Türkiye'den köşe yazarları
Yeniasya: Yüzde 70 aşılanırsa pandemi zamanla biter
Yeniçağ:
Fatih Portakal Cumhur İttifakı'nın yeni liderini açıkladı
Star:
EastMed projesi çöktü!
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Erdal Sağlam 10 Ağustos tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Bu hafta faiz inse de inmese de..."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Hani çok kritik bir eşik vardır, o aşıldığı zaman artık bir şey yapma imkânı kalmamıştır ya... Türkiye ekonomisi için işte o eşiğin aşıldığını söylemek zorundayız. 12 Ağustos’taki Merkez Bankası toplantısından Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın talimatı doğrultusunda faiz indirimi çıkıp çıkmayacağını tartışıyoruz. Faiz indiriminin bu ay başlayacağını söylediğinden beri doların değeri 8.30 TL’den 8.70 TL seviyesine kadar yükseldi. Bunun üzerine bir de hiçbir mantığı olmayan faiz indirimi kararı verilirse işte o zaman kurlar tutulamaz."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
İyi de bu ay faiz indirimi yapılmazsa bir şey değişecek mi? Bence faiz indirimi olacakları öne çeker, Merkez Bankası bu ay faiz indirmese bile artık olacakları önleyemez. Gelecek olanı ancak bir-iki ay daha ötelemiş olur.
Hatırlıyor musunuz; daha geçen hafta Merkez Bankası faiz artırmazsa neler olabileceğini yazmıştım. Çünkü yüzde 19 olan politika faizine karşılık yıllık enflasyon oranı 18.95’e çıkmış, reel faiz neredeyse sıfırlanmıştı. Halbuki Merkez Bankası Başkanı Kavcıoğlu, “Reel faiz belirlemeye devam edeceğiz” diyordu. Diyelim ki Merkez Bankası “hâlâ reel faiz sayılır, bir süre bekleyelim, enflasyon geri dönecek” dedi. Normal bir ülkenin Merkez Bankası bunu söylese halkı bir süre için ikna edebilir. Ancak bizim Merkez Bankası’nın hiçbir kredibilitesi yok ki buna güvenilsin.
Özetle; son enflasyon oranına göre Merkez Bankası’nın bu ay olmasa bile önümüzdeki ay faiz artırması gerekiyordu. Bunun yerine “Ağustostan itibaren faiz indiriyoruz, enflasyon da buna bağlı inecek” derseniz, bu işin sonunun kötü olacağını da açıkça ilan etmiş olursunuz.
Hadi diyelim Kavcıoğlu, araya koyduğu Cumhurbaşkanı danışmanları kanalıyla, rica minnet “Efendim çok kötü olur, bu ay yapmayalım” dedi ve bunu kabul ettirdi. Cumhurbaşkanı isteğini eylülde, olmadı ekimde de tekrarlayacak. Kavcıoğlu’nun, Naci Ağbal gibi buna rağmen gerekeni yapacağını söyleyebilir misiniz? Koltuklara kazara geldiklerini bilenler, o koltukları kaptırmamak için her şeyi yaparlar, en büyüğünden küçüğüne bunu yaşıyoruz...
Diyelim ki bu ay olmadı, ağustosun enflasyon açıklaması geldiğinde ne yapacağız? Hile olmasa bile Cumhurbaşkanı’nın bu demecinden sonra eğer piyasaların beklediği gibi bir artış çıkmazsa, ortalık birbirine girmeyecek mi? Talimatla enflasyonun düşük tutulduğu, haklı olarak, tartışılmayacak mı?
Özetle; gelmesini zaten beklediğimiz bu kritik eşik geldi çattı ve yönetim bu eşiği de atladı. Eşiğin önünde dursa, buradan geri dönme inisiyatifi gösterse belki ekonomiyi kurtarma imkanı olurdu ama bence artık çok geç...
...***
Esfender Korkmaz 10 Ağustos tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Muhalefetin tarihî sorumluluğu"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Geçtiğimiz Cuma günü bu köşede, Vikipedi'nin çok sayıda anket ortalaması sonuçlarını vermiştim. Son ortalamaya göre yüzde 10 baraj üstünde kalan partilerin oy oranları, AKP yüzde 33, CHP yüzde 25 ve İYİ Parti yüzde 14,5'tir. Aynı şekilde Cumhurbaşkanlığı adayları içinde çok sayıda anket ortalaması alınmış ve oy oranlarının grafiği verilmiştir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
2019 başında Erdoğan'ın oy oranı yüzde 41, İmamoğlu'nun yüzde 37'dir. 2020 Haziran ayında her ikisinin oyları yüzde 41,5'te kesişiyor. Sonrasında İmamoğlu arayı açıyor ve 2021 Haziran'ında; İmamoğlu yüzde 49 Erdoğan yüzde 39 ve kararsızlar yüzde 12 oluyor.
