Türkiye'den köşe yazarları
Karar: Vaka sayıları açıklandı ölüm sayısı artıyor
Cumhuriyet:
Mültecilerle ilgili açıklamaları tepki çeken Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan açıklamada bulundu
Yeniasya:
Enflasyon ekonomiyi zorlayacak
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Kazım Güleçyüz 30 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, “Keyfîliğin “savunma”sı böyle oluyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Sürekli basın kartımızın gasp edilmesi üzerine açtığımız davada Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın mahkemeye verdiği savunmada, bu hukuksuz ve keyfî uygulamasına gerekçe olarak 28 Şubat döneminde bize verilen ve artık hükmü kalmadığı yine mahkeme kararıyla tescil edilmiş bir mahkûmiyet kararını gösterdiğini ifade etmiştik.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Baştan sona çelişki ve tutarsızlıklarla dolu savunmadaki diğer bazı tuhaflıklara da bakalım.
Önce diyor ki: “Yeni anayasaya uyum sürecine ilişkin iş ve işlemlerin yoğunluğu zaten yoğun geçen (kart) yenileme dönemi ile kesişmiş, ayrıca Başkanlığın görev ve yetki alanı genişlemiş, iş yükü artmıştır. Bu sebeple kart yenileme başvurularına ilişkin değerlendirme sürelerinde uzamalar yaşanmıştır. Kart yenileme işlemleri belirli bir sıra ile yapılmakta, işlemleri tamamlanan yeni kartlar peyderpey verilmektedir.
“Davacı tarafın başvurusuna ilişkin değerlendirme işlemleri devam etmektedir. Başvurulara ilişkin değerlendirme süresinin ne kadar olabileceği mevzuatta belirlenmeyip Başkanlığımızın takdir yetkisine bırakılmıştır. Bu yetki eşitlik ve kamu yararı gözetilerek kullanılmaktadır.”
Sonra: “Hapse mahkûm olan Kâzım Güleçyüz basın kartı taşıyabilme hakkını yitirmiştir.”
Peşinden: “İdare tarafından tesis edilen her işlem mutlaka bir sebebe dayanmalıdır, ama bu sebep her zaman gösterilmeyebilir. Gerekçenin ise her işlemde bulunması zorunlu değildir.”
Devamında: “Mevcut halde kişi hakkında verilmiş herhangi bir karar söz konusu değildir. Değerlendirme süreci sonlandığında ya yeni kartı düzenlenip verilecek ya da dosya Basın Kartı Komisyonuna intikal ettirilecektir.”
Ve: “Basın kartı, mesleğin icrası için zorunlu bir ruhsat veya belge değildir. Basın kartı olmaksızın çalışan binlerce gazeteci vardır.”
Bunları ayrıca yorumlamaya hacet var mı?
Şimdilik birkaç noktaya işaretle yetinelim:
Kart vermediğinizi gazeteci saymayan da, sizin parçası olduğunuz bu iktidar değil mi?
Savunmanın son kısmında yine 1 yıl 8 aylık hapis cezasından dem vurulmuş. Eğer 28 Şubat’taki o karar kast edildiyse izahını yaptık. Yok, son aldığımız cezaya atıf yapılıyorsa, o da istinaftan döndü; dava yeni baştan görülecek...
Peki, öyle bir cezaları da olmayan sair Yeni Asya mensuplarının kartları niye hâlâ verilmedi?
Takdir yargının ve kamuoyunun...
…***
Orhan Uğuroğlu 30 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Saraya 8 uçak orman yangınlarına 2 uçak!..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“AKP iktidarının şatafat içinde yaşaması için İstanbul'da emirlerinde olan padişahların tarihi süper sarayları yetmedi. Başkentte yapılan 1350 odalı süper lüks ama imarsız kaçak sarayın yanı sıra Ahlat ve Göçek'te de saraylar yapıldı. Bu şatafatlı süper lükse yaşamların sağlanabilmesi için onlarca uçak, helikopter, zırhlı araçlardan oluşan ulaşımı sağlayacak filolar oluşturuldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bakanlar her ile özel uçakları ile gitmeye, kamu kurum ve kuruluşlarının uçaklarını makam uçakları olan kullanmaya başladılar.
Yazlıklarına hızla ulaşabilmek için evlerinin yakınlarındaki yeşil alanları katledip helikopter pistleri yaptırdılar.
"İtibar" sözünün arkasına sığınarak savurganlıkları görgüsüzlükleri ile birleşince sayıları bilinmeyen danışmanlarla çalışmalarını sürdürdüler.
Neden?
Çünkü 16 Nisan referandumu ile hesap sorulabilen parlamenter rejimi değiştirdiler, hesap sorulamayan hatta ömür boyu kendilerine dokunulmazlıklar sağlayan "Tek Adam Rejimi" oluşturdular.
Millet fakru zaruret içinde geçim sıkıntısı yaşarken onlar ihtişamlı yaşamlarını hiç utanmadan sürdürmeye devam ettiler.
Orman yangınları Ege ve Akdeniz bölgelerindeki Cennet ormanlarımızı Cehenneme çevirmekle kalmadı köyleri, mahalleleri de sardı.
Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, "2 uçak, 1 İHA, 19 helikopter, 192 arozöz, 30 iş makinası, 960 personel ve 30 su ikmal aracının görev yapıyor" dedi.
