Ağustos 10, 2021 09:37 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Yöneylem’in araştırmasına göre yurttaşlar, birden fazla maaş alan bürokrata karşı çıkıyor

Karar:

Ahmet Davutoğlu Muğla'da yangın bölgesine gitti: Yaralarımızı sarıp geleceğe güvenle bakacağız

Yeniçağ:

Cumhur İttifakı’na duyulan güven yerlerde

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Aykut Küçükkaya, 9 Ağustos tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Yalanlar üzerine kurulu iktidarlar çökmeye mecburdur..."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"“Orman yangını Türk Hava Kurumu, Covid salgını da Hıfzıssıhha Enstitüsü kapatıldığı için ağır hasar verdi. Cumhuriyet kurumlarının ortadan kaldırılması, pandemi ve orman yangınlarını felakete dönüştürdü. Aslında bu kurumların kapanması bir bakıma devletin tasfiyesiydi...” 19 yıldır ülkeyi yöneten AKP iktidarı ilk döneminde ülkeyi bir cemaatle yönetmeyi tercih etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendi ağzından “Ne istediniz de vermedik” noktasına geldi. Gülen cemaati FETÖ’ye dönüştü; devleti öylesine ele geçirmişti ki artık AKP’ye ihtiyacı kalmadığını düşünüyordu. İktidarını kanıtlamak için kanlı darbe girişiminde bulundu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bu yıllardan ders almadığı anlaşılan Erdoğan-AKP yönetimi, iktidarlarını sürdürmek için hâlâ tarikatlara, cemaatlere kol kanat geriyor. İş öyle bir noktaya geldi ki, “Türkiye’nin inanç çizgisi Taliban’la aynı noktaya” çekildi!..

İlhan Selçuk, 2 Ocak 1986 tarihinde Cumhuriyet okurlarına seslendiği Pencere köşesinde 12 Eylül öncesi ve sonrasını kaleme aldığı “Kurtarıcı” başlıklı yazısını şöyle noktalıyor: 

“Biz bu filmi daha önce çok görmedik mi? 

Görmez olur muyuz? 

Kovboy filmidir bu; hep aynı senaryo üzerine işlenir; oğlan kızı kurtarır... 

Sonra da... 

İnsanlar ve toplumlar bir kez kurtarılmasınlar; kurtarıcılardan kurtulmak, çok ama çok daha zordur...”

“İnandırıcılık” sadece ülkeyi yöneten iktidarlar için değil, tüm kurumlar için geçerlidir. Başlıkta da söylediğim gibi, “yalanlar üzerine kurulu iktidarlar çökmeye mecburdur!..” Halkın önüne sandığın konulduğu gün de AKP iktidarının çöküş günü olarak tarihe geçecektir!..

13 gündür ormanlarımız yanıyor... Tüm ülkenin ciğerleri yanıyor... Dayanışma da büyüyor... Sanatçı Haluk Levent’in önderliğinde AHBAP Derneği, yangın bölgelerindeki yurttaşlarımız için bağış-yardım kampanyası düzenliyor. Gazetemiz grafikerlerinden Müge Kaygusuz arkadaşımızın “Cumhuriyet Emekçileri” adına AHBAP’la dayanışması alkışlanacak bir davranıştı. Müge’nin AHBAP’a geçtiği dayanışma notunda, “Biz Cumhuriyet gazetesi emekçileri, elimizden geldiğince yaralara merhem olmak istedik ve aramızda topladığımız parayı güvendiğimiz siz AHBAP’lılara gönderiyoruz. Biliyoruz ki en ihtiyacı olana kullanılacaktır. Yeniden yeşerme umuduyla” yazılıydı...

...***

Mehmet Kara 9 Ağustos tarihli Yeniasya gazetesinde, "Sosyal medya atışmaları!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Başta Cumhurbaşkanı, parti genel başkanları olmak üzere birçok kişi artık mesajlarını sosyal medya üzerinden paylaşıyorlar. Anında milyonlara ulaşan mesajlar en hızlı haberleşme yöntemi haline geldi. Özellikle sosyal medya platformlarından olan Twitter’da gündeme dair kullanıcıların bir araya gelerek önemli konuları hem dünyada hem de Türkiye’nin gündeminde öne çıkarabiliyorlar."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Zaman zaman da karşılıklı atışmaya varan paylaşımlarda en son olarak yangın vesilesiyle ortaya çıktı. “Help Turkey” başlığı altında milyonlarca kişi bu paylaşımı takipçilerine ulaştırdı. Bunun karşılığında da “güçlü Türkiye” başlığı açıldı. “Help Turkey” başlığına başta İletişim Başkanlığı tepkisini koyarken, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Yabancı ülkelere çağrı yapılarak yardım taleplerinin yoğun olarak gündeme taşınması Türkiye’yi âciz ve muhtaç bir ülke gösterme sinsiliğinin şifreli mesajı olarak değerlendirilmeli” ifadesinden sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı re’sen soruşturma başlattı.  

Konu Erdoğan’a sorulunca, “Demek ki bu kadar rahatsız oluyorlar o zaman güçlüyüz. Onun karşılığında “Güçlü Türkiye” diye hesap açtılar. Yalancının mumu yatsıya kadar bile yanmadı. Öbürü Güçlü Türkiye çok daha fazlasıyla karşılık buldu” diye karşılık verdi. 

