Ağustos 02, 2021 12:29 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: CHP heyeti Konya Meram’daki katliamın ardından olay yerinde incelemelerde bulundu

Yeniasya:

DP Lideri Gültekin Uysal: Kayyım düzeni her yeri çökertti

Milli gazete:

''Keyif için uçan uçaklarımız var!”

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mustafa Balbay, 1 Ağustos tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Türkiye tükeniyor!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Tam bir felaketler zincirini yaşıyoruz. Karada, havada, denizde, kentte, kırda her alanda artık nefes alıp vermeyi bile güçleştiren akıl almaz olaylarla karşılaşıyoruz. Orman yangınları, “ciğerimiz yanıyor” sözünün yetmediği bir yoğunlukta. “Son dakika”lar büyük ölçüde yeni bir yerde çıkan orman yangınını ya da büyüyen yangınları haber veriyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Böylesi felaketler iki boyutludur; yangının büyüklüğü, söndürme çalışmaları... Biri ötekinden kötü. Türkiye’de hangi dönemlerde orman yangını çıktığı belli, hassas bölgeler belli. Ancak iktidarın ne kadar önlem aldığı belli değil! Türk Hava Kurumu’nun bir asra yaklaşan birikimi mahvedildi. Erdoğan dün dedi ki:

“Uçak konusundaki sıkıntının nedeni Türk Hava Kurumu’nun kendini yenileyememesidir!”

Bunun sorumlusu kim?

Bu kurum, iktidara bağlı değil de başka bir ülkenin kurumu mu?

Devlette iyi giden her şey bunların, kötü giden hiçbir şeyden sorumlu değiller!

Cumhurbaşkanlığı’na 13 uçak alıp THK kendini yenileyemedi demek, halkı akla gelen her şey yerine koymak demek!

İtibardan tasarruf olmaz ama yangın söndürme uçaklarından olur!

Ormanlarımız yanarken...

Denizlerimiz salyalanmış can çekişiyor. Marmara’da suyun yüzünü temizleyip her şey tamam diyorlar. Ölüye makyaj yapmak gibi!

Türkiye’nin bütün nehirleri dünya kirlilik ölçütlerinin en kötüsü olan dördüncü seviyede. 

Nehirlerden zehir akıyor!

Göl deyince akla artık öl geliyor. Nasrettin Hoca, Akşehir Gölü’ne maya çaldığında 400 kilometrekareden büyüktü. Bugün on kat küçüldü. 

Nasrettin Hoca gelse, eşeğine biner göl armaya çıkardı! Maya çaldığı göl çalındı.

Bu iktidar için dağların tek anlamı var: Altındaki maden! Maden ruhsatı verilmemiş tek dağ yok. Kimi dağlar komple maden arama sahası. Her yıl orman kanununda değişiklik yapıyorlar. Ülkenin içi böyle, ya sınırları?  Sınırlar olmuş kevgir...

Türkiye’deki siyasal tablonun yine bu topraklardaki insanlar tarafından yenileceğini anlatmak için eskiden şöyle derdik:

Yurtdışından seçmen ithal edecek halimiz yok!

Şimdi bunu da tartışır hale geldik. İktidar, gerekirse ithal seçmenle de yürüyebilmenin yollarını arıyor!

Yukarıda aktardığımız tüm sorunların öznesini, iktidarın Türkiye’nin bütün değerlerine yönelik acımasız saldırısı oluşturuyor. İş, salt rejim sorunu olmaktan çıktı. İş, ülke kaynaklarının kime gittiği tartışmasının ötesine geçti.

Nefes aldığımız hava, ayağımızı soktuğumuz deniz, içtiğimiz su, bastığımız toprak tükeniyor. Buna karşı ortak bir mücadele ruhu oluşturmak gerekiyor. Bu ülkenin kaygısını taşıyan herkesi içine alacak bir hareket... Bu memleket gerçekten bizimse!

...***

Esfender Korkmaz 1 Ağustos tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Artık enflasyon dikiş tutmaz"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Merkez Bankası Başkanı enflasyon raporunda, ''Enflasyon mücadelesinde yalnız bırakıldık. Tek başına para politikası enflasyonla mücadelede yeterli değil.'' diyor. Hükümet yönünden bakarsak bu tespit doğrudur. Aslında bu tespiti hemen hemen bütün iktisatçılar ta baştan beri söylüyordu. Ama Merkez Bankası Başkanı'nın söylemesi, eğer bu sözü daha önce başına dert açmazsa, aynı zamanda Merkez Bankası'nın da enflasyondan umut kestiğini gösteriyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Merkez Bankası destek konusunda özel sektörü de eleştiriyor. Yanılgısı da bu alanda ortaya çıkıyor. Zira piyasa düzeni hatırla yürümez. Daha önce Erdoğan her işletme bir kişi alsa işsizlik biter demişti. O günlerde açıklanan işsizlik oranı yüzde 11 dolayında idi. Şimdi yüzde 14'e dayandı.

Bugün de işletmeler zam yapmazsa, sattığı malı aynı maliyetle yerine koyamaz ve iflas eder.

Merkez Bankası, 2006 yılından beri enflasyon hedeflemesi uyguluyor. Enflasyon hedeflemesinde merkez bankaları, para ve faiz politikasını enflasyon eksenli düzenler. Ama hükümetin de, piyasayı rekabete açık tutması, stokçuluğu, kartelleşmeyi önlemesi gerekir.