2020 başında Erdoğan'ın oy oranı yüzde 40 ve Yavaş'ın yüzde 33'tür. 2020 Ağustos ayında her ikisinin de oy oranı yüzde 40 olarak kesişiyor. 2020 Ağustos-Kasım arasında Erdoğan tekrar öne çıkıyor. Kasım 2020'de bu defa yüzde 42 seviyesinde tekrar kesişiyor. 2020 sonundan itibaren Yavaş öne geçiyor ve Haziran 2021'de Erdoğan yüzde 37, Yavaş yüzde 48 ve kararsızlar yüzde 15 oluyor.
2019 sonunda Erdoğan'ın oy oranı yüzde 54, Kılıçdaroğlu'nun yüzde 32'dir. Kılıçdaroğlu'nun Nisan, Mayıs 2021 aday olabilirim açıklaması sorasında her ikisinin de oy oranı yüzde 41'de kesişiyor. Sonrasında Kılıçdaroğlu geçiyor. Mayıs sonunda, Kılıçdaroğlu yüzde 42,5 ve Erdoğan yüzde 36 ve kararsızlar yüzde 21,5'tir.
2020 başında Erdoğan yüzde 46, Akşener yüzde 39 ile başlıyor. 2021 Nisan ayında her ikisi de yüzde 39'da birleşiyor. Mayıs 2021'de Akşener 39, Erdoğan 34 ve kararsızlar yüzde 27 oluyor.
Anketler kamuoyunun nabzıdır. Eğer siyasi partiler başarılı olmak istiyorlarsa, parti yöneticilerinin şahsi hesaplarını, parti içi hizipleri en azında bu kritik eşik geçilinceye kadar bir tarafa bırakmaları gerekiyor.
İmamoğlu ve Yavaş'ın oyları Nisan 2021'de yüzde 50'ye çıkıyor. Kararsızlar da azalıyor. Ama Kılıçdaroğlu'nun aday olabilirim açıklamasından sonra yüzde 48'e geriliyor.
...***
Aziz Karaca 10 Ağustos tarihli Yenimesaj gazetesinde, " Kül yağıyor can yurdumun üstüne"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Bir yanardağ patlaması yaşamadık ama adeta dağlarımız birer yanardağa dönüştü. Şimdi kül yağıyor can vatanın üstüne. Bile bile, bilinçli olarak koskoca ülkeye bu acıları yaşatanlar elbette dünyada da ahirette de mel'undurlar ve hak ettikleri en ağır cezayı çekmelidirler. Yangınları söndürmede görev alan, canını dişine takarak canla-başla çalışan ve çoğu zaman canlarını tehlikeye atan hemen herkese elbette millet olarak yürekten teşekkürler borçluyuz."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Söz konusu yangınların bu kadar büyümesinde ve yayılmasında, köyleri, kasabaları ve mahalleleri adeta yutmasında ihmali olanlara da sitemlerimizi gönderiyoruz.
Yirmi yıldan beri ülkeyi tek başına yöneten bir iktidar, zaman zaman, uzay yolculuğunun başlayacağını, aya iniş yapılacağını, yerli ve milli uçakların pek yakında göklerde süzüleceğini propaganda ederken bir de baktık ki bir tane bile yangın söndürme uçağımız yokmuş.
Kurulduğu günden beri bu yangın söndürme işini yapan Türk Hava Kurumu da tam da bu iktidar döneminde iş göremez hale getirilmiş ve uçakları da çürümeye terk edilmiş.
Burada sayılamayacak kadar ihmaller zinciri ve yangınlara hazırlık yakalanış ve günden güne, dağdan dağa, ilden ile, köyden köye yayılan korkunç orman yangınları…
Şimdi kül yağıyor can yurdumun üstüne.
Bu konuda kafa yoran, bu konuda çalışmış, yıllarca bizzat yangın söndürmede görev almış nice uzman diyor ki, Hava Kurumu'nun uçakları faal olsaydı ve haberler alınır alınmaz yangın bölgelerine hareket etseydiler, yangınların hiçbiri bu kadar büyümeden ve yayılmadan söndürülürdü, hem bunca orman varlığımız kül olmazdı hem de hiçbir köyümüz, mahallemiz ve evlerimiz zarar görmezdi.
Şimdi, can yurdumuzun üstüne kül yağıyor olmasına mı yanalım, ormanlarımızın yanıp küle dönmesine mi yanalım, bilmem kaç neslin doğup büyüdüğü hatıralarla dolu baba-dede evlerinin kül olmasına mı yanalım, köylülerin yegane geçim kaynağı olan hayvanların ve arıların yitip gitmesine mi yanalım?
Şimdi, neredeyse aldığımız nefesten dahi vergi verdiğimiz, içtiğimiz sudan, yaktığımız elektrikten, konuştuğumuz telefondan bilmem kaç kalem vergi verdiğimiz devletimizin, bir çok ülkeye bol keseden bağışlarda bulunduğu halde, bir tane olsun hangarında yangın uçağı bulundurmamış olmasına mı yanalım?
Her bakımdan, dört bir yandan yaman yandığımızın gizlenemez alametidir ki; cennet vatanın üstüne kül yağıyor.