Cumhurbaşkanlığına ait uçak sayısını soran CHP Milletvekili Utku Çakırözer'e, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay şöyle yanıt verdi:
- "Cumhurbaşkanlığına kayıtlı 8 uçak var."
AKP Konya Milletvekili Orhan Erdem bu uçakların eleştirilmesi üzerine şöyle dedi:
- "Konuşuyorsun 'Yok uçaktı yok bilmem ne' 3 tane 50 milyon dolarlık uçaktan bahsediyoruz. Abartıldığını düşünüyorum."
Gazeteci kökenli değerli kardeşim CHP'li Utku Çakırözer de şöyle yanıt verdi:
- "Ülkemiz ekonomik kriz ve salgınla mücadele ederken, bir kişinin kullanımında 8 uçağın bulunmasını israftır, lükstür, savurganlıktır.
8 uçak sadece Cumhurbaşkanı'na tahsisli bulunurken, Bakanlıklar, Genelkurmay ve Emniyet'e ait VİP uçaklarla birlikte bu sayı 15-16'ları buluyor. Türkiye, dünyanın en fazla VİP uçağına sahip ülkesi. Bu uçak filosunun bakımı için de milyonlarca dolar harcanıyor.''
Türkiye'nin cennet ormanları cayır cayır yanıyor ve maalesef bakan Pakdemirli açıklıyor:
- "2 (İki) uçak, 19 (On dokuz) helikopter…"
Sadece Saray'ın emrinde;
- 8 (Sekiz) uçak…
Ormanlarının yanışını seyreden Türkiye mi itibarlı?
Saraydaki bir kişinin emrinde her biri 50 milyon dolarlık 3 uçak ile toplamda 8 uçak olan Türkiye mi itibarlı?
Cumhurbaşkanı itibarlı olsun ama ormanlarımız hatta köylerimiz kentlerimiz yanarsa yansın mı?
...***
İbrahim Kahveci 30 Temmuz tarihli Karar gazetesinde, “Yangından mal kaçırma”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Sadece 13 iş günü süre verilerek 7 bin çalışanı olan ve pandemide değeri katlanan Sürat Kargo son sürat satıldı.
Efendim, yeterince inceleme ve hazırlanma süresi verilsin ve daha yüksek fiyata satılsın vs acaba kimin sorumluluğunda? Yarın kim bu hesabı verecek? Neden alelacele satıldı? Yangından mal kaçırır gibi bu kadar hızlı satışa neden gidildi? Acaba bir alıcı çıktı ve hemen bu alıcıyı kaçırmadan satalım diye mi düşünüldü?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Yıllardır kamuda “bağımsızlık” cümlesi yerine “sorumluluk” argümanını yazıyorum. Her kamu görevlisi ve kurumu sorumluluklarını sonuna kadar yerine getirmelidir. Bu sorumlulukları da sorgulayan bir kamu düzeni oluşturulmalıdır. Hatta demokrasinin yerleşmesi için sivil katılımın da bu denetimlerde bir şekilde yer alması elzemdir.
Sorumsuz kamu yönetiminde, savcının halı sahaya erken geldi diye o saat oynayan oyuncuları gözaltına alması normal midir? Elbette bu bir uç örnektir ama maalesef sorumluluk yeterince olmayınca benze nice uç örnekler yaşayabiliyoruz.
TMSF bir ay önce satışa çıkarttığı Sürat Kargonun satışının gerçekleştiğini açıkladı. 16 yatırımcı şartname almış ve 325 milyon muhammen bedelin sadece 10,5 milyon lira fazlasına, yani 335,5 milyon liraya satışın gerçekleştiğini açıkladı.
Açıklamada “tüm yatırımcıların hafta sonu ve bayram tatilleri de dahil olmak üzere 7 gün 24 saat inceleme yapabilmeleri esasına dayalı olarak” satışın yapıldığı belirtiliyor. Bu sayede şartname alanlardan 11 yatırımcının tatil ve saat gözetmeden yönelttiği tüm sorulara cevap verilmiş.
Acaba bu acele neydi? Hatta geçen ay satış kararı açıklandığında 15,8 milyon lira muhammen bedelli şirketin satışı bile daha ileri tarihliyken, neden Sürat Kargo için bu kadar acele edildi?
Dedim ya acaba alıcı mı belliydi? Acaba hazır bu alıcıyı bulmuşken hemen satalım mı diye düşünüldü?
Zaten satış fiyatı da 325 milyon TL muhammen bedelin sadece 10,5 milyon lira fazlası oldu?
Peki kimler yarıştı, kimler aldı bu ihaleyi?
Acaba bunlar ticari sır mı?
Hani bizim 200 küsur milyon dolara özelleştirip sonra bizden alanların bunu 2 milyar doların üzerine satmaları gibi.
Sizce benzer hikayeler buralarda da dönebilir mi?
Yavuz Sultan Selim Köprüsünde de ihale sonrası fazladan işletme süresi vermişler ama bilmiyoruz. Belki de ticari sırdır.
Parayı Millet ödeyecek ama ticari sırmış.
Yangın varsa yangından mal kaçırmak gerekiyor belki de...
Ne dersiniz?