Konu yargıya intikal etti. Ünlü sanatçılar, siyasetçiler bu paylaşımı takipçilerine iletmişti. Sosyal medyada düzenlemenin konuşulduğu şu günlerde bakalım nasıl bir gelişme yaşanacak? 

Bir diğer konuda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Şayet bir gün milletimiz ‘tamam’ derse ancak o zaman biz kenara çekiliriz” sözlerinin Twitterde gündem yapılması oldu. Erdoğan’ın bu sözünden hemen sonra “tamam” etiketi sosyal medyada üst sıralara yerleşti, milyonlarca paylaşım yapıldı. Bu etiketin, karşılığında “devam” etiketi açıldı. “tamam” etiketi kadar olmasa da “devam” etiketi paylaşıldı. 

Meral Akşener, Muharrem İnce, Temel Karamollaoğlu da Erdoğan’ın sözlerinden sonra “tamam” tweetleri atan genel başkanlar arasındaydı. 

Bu çalışmalar bir bakıma da anket gibi oluyor. Elbette “tamam”a da “devam”a da millet karar verecektir. 

Sosyal medya iyi kullanıldığında faydalı şeyler oluyor, ama zararlarını da yabana atmamak lâzım. 

Son günlerde “devlet yetkileri”nden veya bakanlardan en çok duyduğumuz cümlelerden birisi “Cumhurbaşkanımızın talimatıyla…” oluyor. İletişim Başkanı, Cumhurbaşkanı Sözcüsü gibi yetkilerinin bunu söylemeleri bir yere kadar normal karışlanabilir, ama görev alanları ile ilgili bir çalışmaya katılan bakanların konuşmalarının içinde defalarca bu iki kelimeyi söylemesi garip karşılanıyor. 

En son olarak Antalya ve Muğla’da çıkan yangınlarda dört bakan bölgeye gittiklerinde beraber basın toplantısı yaparken dört bakanında konuşmalarının içinde “cumhurbaşkanımızın talimatıyla” demesi ilginç değil mi? “Bu bakanlar özellikle de Orman Bakanı Cumhurbaşkanı talimat vermese o bölgeye gitmeyecek miydi?” sorusu hem siyasetçiler hem de vatandaşlar arasında soruldu. 

Bir olan garip şey de bakanların kendi istekleriyle istifa edememesi. İstifa etmeyi düşünen bakanlar ancak “aflarını” isteyebiliyorlar. Görevden alanda “af talebi”ni kabul ediyor ya da etmiyor… 

Yeni sistemin getirdiği bu durum sizce de garip değil mi? 

...***

Hakan Albayrak, 9 Ağustos tarihli Karar gazetesinde, " Böyle bir felaketi kaçımız öngörmüştük?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Türk Hava Kurumu’nun atıl durumdaki altı tane yangın söndürme uçağını konuşuyoruz. Konuşalım. Ama abartmadan. Türkiye tarihinin en büyük orman yangını felaketinden bahsettiğimizi unutmadan. O altı tane uçak devrede olsaymış bu felaketin üstesinden kolayca gelebilirmişiz havası oluşturmadan. Orman yangınlarının aynı anda onlarca bölgede çıktığını ve yurt dışından yardıma gelerek THK uçaklarının eksikliğini ziyadesiyle telafi eden 15-20’ye yakın yangın söndürme uçağına rağmen felaketin sona ermesi için hava sıcaklığının düşmesine, nem oranının yükselmesine, rüzgârın dinmesine bel bağlandığını göz ardı etmeden."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Yangınla mücadele filolarında bizden kat kat fazla uçağı bulunan devletlerin de binlerce hektar ormanın yanmasına mani olamadıkları gerçeğini yadsımadan.

Orman yangınlarıyla mücadele konusundaki hazırlığı yetersiz olan hükümeti eleştiriyoruz. Eleştirelim. Ama iğneyi hükümete batırırken çuvaldızı kendimize batırmayı ihmal etmeden. Bugüne kadar kaçımız ‘En az 30 uçaklık bir yangın söndürme filomuz olmalı, hükümet bu işi ivedilikle halletmeli’ filan demişiz? Hangi siyasi partinin programında var böyle bir şey? Hangi partinin başlıca gündem maddeleri arasında yer alıyordu böyle bir şey?

Ormanlar cayır cayır yanmaya başlamadan evvel ‘Çok büyük bir felaketin eşiğindeyiz’ diyerek ortalığı ayağa kaldırmaya çalışan bir tek muhalefet partisi oldu mu?

Onlarca yangın söndürme uçağı ihtiyacının öteden beri farkındaymış gibi davranan muhalif siyasetçilerden kaçı bu ihtiyacın altını çizmiş bugüne kadar?

Bu çapta bir felaketin gelişini herkes görebilmiş de bir tek iktidar görememiş gibi davranmayalım lütfen.

Orman yangınlarıyla mücadeledeki eksiklerin gediklerin sorumluluğu, o hususta hesap verme mükellefiyeti tabii ki hükümete aittir.

Bunu yadsımadan söylüyorum: Kolektif bir gafletti. Olan olunca ve olanın kaçınılmaz olarak olduğu uzmanlar tarafından izah edilince hepimiz küresel ısınma ve yangın söndürme uzmanı kesildik ama kabul ve itiraf edelim ki bugünü dünden görenlerimiz bir elin parmak sayısını geçmez.