Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Uçak ve helikopter yurtdışından kiralanırken söndürme işçileri kadrosuz çalıştırılıyor
Karar:
Ziraat Mühendisleri Odası'ndan kritik uyarı: Yangınlar sonrası iki riske dikkat!
Star:
Afganistan Havaalanını işletmeye talibiz
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Şükran Soner 7 Ağustos tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Yandaşa bol çıkar, eleştirene ceza.."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Gündemi, zamanı, tarafı hiç fark etmiyor. Şaşmaz kural olarak sonuna kadar işletiliyor.. Dünün en can yakıcı gündemleri, haberleri içinde de şiddet, pervasızlık boyutları, acı şakası boyutu bir yana, enflasyon artışlarının hiç fren tutmaması gibi katsayıları yükseltilmiş olarak değişen bir tablo yaşanmadı.."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Başkan Erdoğan, yangınların 9. gününde, dün saat 15.00 sıralarında medyadan canlı yayımlanan açıklamasında, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu “yangınların söndürülmesinde kendilerine yardım etmek yerine, yangınlara körükle gitmekle” suçluyordu. Şaşmaz yansıması olarak yandaşlıkta ustaların ustası katlarında, doğal olarak ailece servetleri yıllar içinde hızla katlanan bir marka isim, sabah katıldığı bir televizyon yayınında, cansiperane yeni geldiği yabancı ülkelerde, Amerika, Kanada, Avustralya’da yaşanan orman yangınlarının metrekareleriyle zarar boyutları yanında, bizim yaşamakta olduklarımızın çok küçük kaldığında diretebilme hakkını kendinde görüyordu.
Bilimsel gerçeklikler içinde, söz konusu yangın alanlarının müdahale edilemez yerler ve büyüklüklerinin anımsatılarak bizdekilerle kıyaslanmaya kalkışılmasının haksızlığına isyan eden gazeteci arkadaşımızı eleştirinin ötesinde, suçlama taktikleriyle susturmaya çalışıyordu. Şapkadan kuş çıkarabilen sihirbaz tavırlarıyla yaşadığımız yangınların söndürülmesinde işlerin yolunda, tıkırında olduğuna toplumun inandırılması görevinin hakkını vermeye çırpınıyordu. Yangın yerlerinde herkesin tanıklık ettikleri gerçeklerin tersyüz edilebilmesi sizce olası mı? İnsanların gözlerinin hâlâ kör edilebilmesi söz konusu olabilir mi?
Yoksa bu ateşli çırpınışlar sadece ve sadece yandaşlara sağlanan bol çıkarların tükenebileceği kaygısından mı? Kimilerinin kaygı ve korkuları yeni boyutlar kazanmış olarak yeni şiddet yöntemlerine de dönüşüveriyor.
Bilemiyorum ama bu yakıcı gündem yoğunluğunda, gazetecilik meslek örgütlerimizin, gazetecilik hakları üzerinden savunmalarının haber değeri yokmuş gibi davranılıyor. Sadece ve sadece haber alma ve verme haklarını kullanabilmek üzere, olayları yakından izleyen kameralarını kullanmaya çaba gösteren gazeteci arkadaşlarımızın başlarına her gün bir başka bela geliveriyor..
Örneğin İçişleri Bakanlığı, yaşanan olaylar içinde sadece ve sadece kameraları ile fotoğraf çekmeye kalkışan arkadaşlarımızı sık sık tutuklar oldu. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin zorunlu gazetecilik meslek görev adına, haksız yere polis gücü eliyle şiddete hedef olan ya da gözaltına alınan bir gazeteci arkadaşımızın haber alma ve verme haklarını savunmak üzere, yeni bir açıklama yapmak zorunda kalmadıkları gün yok gibi..
...***
Cevher İlhan 7 Ağustos tarihli Yeniasya gazetesinde, " “Yangın yanıltmaları”"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" On günü aşkındır devam eden yangınların söndürülememesine karşı “yangın yanıltmaları” devam ediyor. Yangınlara zamanında ve etkin olarak özellikle havadan müdahale edilemediği sorularına cevap veremeyen bakanlar, “düne göre iyi durumdayız” yuvarlak ifadeleriyle sadece kaç yangını söndürdüklerini bildiriyorlar. Öncelikle günlerdir süren ve 7 vatandaşın can verip 770’nin yaralandığı, ağır yaralıların olduğu yangının tahribatının hesâbını vermek yerine, iktidara mensup belediye başkanları “TOKİ yirmi yıllık kredi ile ev yapacak, evleri yanmayanlar ‘keşke bizim de evimiz yansaydı’ diye hayıflanacaklar” türü tuhaflıklarla basite indirgeniyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Keza yüzlerce araçla, binlerce personelle cansiperâne yangına müdahale eden muhalefete mensup belediye başkanlarının illerdeki kriz ve koordinasyon toplantılarına alınmamalarının ve kendilerine hiçbir çağrısının olmasının, siyasi ihtiras ve inhisarcılıktan başka hiçbir gerekçesi bulunamıyor.
Neticede, Anayasa ve Orman Kanunu, açıkça orman alanlarının korunmasını ve orman yangınlarını önleme ve söndürme görevini Orman Bakanlığı’na ve bünyesindeki Orman Genel Müdürlüğü’ne vermesine karşı en üst düzeyde hâlâ bütün sorumluluğu belediyelerin üzerine atma sorumsuzluğu sürüyor.