Ne var ki AKP iktidarı kamu tekellerini özelleştirdi, piyasa tekeli yarattı. Bankaları başıbozuk bıraktı, kartelleşme yarattı. Stokçuluğu piyasaya girerek ve arzı artırarak değil, polisiye önlemlerle çözmeye çalıştı. Kötü son geldi ve hem devlet piyasa dengesi, hem reel sektör-finansal sektör dengesi bozuldu, hem de piyasada rekabet bozuldu.

Kamu kaynakları, plansız-programsız, partizan amaçlı dağıtıldı. Kamu-özel iş birliği ile yapılan kamu yatırımlarının maliyeti arttı. Paralel olarak kamu hizmetlerinin de maliyeti arttı ve verimlilik düştü. Enflasyona yansıdı.

Üretimde ithal girdi oranı yüksektir. Kur artışı kendinden daha yüksek oranda enflasyon yaratıyor. Hükümet 19 senedir ya bunun farkında değil veya ithalatçı lobisi ağır basıyor.

Dalgalı kur politikası da, bizde gelişmiş ekonomilerde olduğu gibi otomatik kur istikrarını sağlayamadı. Buna rağmen Hükümet, 2001 krizinde IMF'nin getirdiği dalgalı kur politikasına sıkı sıkı sarıldı. Kur şoklarının bir nedeni de bu yanlış kur politikasıdır. Bugüne kadar Türkiye'nin şartlarına ve piyasa yapısına uyan bir kur politikası düşünülmedi.  

Sanayide kapasite kullanım oranı en fazla yüzde 76 oluyor. Bu nedenle üretim maliyetleri yüksektir. Hükümetin aklına bunun neden böyle olduğu ve nasıl çözüleceği hiçbir zaman gelmedi. Ya da geldi ama çözemedi.

Son yaşanan birçok olaydan anlaşıldı ki, Türkiye'de yeraltı ekonomisi sanılandan da yüksektir. Buradan gelen kara paralar, başta gayrimenkul olmak üzere lüks mal fiyatlarını artırdı. Hükümetin bu şartlarda yeraltı ekonomisini önleyemeyeceği de anlaşıldı.

Özetle, Hükümet hem ekonomik bünyeyi bozdu, hem de Merkez Bankası'nı çalıştırmadı. Bu şartlarda elbette enflasyon dikiş tutmaz. Dahası tarafsız bir gözle bakarsak ortaya şaşırtıcı bir sonuç çıkıyor; zira bu yanlışları yapmak, doğru ve istikrar sağlayıcı politikalar uygulamaktan çok daha zordur.  

...***

Uğur Emek 1 Ağustos tarihli Karar gazetesinde, " Osmangazi Köprüsü rekor kırıyor!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Öncelikle kabul etmeliyiz ki Türkiye’nin yeni altyapı yatırımlarına ihtiyacı var. Sorun altyapı yatırımlarının yapılması değildir. Projelerin nerede, neden ve nasıl yapıldığının gerekçelerinin açıklanmamasıdır. Altyapı yatırımı tabii ki yapılacak. Ama evrensel projecilik ilkeleri çerçevesinde yapılacak."diyen yazar, yazısının devamına şu ifadelere yer veriyor:

...***

Altyapı yatırımlarına başlamadan önce ulusal bir altyapı planlaması yapılmalıdır. Bu planda ulaştırma ve enerji gibi iktisadi altyapı ile eğitim ve sağlık gibi sosyal altyapı bir arada ele alınmalıdır. Bu planda ulusal, sektörel ve bölgesel ihtiyaçlar ve öncelikler ayrıntılı biçimde analiz edilmelidir. Bu önceliklere göre seçilen projelerin ayrıntılı fayda-maliyet analizleri yapılmalıdır.

Yetmedi.

Projenin sahibi olan Ulaştırma Bakanlığının da tabi olduğu 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu kamu harcama sisteminde verimliliği, şeffaflığı ve hesap verebilirliği öngörmektedir.

İlgili düzenlemeyi şuraya bırakayım: “yetkililer, kaynakların etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun olarak elde edilmesinden, kullanılmasından, muhasebeleştirilmesinden, raporlanmasından ve kötüye kullanılmaması için gerekli önlemlerin alınmasından sorumludur.”

Her vergi mükellefi vergilerinin nasıl ve nereye harcandığını öğrenme hakkına sahiptir.

İzin verirseniz, “Temmuz ayının ilk 25 gününde araç garantisinin aşıldığı” yönündeki açıklamayı tamamlayacak bilgileri de ben sizlerle paylaşayım.

Osmangazi Köprüsünde verilen günlük araç garantisi 40 bin ve yıllık araç garantisi de 14 milyon 600 bindir. Yıllık araç sayısı bu garantinin altında kaldığı sürece; görevli şirkete araç başına 44,5 dolar tutarındaki gelir garantisi ödenecektir. (Şimdilik 2022 yılının başında yıllık araç garantisinin gerçekleştiği/aşıldığı müjdesini bekliyorum).

Devamı var.

Yukarıda da dedim ya Osmangazi Köprüsü büyük resmin bir parçası.