Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Batman Belediyesi’ne atanan kayyum, bir su deposunu 12.1 milyon liraya yaptırdı
Yeniasya:
1.5 milyon kredi kartı borcu banka takibinde
Yeniçağ:
THK’nın ‘kullanılamaz’ denilen uçakları görüntülendi, 7 uçak da sağlam
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Mustafa Karaalioğlu, 2 Ağustos tarihli Karar gazetesinde, "Erdoğan neden çay dağıttı?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Yaz mevsimi ormanlar için riskli zamanlardır. Türkiye ve birçok ülke bunu defalarca yaşadı, halen de bizimle birlikte ormanları yanmakta olan başka ülkeler vardır. Riskli aylar bellidir ve tabiatıyla bu riskle mücadele etmenin yolları da bilinir. Başarı ölçüsü orman yangınının en kısa sürede, en az kayıpla önlenebilmesidir. Türkiye’nin sorunu da apaçık budur. Yüksek yangın riskine ve bu konuda tecrübe sahibi olunmasına rağmen mücadeledeki başarısızlık ülke için büyük hayal kırıklığı olmuştur.diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Koskoca ülke, bir yandan çaresizce yangınları izlerken öte taraftan hükümetin tedbir almaktaki yetersizliğini, olayın ciddiyetine uygun davranmak yerine siyasi mesajlara odaklanmasını ve insan gücüyle fedakârca sürdürülen mücadelenin teknik altyapıyla desteklenmediği gerçeğini izliyor. İnsanlar, bu kadar yakın bir tehlikeyi önleme bahsinde böylesine yetersiz kalınmasına tahammül edemiyor. Başarısız bir sınav veriyoruz ve sadece itibar değil, insanlarımızı da kaybediyoruz. Ormanlarımızı ve o ormanlarda yaşayan hayvan varlığımızı koruyamıyor ve onları alevlere teslim ediyoruz.Göz göre göre gelen ve bu iklim şartlarında her yıl gelme ihtimali çok yüksek olan bir felakete karşı Türkiye gibi bir ülkenin sınavı böyle olamaz. Her yıl giderek daha kötü performans, her yıl daha çok orman ve doğal hayat kaybı ortadayken hiçbir vicdan ve akıl buna kayıtsız kalamaz. Öfke ve hayal kırıklığı kaçınılmaz olur.
Atılan her adımda, yapılan her açıklamada hükümetin sorunu erken dönemde çözme kabiliyeti şöyle dursun, koordinasyonu kaybettiği görüldü. Böyle olunca da gelsin komplo teorisi, gitsin muhalefet…
Ortam bu kadar tatsız ve moraller bozukken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yangın bölgesine ziyareti de başka tartışmalara yol açtı. En başta da otobüs üzerinden insanlara çay atma sahnesi ki bu Erdoğan’ın afet veya felaket bölgesi ayırmaksızın sürekli tekrarladığı bir iştir. Seçim mitinglerinde başlayan bu adet gayet tabii ki yanlıştır. Asla savunulamaz ve acilen terkedilmesi hayırlı olacaktır. Geçim sıkıntısı çeken insanları çay paketleri için yarıştırmak yakışıksızdır.
Gelin görün ki normal zamanlarda zaten problemli olan bu sahnenin daha dramatik bir perdesini izledik.
Orman yangınları ülkenin yüreğini de yakarken Erdoğan’ın kendisini dinlemeye gelenleri hiçbir şey olmamış gibi tekrar tekrar çay atması yangınla mücadeledeki başarısızlığın finali olmuştur. Cumhurbaşkanı, lisan-ı hal ile elden gelen budur, demiştir. Yapacak bir şey yok, hiç olmazsa çayınızı alın!
İlk günden beri hükümete yönelik, ihmal ve beceriksizlik gibi eleştiriler ancak böyle onaylanabilirdi. Seçim mitingleri için bile yanlış olan bir görüntünün, herşey normalmiş ve felaket yaşanmıyormuş gibi yangın bölgesinde tekrarlanması başka söze ihtiyaç duyulmaz. Bozuk moraller daha çok bozuldu.
...***
Mehmet Kara 2 Ağustos tarihli Yeniasya gazetesinde, " İşsiz yokmuş “iş beğenmeyen” varmış!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" İşsizlik oranı resmî rakamlara göre yüzde 14’lerde… Genç işsizlik oranı ise yüzde 26-27 civarında. Oysa, işsizlik oranının bu rakamların üzerinde olduğunu herkes biliyor ve kabul ediyor. Böyle olmasına rağmen iktidara yakın kesimlerin Türkiye’de işsizliğin olmadığını “iş beğenmezlik” olduğunu söylerken bir bakıma bir gerçeği de inkâr etmiş oluyorlar. Atanamayan öğretmenlerin, iş bulamayan mühendislerin mesleği ile alâkasız işlerde çalıştığı, marketlerde kasiyerlik yaptığı ortada dururken, bu ifadelerin kullanılması en başta işsiz insanlara saygısızlık."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
İki gazetecinin bu konuda atışmaları da bunlardan birisi. İktidara çok yakın, televizyonların aranan ismi bir gazeteci, işsizliğin olmadığını, iş beğenmezliğin olduğunu söylerken, ‘işsizim’ diyenlerin çobanlık yapmasını teklif edince başka bir gazeteci “Sen neden yapmıyorsun?” diyerek cevap verdi.
