Ağustos 01, 2021 12:38 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: İkizdere’nin çığlığını artık duyun!

Karar:

Cumhur'da göçmen çatlağı

Yeniasya:

'Irkçı söylem toplumu felâkete sürüklüyor'

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mustafa Karaalioğlu 31 Temmuz tarihli Karar gazetesinde, "Ormanlar niye söndürülemiyor?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Aslında herkesin cevabını aradığı sorunun cevabını bir parça Cumhurbaşkanı, bir parça da Orman bakanı verdi. Bakan, “Envanterimizde yangın söndürme uçağı yok” dedi. Peki, öteden beri orman yangınlarına müdahale eden Türk Hava Kurumu’nun uçağı da mı yok? Yokmuş. Onu da Cumhurbaşkanı söyledi: “Rahatlıkla kullanılabilecek uçak falan yok!” Sanki olmaması, soruyu soranların kusuruymuş gibi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Envanterde yok, olanlar da işe yaramıyorsa ormanlar yanar. Hele, uçağı olanlardan, orman yangınıyla mücadele tecrübesi olan ülkelerden yardım istemeyi de düşünmemişsek…

Durumu anlamakta zorlanan varsa Tarım ve Orman Bakanı’nın tam sözlerini de verelim:

“Yani envanterimizde yangın söndürme uçağımız yok, envanterimizde yangın söndürme helikopterimiz yok. Bu ezelden beri böyle. Ancak envantere de uçak alımı ile ilgili sayın Cumhurbaşkanı’mızın talimatlarıyla çalışmalara başladık. İhalesini de inşallah bu sene içerisinde tamamlıyor olacağız.” Bakan yüreklere de su serpti, “Uzay aracı almak gerekirse onu da alırız” dedi.

Anlaşılan o ki Türkiye gibi orman yangınına açık olan ve her sene bu problemi yaşayan bir ülkenin yangınlara karşı sıradan bir hazırlığı bulunmuyor. Bu yıl artık, “Cumhurbaşkanı’nın talimatıyla…” harekete geçilecek. Bunu öğrendik. Tıpkı, Orman Bakanı’na eşlik eden Dışişleri Bakanı’nın yangınla ilgili adli takibatın “Cumhurbaşkanı’nın talimatıyla…” başlatıldığını açıklaması gibi.

Yine anlaşılan o ki her yaz sezonu yaşadığımız orman yangınlarına karşı ne uçak, ne de önleyici başka bir yöntem üzerinde düşünülmemiş. Bakanlar bir daha böyle bir çaresizlik yaşanmaması konusunda herhangi bir talimat almamış veya aldıkları halde gereken çalışmaları yapmamışlar. Yoksa en azından Türkiye’nin bir yangın müdahale uçak filosu olur ve en azından en basit drone teknolojisiyle takip yapılırdı. İkisi ide olmadı. Bu tür afetlerde dünya başka nasıl önleyici girişimlerde bulunuyor bilmiyoruz ama onlar da olmadı.

Ne oldu? Her afette gördüğümüz gibi, olan olduktan sonra “Cumhurbaşkanı’nın talimatıyla” birkaç bakan olay yerine gidiyor ve duruma siyasi olarak vaziyet ediyor. Eleştirileri susturmak için hiçbir fırsatı kaçırmıyorlar ve devletin büyüklüğüne dair bitmek tükenmek bilmez nutukları sıralıyorlar. Potansiyel afet bölgelerine, afet ve felaket yaşanmadan giden, önlem alan, araç gereç, donanım, insan kaynağını hazırlayan bir bakan göremiyoruz. Çünkü devletin afetle mücadele yöntemi içinde böyle bir vizyon bulunmuyor. Önleyici hekimlik diyebileceğimiz bir kavram ve anlayış asla akledilmiyor. Her afette tek görüntü ve tek hamle var: Bakanlar olay yerinde…

...***

Mehmet Faraç 31 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Düşmanlar, ihanetler, yangınlar!.."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" O kanlı ve öfke dolu barbarlığa dumanlar karıştı bir kez daha... Her yerde ateşler sarmış doğayı... Vatan-millet düşmanlığının ezeli öfkesinin kirli dumanıdır bu... Ormanlar, köyler, bağlar, bahçeler, evler yanıyor yurdun dört bir yanında... Ve insanlar kaçışıyor kızıl ateşin barbarca taarruzundan... Yangından kurtulamayan yüzlerce hayvanın cansız bedeni saçılmış çevreye..."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Evet; biz bu dumanlı filmi çok gördük... Bu ihanet taarruzunun üç ayak izi var ateşin üstünde!!!

Çünkü Türkiye'nin en önemli turizm merkezleriyle Kayseri'den Adana'ya kadar 21 kentte, en az 63 ayrı noktada çıkartılan yangınların farklı failleri var...

Çoğu ormanlık olan askerî alanların bile yapılaşmaya açılması yetmezmiş gibi, "imar affı" denilen rezaletler de yok etti ülkenin güzelim ormanlarını...

