Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Fahrettin Koca, 40’a yakın vaka önergesini yanıtlamak yerine web sayfasına yönlendirdi
Yeniasya:
OHAL yetkileri anayasaya aykırı - Taha Akyol: İktidar yanlış yapıyor
Milli gazete:
Ekonomik tablo ağırlaştıkça vatandaşın sırtındaki yük de artıyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Erdal sağlam 27 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Büyüme tam gaz nereye?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Dün gelen reel sektör güven endeksi ve kapasite kullanım oranları, ekonomideki büyümenin tam gaz devam ettiğini gösteriyor. Yılsonu için büyüme tahminleri yüzde 8’lere doğru revize edilirken bu kadar yüksek büyümenin yaratacağı olumsuz sonuçlar ise konuşulmuyor. Piyasalardaki bayram rehavetinin devam ettiğini söyleyebiliriz."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bayram süresince dolar kuru 8.55 TL civarında seyrederken dün piyasalar açıldığında 8.60 TL’nin üzerine çıkıp tekrar geri döndüğünü gördük. Bu hafta FED’in toplantısı ve Merkez Bankası’nın Enflasyon Raporu açıklaması var. Bu toplantılardan önemli bir şey çıkmayacağını, dolayısıyla kurlardaki yatay seyrin devam etmesini bekleyen piyasa analistleri çoğunlukta.
Genel olarak ağustos ayının da piyasalar açısından sakin geçmesi beklenebilir. Ancak eylül ayıyla birlikte, belki sonlarına doğru, hem küresel gelişmeler hem de içeride yaşanacak olası gelişmelerin yeni piyasa hareketlerine gebe olduğu çoğu analist tarafından kabul ediliyor.
Önümüzdeki dönem piyasayı etkileyecek unsurlar arasında yüksek büyümenin getireceği sonuçları da sayabiliriz. Tam açılmayla birlikte hizmetler sektörü ve turizmde yaşanan canlılık, piyasadaki olumlu seyrin devam edeceğini gösteriyor. Açıklanan son veriler büyüme oranlarında üçüncü çeyrek için de yüksek rakamlar beklenmesine yol açıyor. İhracatın yanı sıra iç talebin canlı seyrini koruması önümüzdeki dönem enflasyonla ilgili sıkıntıların büyüyeceğinin işareti. Bu arada kredilerde mayıs ayının ikinci yarısından itibaren görülen artışın iç talepteki canlılıkta önemli rol oynadığını göz ardı etmemek gerek.
Sonuç olarak yüksek büyümenin en önemli olumsuz etkisinin enflasyonda görüleceğini söyleyebiliriz. Yanı sıra bu yıl daralmaya başlayan cari açığın yeniden artış işaretleri verdiğini, yüksek büyümenin açığı artıracağını da söylemek gerekiyor. Tüm bu olası sonuçlar, özellikle önümüzdeki dönem TL’nin değeri açısından büyük endişe yaratıyor.
Kurların yeniden yükselmesi, hem Hazine’nin hem de özel sektörün borçlarını katlayarak artırma potansiyeline sahip. O nedenle kurlardaki yükselişin hem borçluluk açısından hem de bankaların ertelenmiş kredi sıkıntısını artırması nedeniyle zor günleri beraberinde getirmesi kaçınılmaz olabilir.
Kurlarda artış bekleniyor çünkü ekonomi yönetimi enflasyona karşı yeterince sıkı para politikası uygulamadığı gibi yanlış faiz anlayışını devam ettiriyor, tehlikeli olabilecek faiz indirimlerine gitmesinden korkuluyor. Bu arada ekonomi yönetiminin gündeminde, yüksek büyümeye rağmen, hâlâ kredileri yeniden önemli ölçüde artırma niyetinin bulunması, tedirginlikleri artırıyor.
Kısacası; mevcut ekonomi yönetimi anlayışı nedeniyle, yüksek büyümenin neden olacağı yüksek enflasyon daha korkutucu bir sonuç olarak ortaya çıkıyor.
...***
Taha Akyol 27 Temmuz tarihli Karar gazetesinde, " OHAL yetkileri anayasaya aykırı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" OHAL döneminde hükümetin elde ettiği bazı olağanüstü yetkiler, Meclis’te kabul edilen bir kanunla devam ediyor! OHAL yok ama bazı OHAL yetkileri yürürlükte! 18 Temmuz’da kabul edilen bu kanuna göre, OHAL yetkilerinden olan gözaltı sürelerinin uzatılması ile kamu görevlilerinin “iltisak” denilerek sorgusuz sualsiz işten atılması bir yıl süreyle daha devam edecek…"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
İktidarın teklifinde süre üç yıldı, fakat “OHAL altında seçim” itirazları üzerine süre bir yıla indirildi.
Terörle irtibat ve iltisak şüphesiyle soruşturulan kişi ve şirketlerin malvarlıklarına kayyım atanarak TMSF’ye devredilmesi yetkisi ise üç yıl daha devam edecek.
Eski TMSF yöneticilerinden Abdullah Güzeldülger, Karar TV’te orada mekanizmanın nasıl işlediğini anlatmıştı! (22 Haziran)
Konuya iki açıdan bakacağım; siyaset ve hukuk.