Ve bu sorumsuzlukla Türkiye’nin altıda bir arazisine sahip olan Yunanistan’ın 38 yangın söndürme uçağı varken, bir tek uçağın olmamasının açıklamasını yapamıyor…
Daha önce büyük orman yangınlarında askerler de devreye girdiği halde, yangın bölgelerine neden asker sevkedilmediği hususu da karanlıkta kalıyor.
İlgililer, “bu konuda eğitimleri olmadığından askerleri riske atmak istemedikleri”ni söylüyorlar; oysa konunun uzmanları, askerlerin geri hatta daha çok soğutma çalışmalarını yaptıklarını belirtiyorlar; birçok söndürülen yangına yeterli soğutma yapılmadığından yeniden tutuşup alevlendiğini nazara veriyorlar.
Ve en son Cumhurbaşkanı’nın baştan beri yangınların söndürülmesinde büyük çabaları ve payları olan gönüllülerin yangın mahallerine girmelerinin yasaklanması” açıklaması ise bir diğer garabet olarak kayıtlara geçiyor.
Zira, devletin, bakanlığın araç ve gereçlerinin yetmediği ortada iken gönüllü vatandaşların, sivillerin, tanker ve traktörleriyle yangını söndürmeye koşan köylülerin, yöre halkının devre dışı kalması ile yangınların daha da büyüyeceği ve tahribatın daha büyük olacağı belirtiliyor.
Belli ki iktidardakiler, binlerce hektarlık ormanın kül olması başarısızlığının halk tarafından bilinmesini istemiyor. Bunun için her türlü yanıltma, manipülasyon ve algı operasyonuna başvuruyor!
...***
Oğuz Demir 7 Ağustos tarihli Karar gazetesinde, " Cumhurbaşkanı kime sinyal verdi?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Çarşamba akşamı Cumhurbaşkanı Erdoğan canlı yayında konuştu. Konuşmasında birçok konuya da değindi. Enflasyon ve faiz ile ilgili söyledikleri de yine her zamanki gibi piyasada olumsuz bir etki yarattı. 8,30 seviyesine kadar gelen dolar/TL kuru açıklamalardan sonraki iki gün içerisinde yeniden 8,60’a geri yükseldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın piyasada olumsuz algılanan mesajları arasında en çok öne çıkan kısmını aşağıda vereyim."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
“Enflasyon noktasında da Ağustos’u geride bıraktığımızda düşüşü göreceğiz. Şu anda bulunduğumuzun çok çok altında olur. Bunu da özellikle buradan sinyalini belli bir yerlere vermiş oluyorum. Bundan böyle enflasyonun daha yukarı çıkması mümkün değil zira faiz oranlarında düşüşe geçiyoruz. Yüksek faiz bize yüksek enflasyonu getirecektir. Ağustos ayı kırılma noktasıdır. Artık biz düşük enflasyona inşallah geçeceğiz”
Belli ki Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Ağustos ayı ile birlikte enflasyonun düşüşe geçeceği söylenmiş.
Üretici fiyat endeksi, petrol fiyatlarının geldiği seviye ve döviz kurlarındaki durum enflasyonda yavaşlama bir yana önümüzdeki ay itibariyle yüzde 20’lere çıkacağımızı işaret ediyor.
Belki bir ihtimal ekim ve kasım aylarında yavaşlama olabilir. Ancak o da bir ihtimal. Bu da döviz kurlarının sakin bir seyir izlemesine bağlı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın faizdeki ısrarı eğer TCMB tarafından ekim enflasyonu görülmeden (kasım ayından önce) bir faiz indirimi olarak karşılık bulursa o zaman bu “bir ihtimal” de ortadan kalkar.
Bu ihtimal ortadan kalkmasa da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın beklediği kadar ciddi bir iyileşme yakın zamanda mevcut veriler ışığında zor.
Bir diğer önemli tartışmada Cumhurbaşkanının o programda kullandığı sinyalini verdiği yer ile ilgili oldu.
Uğur Gürses ve Alaattin Aktaş oldukça güzel iki yazı ile sinayelin nereye gittiğine yanıt vermeye çalıştı. Sonuçta Cumhurbaşkanı TÜİK’e enflasyonu düşük tut sinyali mi verdi yoksa TCMB’ye faizleri indir sinyali mi verdi hala bilmiyoruz.
Ancak ben bu tartışmaya başka bir pencereden daha bakmak isterim.
Bence sinyalin gittiği belirli bir yerler parti teşkilatları da olabilir.
Yani Cumhurbaşkanı Erdoğan, TCMB’yi faiz indirimine zorlayarak geçici bir ekonomik rahatlamanın peşinde olabilir. Bu geçici rahatlamayı da önümüzdeki yılın ilk yarısında bir erken seçim kararı ile lehine çevirmeyi amaçlıyor olabilir.
Çok istediği erken faiz indirimlerinin kısa bir süre sonra ekonomide çok daha büyük sorunlar yaratacağını biliyor. Hal böyle olunca bu faiz indirim ortamının yaratacağı ucuz krediye ve artan tüketime dayalı yalancı ve geçici iyileşmeyi kullanmayı istiyor olabilir mi?