Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Orman yangınlarıyla mücadele eden ekipler teçhizat sıkıntısı yaşadı
Karar:
Türkiye yine kırmızı listede kaldı
Milli gazete:
Eski Bakan'dan Erdoğan'a zor Somali soruları: Yandaş firma kim?
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Orhan Bursalı 8 Ağustos tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Yangında dışa bağımlılık, ama yerli-milli palavracılığı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Bugün sizlerle bazı notlarımı, düşüncelerimi paylaşacağım. İlki, bu iktidarın yangınlar konusunda acziyeti üzerine. “Hükümet başarılıydı” diyerek ekranlara çıkanlardan gına geldi. Türkiye Akdeniz yangın bölgesinde; iktidar, bilimsel gelişmelere, bilgilere sırtını döndüğü için iklim değişimi konusunda uyarılara aldırış etmiyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın hiçbir uçağı yok, yangın, mevsiminde başlayınca ihale açıyor ve mesela Rus şirketiyle anlaşıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
İhale doğru yöntem midir? Bu nerede görülmüş, ancak üçüncü dünya ülkelerinde. Yarın da ihale yaparsın, Rus şirketi uyamaz paranı iade eder, Avrupa’da yangınlar patlar sana yardıma gelemez.. Yunanistan’ın ve başkalarının yaptığı gibi. Böylece kendi başına kalırsın.
Yerli ve milli söylemiyle dağları yıkan iktidar, yangın söndürmede dışa bağımlılığı savunuyor. Kendi söndürme filon olmadıkça, hele Akdeniz artık kavrulan bir çanak ülke olunca, tüm ormanlarını tüketme eğilimine girersin. Önce kendi gücümüzü yaratmalıyız. Bu kadar net. Kafaları değiştirin!
Gelecek yıl benzer durumla veya daha büyük yangınlarla karşılaşabileceğimizi düşünerek en azından hiç olmazsa bu konuda bir küçük öngörüde bulunarak önlemleri almalılar.
İktidar bu konuda da dibe vurmuş durumda.
Yok sosyal medya hükümetin politikaları konusunda yalan üzerinde dedikodularla doluymuş, hepsi palavraymış, bu medyayı adam etmek gerekirmiş, TV’ler yangınları göstermemeliymiş, yayın da yapmamalıymış yoksa hükümet aleyhine yayınları Halk TV örneğinde görüldüğü gibi halk basarmış...
Acze düşmüş bir iktidar, yoğun eleştiriler karşısında yasaklamalara, tehditlere, soruşturmalara başvurarak toplumu susturmaktan başka çare bulamaz. Tabii istifa asla gündemlerinde olmadığı için otoriterlik ve susturma yöntemleri öne çıkar.
Komplo teorileri tabii ki bilimsel bilgiye ve analize gerek duymayan bazı insanların hoşuna gider. Ülkeyi bu hale düşüren iktidara olan hıncı ve saydamsızlık da bunu körükler. Ormanları kendileri yakıyor der.
Uçağı yok ama bir büyük ülke olarak yangınlara karşı önlemlerini almış Putin’e telefon edip uçak ve helikopter getirtmeyi bir başarı gibi sunan bir Cumhurbaşkanı ve iktidar var, dolayısıyla daha çok komplo teorilerine kapı açar!
Bunlar da çok çok azınlığın inancına dönüşür. Bu gibi paylaşımları bahane ederek iktidar ve elemanları terör estiriyor toplum üzerinde.
...***
Uğur Emek 8 Ağustos tarihli Karar gazetesinde, " Kayıt dışı ekonominin boyutu"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Eski AK Parti Genel Başkan Yardımcısı “işverenler, yatırımcılar, sanayiciler Suriyelilerden memnun. Bazı yerlerde Suriyelileri çekin, ülke ekonomisi çöker” demişti. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Yerel Yönetimler Başkanı da geçen hafta “şimdi bazı şehirlerde sanayiyi onlar (sığınmacılar) ayakta tutuyorlar” demiş. Gaziantep ve Kayseri ticaret odaları başkanları, sığınmacıların katkılarından çok, neden olabilecekleri olası sorunları dile getirerek, siyasetçilerinkinin aksine görüş belirtmişler."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Siyasetçilerin konuşmalarından; sığınmacıların sanayici olarak mı ya da çalışan olarak mı sanayiyi ve ülke ekonomisini ayakta tuttuklarını anlayamadım. Sığınmacılar sanayici ise şirketleri ticaret siciline kayıtlı mı? Vergi ödüyorlar mı? Çalışanların Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtları var mı? Bu sorulara cevabınız evet ise ekonomik olarak şimdilik bir sorun yok.
Eğer sığınmacılar kayıt dışı çalışarak sanayiyi ayakta tutuyorlarsa, sorun gerçekten çok büyük.
Nasıl mı?
Gelin bir bakalım.
Kayıt dışı ekonomi; parasal, yasal ve idari nedenlerle resmi kurumlardan gizlenen bütün ekonomik faaliyetlerdir.
Parasal nedenler vergi ve sosyal güvenlik ödemelerinden ve yasal nedenler de bürokrasi ve yasal düzenlemelerinden kaçınmayı içermektedir.