İktidarın elindeki devlet yetkilerini, artı yargıyı ve kamu ekonomisini kullanarak ‘aykırı sesler’i kısıtlaması yetmiyor olmalı ki yeni düzenlemeler getiriyor.
Bütün demokratik ülkelerde hem iktidarlar karşısında, hem büyük sermaye karşısında özgürce yayın yapılabilmesi için destekleyici fonlar ve bu fonlardan yayınlanan serbest yayınlar vardır. Bizde ise bütün kaynaklarını şeffafça açıklayan Medyascope gibi yayın kuruluşları bile AB’den fon desteği aldığı için iktidarın hedefi oldu.
Hatta “beşincikol” gibi çağımızda artık demokrasilerin çoktan terk ettiği otoriter kavramlar bile kullanılıyor.
İktidarın kendisi “İnsan Hakları Eylem Planı”ı için bile AB’den fon almadı mı?..
Önemli olan; desteğin editoryal bağımsızlık ilkesine uygun, açık, şeffaf ve denetlenebilir olmasıdır.
Türkiye’de 1950’den bugüne, hiçbir iktidarın elinde CB sisteminde olduğu kadar yetki ve güç yoğunlaşması olmamıştı.
Ama bu yetki yoğunlaşması “verimli yönetim”e engelidir; bu bir tabiat kanunudur.
...***
Esfender Korkmaz 27 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Ekonomi yönetimi bu kadar yanlışı nasıl başardı?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Elli yıldır, kamuda ve özel sektörde, doğrudan ekonomi ile uğraşıyorum ve yazıyorum. Türkiye çok kriz yaşadı. Ekonomi yönetimleri yanlışlar yaptı. Ama bugünkü iktisat politikaları yanlışın da ötesinde, ne kitaba uyuyor, ne de realiteye. Türkiye yakın geçmişte 1994, 2001'de kriz yaşadı. Ertesi yıl hemen toparlandı. Bugün dalgalı kur sistemi olduğu için ani krizler değil, kur şokları yaşıyoruz. Ama kur şoklarının etkisi, anlık krizlerden daha kalıcı ve ağır oldu. İflasların artması, işsizliğin yükselmesi, yüksek enflasyon, yoksulluğun artması, Türkiye'nin risk priminin artması ve sermaye çıkışı olarak bunu yaşıyoruz."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Eğer ekonomi yönetimi, sıcak para serabına girmeseydi, kontrollü kur politikasına geçseydi, millî çıkarlarımızı gözeten bir dış ticaret politikası uygulamış olsaydı, devlet ve bütçe kaynaklarını partizanca kullanmasaydı, Sayın Cumhurbaşkanı Fetö'ye aldanmasaydı, devlet parti devletine dönüşmeyip kurumsal devlet olarak kalsaydı, başkanlık sistemine geçmeyip, aksak da olsa hukukun üstünlüğü ve demokraside devam etseydik elbette kur şoklarını da yaşamazdık.
Ekonomi yönetimi kısa vadeli, bir seçimlik, algı yaratma üstüne strateji oluşturdu.
Söz gelimi, AKP'nin 2011 yılında reklam filminde açıkladığı 2023 vizyonunda;
Tarım sektörünün katma değeri 150 milyar dolar olacak; İhracat 500 milyar dolara çıkacak; Fert başına gelir 25 milyar dolar olacak; Turizm geliri 50 milyar dolara çıkacak. Planlama rafa kaldırıldığı halde bu tahminler nasıl yapıldı? Açıklanan üç yıllık programlar ve mali planlar ekonometrik bir modele dayanmadığı için güven vermedi . Uygulamada 2011 yılından 2021 yılına son on senede, makro göstergeler 2011 yılının altına geriledi.
2020 yılı tarımda GSYH 333,3 milyar lira oldu. 2020 ortalama dolar kuru 7,0234'tür. Tarım sektörünün yarattığı katma değeri, hedef 150 milyar doların, üçte birinden az, 47,5 milyar dolar oldu.
2020 mayıstan 2021 mayısına kadar son bir yılda toplam ihracatımız 191,6 milyar dolardır. Yani 500 milyarın yarısından az, yüzde 38'i kadardır.
Dolar cinsinden Nominal Fert başına gelir aynı zamanda uluslararası karşılaştırmalarda kullanılıyor. Türkiye'de fert başına gelirin düşmesi gelişme yolunda tökezlemenin göstergesidir.
Turizm geliri, pandemi nedeni ile düştü. Pandemi olmasaydı da düşerdi. Çünkü devlet bütçe açıklarını turizmden aldıkları ile kapatmak istiyor. Çoğu kamu arazilerinde yapılmış turizm yatırımlarında ecrimisiller üç katına çıkarıldı. 18 Temmuz'da turizm teşvik kanununda bazı değişiklikler oldu. Teşviki bırakın yatırımcılara yeni yükümlülükler geldi.
İki yıl içinde 2023'te bu verilerde bile kalacağımızı tahmin etmiyorum. Çünkü; reel sektörde iflaslar arttı, işsizlik daha da artacak, döviz ve dış borçlarda, bankaların dönmeyen kredilerinde risk oranı da yüksektir.