Bu tartışma eski milletvekili bir gazetecinin “İşçi bulamıyoruz diyen iş insanlarının telefonlarını bana gönder” diyerek meseleye müdahil olmasıyla iş büyüdü. Kendisinin linç edildiğini söyleyen gazeteci, iş insanlarından gelen telefonları eski milletvekili gazeteciye gönderiyor…
Bu atışmadan sonra işsizlere iş bulunabildiyse bu işsizlerin yararına oldu. İlginç tartışmanın faydası da bu oldu.
Yine iktidara yakın gazetecilerden birisi bayramda köyüne gitmiş. Köyünün muhtarının, “Erdoğan Türkiye’yi şaha kaldırdı. Her evde traktör, araba var. Arazi sulanıyor. İşsizlik nerede? Nankörlük yapmayın” diye kızmasını sosyal medya hesabında Cumhurbaşkanı Erdoğan, İletişim Başkanı Fahrettin Altun ve Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan’ı etiketleyerek paylaşmış.
Ne diyeyim gazeteci arkadaşım şimdi sana. Kendi köyünde belki böyle olabilir, ama köyünden Ankara’ya gelene kadar başka köylere de gidip keşke o köyün muhtarları ile de bir görüşseydin. Durumun sizin köyün muhtarının söylediği gibi olmadığını görecektin…
...***
Arslan Bulut, 2 Ağustos tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Yangınların büyümesi ve bilinçli taksir!"başlıklı başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Orman yangınları ile birlikte ortaya çıkan yönetim ve organizasyon hataları tartışılıyor. Orman yangınlarının sebebi her ne olursa olsun, tespit ve söndürme konusunda yaşanan sorunlar, bilinçli bir kastın sonucudur. Bu kasıt, iktidarın bütün Cumhuriyet kurumlarını ele geçirme ve onların faaliyet alanını ranta çevirme politikasıdır. Her ne kadar yalanlama tarzında resmî açıklanmalar yapılsa da Türk Hava Kurumu'nu, ihalede devre dışı bırakmak için beş tonluk su taşıma kapasitesi şartı koymak başka nasıl anlaşılabilir?"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Türk Hava Kurumu'nun elindeki uçakların 4 ton 900 litre su taşıma kapasitesine sahip olduğunu bileceksiniz, söndürme uçağı bulunan başka yerli kurumunuz da olmayacak ama siz kendi kurumunuz değil yabancı kurumlar kazansın diye barajı yüz litre yukarı çekeceksiniz! Bu kasıt orman yangınlarına erken ve etkin müdahale edilememesinin ana sebebidir. İhaleye bu maddeyi koyanlar, Türkiye'nin ormanlarının yanmasına, can kaybına sebep olmuştur. Buna hukuk dilinde "Bilinçli taksir" denilir.
Türk Hava Kurumu'nun uzun süre başkanlığını yapan emekli hava General Erdoğan Karakuş, uçakların bakımının pahalı olduğunu, Ocak-Şubat aylarında yapılan ihalelerin kazanılması halinde bu yatırımın bir-iki ay içinde yani yangınlar başlamadan yapılabildiğini ancak ihaleye girilemeyince bakımların da yapılamadığını Halk TV canlı yayınında açıkladı. Üstelik kurumun son yöneticileri, orman yangınları konusunda tecrübeli pilotların işine son vermiştir. Bakanlığın veya Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde bir yangın söndürme filosu kurması gerekirken, Cumhurbaşkanlığı için uçak filosu kurulmuştur! Yangın söndürme için ihaleyle üç uçak ve helikopterler kiralanmıştır. Kira ücretleri toplamıyla bile uçak filosu kurmak mümkünken bu yola gidilmemiştir. Üstelik helikopterler, pervanenin dönmesiyle çalıştığı, pervane de helikopterin altında hava hareketine sebep olduğu için söndürmek şöyle dursun, yanmakta olan kozalakları uzaklara fırlatarak yangının daha geniş bir alana yayılmasına sebep olmaktadır. Bu durumu Erdoğan Karakuş da belirtmiştir ama normal zekâya sahip olan herkes helikopterlerin yangını söndürmekte değil, ancak alevler arasında kalan insanları kurtarma çalışmalarında kullanılabileceğini düşünebilir.
Bütün bu organizasyon hataları yüzünden Türk Hava Kurumu uçakları hangarda beklerken, yurt dışından kiralanan veya yardım amacıyla gönderilen söndürme uçakları daha büyük ve düz arazide kullanılabilir olduklarından vadilerde 100 metre yukarıdan su bıraktıkları için, bıraktıkları su havadayken ısının etkisiyle buhar olmaktadır. Türk Hava Kurumu pilotları ise alevlerin 30 metre üstünden su bırakmaktaydı.
Kısacası, bu tablo iktidarın bilinçli taksirinin eseridir.
Cumhuriyet kurumlarına düşmanlık ve rant düşüncesi, felaketin bu kadar büyümesinin ana sebebidir.