Baksanıza, sel baskınları Rize ve Arhavi'yi mahvederken, Karadeniz'de imar affı için başvuran 70 bin kişinin derelere, yamaçlara, yakılmış ormanlık alanlara kaçak ev yaptığı saptanmış...

Peki, ormanları sadece rantiye ve imar affı mı vurdu?.. Ne yazık ki değil...

Göz göre göre bir başka orman düşmanlığı var ki, rantiye-siyaset ortaklığının pervasızlığında bildiğini okumaya devam ediyor...

Aksini savunanlar düşünsün bakalım; dünyanın neresinde bir ormanlık alanda kasıtlı yangın çıkartılır ve oraya hemen otel yapılır...

İşte bu konudaki son vaka ile ilgili sosyal medyada yüzbinlerce paylaşım yapılmasına rağmen, Bodrum Güvercinlik'te yakılan ormanın üzerine tatil köyü inşa edenler de hiç utanmadı, iktidarın yetkilileri de...

Asıl mesele de, söz konusu orman yakıldığında, derhal ağaçlandırılacağını söyleyen AKP kadroları ortadan kayboldu...

Heyhat!.. Kaderin cilvesi midir nedir, önceki gün çıkan yangında, işte yakılan ormanın üzerine yapılan otel de ateşlerden etkilendi!..

Ormanların yakılması ve oralara turizm tesisleri yapılması rezaleti Güvercinlik'teki skandaldan ibaret değil...

Yüzlerce örneği var bu doğa ve rant barbarlığının...

Peki, orman arazilerinin turizm ve başka gerekçelerle yandaşlara "tahsis" edilmesine ne demeli;

2013'te 38 bin, 2014'te 40 bin, 2015'te 47 bin, 2016'da 43 bin, 2017'de 57 bin, 2018'de 25 bin, 2019'da ise 22 bin hektarlık orman alanı turizm, enerji maden, altyapı gibi yatırım bahaneleriyle birilerine tahsis edilmiş...

Evet; Türkiye ormanlarını yok eden çete anlayışının zalim kundakçıları sadece arazi mafyası ile rantiyenin utanmazları değil!..

Bir de memleketin başındaki 40 yıllık terör belası var ki, onlar sadece zincirleme eylemlerle ormanları değil, insanları, hayvanları ve yaşam alanlarını da yakıyorlar... Orman yakma barbarlığının üçüncü ayağı budur işte...

...***

Faruk Çakır, 31 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, " Yandık, ama ders aldık mı?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Akdeniz bölgesi başta olmak üzere pek çok yerde çıkan şüpheli yangınlar sebebiyle büyük bir kayıp yaşandı. Yangınlar daha çok terör eylemleriyle irtibatlandırıldı ki daha önce benzer hadiseler çokça yaşandığı için böyle düşünülmesi tabiidir. Teröristlerin orman yakarak kendilerince intikam alması insanın ‘zalim ve cahil’ olduğunun başka bir delili olsa gerek."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Orman yangınları elbette ülkemize has bir durum değil. Dünyanın pek çok yerinde ormanlar yanıyor. Ancak dünya ülkelerinin bu yangınlardan gerekli dersleri aldığı ve mümkün olan tedbirlere müracaat ettiği görülüyor. Sorgulanması gereken mesele yangınların çıkmasından ziyade, mümkün olan tedbirlerin vaktinde ve zamanında alınıp alınmadığıdır. 

Türkiye’de meydana gelen orman yangınları karşısında alınan tavır önemlidir. En başta yangınların meydana gelmemesi için yapılacak işlerin tamamı yapılmalıdır. 

Acaba bu tedbirler olması gerektiği kadar ve olması gereken vakitte alınıyor mu?

Bir başka önemli mesele de yangınlar meydana geldikten sonra yapılan söndürme çalışmalarının ‘dünya şartlarına uygun’ olup olmadığıdır. Bu noktada yine karşımıza açıklık, şeffaflık ve güven meselesi çıkıyor. Türkiye’yi idare edenler gönül huzuruyla “Her türlü tedbir, araç ve gereç temin edilmiş. Başka imkân yok” diyorsa mesele yok. Konu “Ormanlarımızı yangınlardan korumak için hâlâ bir uçak filosunun olmayışı nasıl izah ediliyor?” denilmek suretiyle TBMM Başkanlığı’na soru olarak sorulmuşsa bir ihmalin söz konusu olduğu akla gelmez mi?

Orman yangınları ve söndürme çalışmalarını ‘bilek güreşi’ haline getirmemek icap eder. Bu meseleler ne parti ne de siyaset meseledir.  Ancak gerekli terbirleri almak ve imkânları seferber etmek siyasetçilerin ve idarecilerin göre- vidir. “Ormanları yangınlardan korumak için bir filo  var mı?” diye sorulduğunda böyle bir filonun olduğunu göstermek ve ispat etmek zor olmasa gerek. Eğer bu yapılmıyor ve böyle soruları gündeme getirenler kınanıyorsa isabetli bir iş yapılmış olmaz.