İdari gerekçeler yolsuzluk düzenlemelerindeki, kurumların kalitesindeki ve hukukun üstünlüğündeki yetersizlikten kaynaklanmaktadır.
Kayıt dışı faaliyetler, kayıt içine alınırlarsa resmi hale gelecekler ve ülke ekonomisine gerçekten katkı sağlayacaklardır. Aksi takdirde, sadece kayıt dışı faaliyetlerin sahiplerinin refahlarını artıracaklardır.
Kayıt dışı firmalar vergi ve sosyal güvenlik primi ödememektedir. Finansmana erişim sağlayamamaktalar ve verimsiz çalışmaktadırlar. Bu nedenle de ölçekleri küçük kalmaktadır.
Kayıt dışı işletmelerdeki çalışma koşulları, kayıtlı işletmelere göre daha kötüdür.
Kayıt dışılığın yüksek olduğu ülkelerdeki büyüme hızları, potansiyellerinin çok daha altındadır.
1991 yılında Türkiye’de kayıt dışı ekonominin GSYİH’ye oranı % 36 imiş. 2003 yılına gelindiğinde, yani 12 yıl içerisinde bu oran % 4 azalarak % 32,07’ye düşmüş. 2003-2017 yılları arasında ise % 27,2’ye gerilemiş. (Grafikteki siyah sütun).
Bu iyi bir gelişmedir. Ancak, çalışmanın yazarları Türkiye verilerinin çok dikkatli okunmasını tavsiye ediyorlar.
Son 10 yılda, çoğu ülke ve özellikle de Orta Doğu ülkeleri yoğun sığınmacı akınından çok etkilendi. Yazarlar, kullandıkları modellerin bu gelişmelerin etkilerini hesaplayamadıklarını; bu nedenle de Ürdün, Lübnan ve Türkiye’deki kayıt dışı ekonominin boyutunun gerçeğinden daha düşük tahmin edildiğini söylüyorlar.
...***
Mehmet Kara, 8 Ağustos tarihli Yeniasya gazetesinde, " Yangında bile kutuplaştırma çıkarıldı!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"11 gün önce ülkemizin birçok ilinde başlayan ancak 8-9 gün sonra çoğu söndürülebilen yangınlar yüreklerimizi yakarken siyasetçiler bu durumdan da kutuplaşma çıkarttılar! Büyük bir tebriki hak ediyorlar!!!
44 ilde 208 ormanımız cayır cayır yanarken siyasetçiler birbiriyle uğraşmaktan, suçu başkasına atmaktan, görevleri olduğu halde bunu başkalarına yüklemekten vazgeçmediler, vazgeçmiyorlar da…"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer vriyor:
...***
Önce yangını söndürüp sonra eksikleri, hataları söylemek varken maalesef bu kutuplaştırma hastalığı yüzünden büyük bir felâkette “sen-ben kavgası” yapıldı, yapılıyor. Ülkede ekonomi, adalet gibi konuların düzenli ve iyi gitmesi, yangın, sel ve deprem gibi konularda önceden tedbir alma, felâket geldiğinde de organize olup bir an önce can ve mal güvenliğini sağlamakta iktidarın görevidir. Muhalefetin görevi de iktidarın yanlışlarını, hataların ve eksiklerini gösterip düzeltilmesini sağlamaktır.
Bir yandan “güçlü devletiz yangınla tek başımıza baş ederiz” denilir, diğer yandan komşu ülkelerden uçak, helikopter kiralanıyor. Kardeş ülke Azerbaycan’dan askerler yardıma koşuyor. Bir yandan da bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından sosyal medyada ülkelerin bayraklarının yer aldığı “teşekkür” mesajı yayınlanıyor.
Erdoğan önce “yangında siyaset olmaz” diyor, sonra da muhalefetin yalan terörü estirdiğini söylüyor. “Tespitin varsa dürüst yap da adam sansınlar” diye de ilâve ediyor.
Devlet yetkilileri, “Bizim yardıma ihtiyacımız yok, Türkiye yardım talep etmiyor’ derken, Avrupa’dan “Türkiye’nin talebi üzerine 3 uçak gönderiyoruz” açıklaması geliyor.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun, “Bir afet olduğu zaman biz Türkiye olarak başka ülkelere yardım ettiğimiz gibi, başka ülkelerin de bize yardım etmesini elbette kabul ederiz. Yangının başlamasıyla beraber birçok komşu ülke, dost ve kardeş ülkeler ve Avrupa’dan ülkeler bizi aradılar. Biz nasıl yardımcı olabiliriz diye sordular. Biz de kendilerine sorduk, neler yapabilirsiniz? Bizim en çok ihtiyacımız olan uçak ve tonajlı su taşıyabilecek helikopterler” demesi iktidar içindeki ikircikli tavrı da ortaya koydu. Bir taraftan “yardıma ihtiyacımız yok”, diğer taraftan “yardımı elbette kabul ederiz” denilmesi yangın karşısında koordinasyondaki eksikliği de göstermiş oldu.
“Komşu komşunun külüne muhtaçtır” diye güzel bir söz vardır. Yangın, sel, deprem gibi tabii afetlerde de ülkelerin ülkelere ihtiyacı vardır. Yardım istemek gurur ve kompleks meselesi yapılamaz.