerine sahip orta kesimin ana gövdesinin gelirlerini azaltıyor ve servetini eritiyor.” (Bülent Gürsoy).
...***
Mehmet Kara 26 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, "Torbayı da, OHAL’i de pek sevdiler!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Meclis 1 Ekim’e kadar tatile girdi. Son gün 24 saati geçen çalışmasını yapıp torba kanun çıkardı. Siyaset yaklaşık 2.5 ay Anadolu’da yapılacak. Bütün genel başkanlar milletvekillerine “bu süre zarfında bölgenizde milletle iç içe olun” talimatı verdi. Vekillere bir bakıma “tatil” yapmayın dediler."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Netameli ve tartışmalı kanunları hep dönem sonu ya da tatil öncesinde çıkarılmasını bir “gelenek” haline getiren hükümet “Tartışmalı kanunları çıkartalım 2.5 aylık sürede unutulur” düşüncesiyle yapıyordu, bu sene de beklenildiği gibi oldu!
Hükümet “torba yasa” uygulamalarına son verileceği ve yasaların milletvekilleri tarafından yapılacağını söylese de özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçildiğinden bu yana “yasa görüşme sürecinde tasarruf sağlamak” amacıyla çok sık başvurulan bir yöntem olarak uygulamayı sürdürüyor. Yoğun biçimde eleştirilmesine rağmen hükümet “torba yasa” uygulamasını devam ettiriyor. Anlaşılan bu uygulamayı çok sevdi…
“Bazı kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” ismiyle birbiriyle alâkasız kanunların olduğu 25 madde ile 18 kanun ve 2 KHK’yı değiştiren “torba kanun” Meclis’te 24.5 saatlik çalışma ile çıkarıldı.
Ağırlıklı olarak ekonomiye ilişkin düzenlemeler ihtiva eden kanun teklifinin içinde iki madde vardı ki, Meclis’e geldiği andan itibaren hem Komisyonlarda hem de Genel Kurul’da sert şekilde eleştirildi. Bunlardan birisi OHAL’in 3 yıl daha uzatılması ve terör örgütlerine aidiyeti, iltisakı bulunan veya irtibatlı kişilerin sahibi veya ortağı oldukları şirketlere yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda TMSF’nin kayyım olarak atanmasına ilişkin hüküm, 31 Temmuz 2021’den itibaren 3 yıl daha uygulanacak olmasıydı. STK’lar başta olmak üzere muhalefet bu iki maddeyi eleştirdi. Gazetemiz de bu süreç içerisinde defalarca manşet atıp bu meselenin yanlışlığına dikkat çekti.
15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından 20 Temmuz 2016’da ilân edilen OHAL, 18 Temmuz 2018’de sona ermişti. Ancak olağanüstü hal döneminde kullanılan yetkilerden bazılarının uygulama süresinin, çıkarılan torba kanundaki düzenlemelerle üç yıl daha uzatılması sağlanmıştı. OHAL sonrası çıkarılan torba kanun ile belirlenen üç yıllık süre de tamamlandı. 31 Temmuz’da süresi dolacak olan bu yetkiler için AKP, torba kanun teklifi hazırladı. Kanun teklifinde bazı OHAL yetkilerinin üç yıl daha uzatılması öngörüldü. Buna göre; OHAL’in tamamlanmasının ardından çıkarılan torba yasa ile üç yıl daha uygulanmasına karar verilen gözaltı süresini 12 güne çıkaran düzenlemenin bir üç yıl daha uzatılmasının önü açıldı. Uzatmanın gerekçesi ise “terörle mücadelenin etkin bir şekilde sürdürülmesi” gerekçesine dayandırıldı. Kamuoyundan gelen tepkiler üzere OHAL’le ilgili düzenlemede geri adım atılarak 1 yıla indirildi, böylece kısmen bir düzenleme getirildi.
Burada şunu not etmek gerekiyor. Ankara Milletvekili Orhan Yegin ve 45 milletvekilinin Kanun Teklifinin açık oylamasındaki sonuç dikkat çekiciydi. Oylamada kullanılan oy sayısı 327, kabul 266, red 61…
Meclis’teki milletvekili sandalye sayısına bakıldığında OHAL uygulamasının Meclis’e geldiği andan itibaren karşı çıkan muhalefet partilerinin oy kullanılırken Meclis’te olmamaları şaşırtıcı. İktidar kanadı da “fire” verdi, ama muhalefet partilerinin oylarına bakıldığında buna fire değil başka bir şey demek lâzım.
Meclis’te AKP 288, MHP 48 sandalyeye sahip, yani 336 kabul oyu kullanılması gerekirken 70 milletvekili “kabul” yönünde oy kullanmamış.
...***
Remzi Özdemir 26 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Türk bankacılığında kurumsallık"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Türkiye'nin en büyük özel bankalarından birinin sistemi göçtü, üst yönetim 2 gün ortalıkta görünmedi. Sonradan lütfettiler ve açıklama yaptılar. Ancak iş işten geçmişti. Banka şeffaflık adına derin bir yara almıştı. Bırakın kamuoyunu aydınlatmayı, halka açık olması sebebiyle küçük ortaklara bile yeterince bilgi verilmemişti."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
2 satırlık KAP açıklaması bile bir gün sonra yapıldı.
Bu banka sistemden çok iletişim kazasından zarar gördü.
Kurumsal iletişim çok önemli. Hele bir banka için son derece önem taşıyor.
Bankacılık camdan bir yapı gibidir. Her türlü saldırıdan, sataşmadan korumalısın. Ayrıca o camlar da her zaman tertemiz olmalı ki, şeffaflık olsun, güven versin.
Geçen hafta ilginç bir olaya şahit oldum.
CHP Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır, Halk TV'de Özlem Gürses'in programında ilginç bir iddiada bulundu.
Ali Mahir Başarır, Denizbank Genel Müdürü Hakan Ateş'in Sezgin Baran Korkmaz hakkında şiire varan ifadelerinin olduğunu öne sürdü.
Sezgin Baran Korkmaz ile ilgili ABD'de hazırlanan iddianamede Türkiye'ye aktarılan kara paranın 134 milyon dolar olduğunu belirten Başarır, MASAK'ın hazırladığı raporda ise bu miktarın 325 milyon dolar olarak kayda geçtiğini ifade etti. Aradaki bu farkın kaynağının Türkiye'de soruşturulmadığını söyleyen Başarır, Türkiye'deki birçok bankanın da bu işin içinde olduğunu dile getirdi.
Çok ciddi bir iddia! Sektörü zan altında bırakan ağır bir itham.