Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: İzmir’deki depremde yıkılan ya da hasar gören konutlar için bulunan kaynak, onay bekliyor
Yeniçağ:
Cumhur İttifakı'nda kriz yaratacak anket çalışması
Star:
Erdoğan, afet bölgesi ilan edilen yerler ile buralarda verilecek desteklerin ayrıntılarını paylaştı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Taha Akyol, 13 Ağustos tarihli Karar gazetesinde, “Ekonomide ve siyasette dönüşüm ihtiyacı”başlıklı yazsını okuyucularla paylaşıyor.
“Ekonomimizin bugünkü duruma düşmesinin sebeplerinden biri bağımsız Merkez Bankası’nın KHK’larla yapısı değiştirilerek “laf dinler” hale getirilmesidir. Ama dün Merkez Bankası “laf dinlemedi”, faizde Cumhurbaşkanının istediği indirimi yapamadı… Çünkü makro dengeler son 6-7 yılda öylesine bozuldu ki, ekonomi artık siyaseti taşıyamayacak durumda.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
TCMB Başkanı Prof. Şahap Kavcıoğlu eski AK Parti milletvekilidir. Yeni Şafak’ta lideri Erdoğan’ın “faiz sebep, enflasyon sonuçtur, faiz inmelidir” söylemini savunan yazılar yazmıştı… Karar TV’de iktisatçı Güldem Atabey anlattı: İktisatçılar toplantısında Başkan Kavcıoğlu’na bu yazıları sormuştu, Kavcıoğlu da “geçmişi unutalım, şimdiye ve geleceğe bakalım” diye cevap vermişti.
Görüyor musunuz, ideolojik ya da siyasi söylem ne kadar kolay! Alkış da alıyor… Ama yönetim sorumluluğunu yüklenince bilimsel gerçekleri uzun süre ihlal etmek mümkün olmuyor. Kavcıoğlu o sözleri bıraktı, “sıkı para” diyor artık, yani enflasyonun üstünde faiz!
Fakat Cumhurbaşkanı Erdoğan 2014’ten beri “faiz sebeptir…” diyor. Hatta bu yanlışa direnen Merkez Bankası başkanlarını ağır sözlerle suçlamıştı.
Ama netice ne? Cumhurbaşkanı yirmi ayda dört TCMB başkanı değiştirdi fakat işte en güvendiği yöneticiler bile faizi enflasyonun altına çekemiyorlar. Çünkü faizin enflasyonun üstünde olması, tabiat kanunu gibi, bilimsel bir gerçek…
İşte Merkez Bankası, dünkü açıklamasında, Sayın Erdoğan’ın sözlerinin tam aksine, Ağustos’ta enflasyonun inmeyeceğini ifade etti:
“Enflasyon Raporu tahmin patikasında belirgin düşüş sağlanana kadar para politikasındaki mevcut sıkı duruş kararlılıkla sürdürülecektir.”
Nitekim 9 Ağustos’ta iktisatçı Prof. Selva Demiralp enflasyonun yüksek olduğunu, faizin indirilemeyeceğini, emirle indirilirse enflasyonun daha da artacağını yazdı.
Devlet idaresinde “kurumsal yönetim” ilkesi geçerli olsaydı, Cumhurbaşkanı’nın bu açıklamayı yapmaması, eğer yapacaksa bilime sadık iktisatçılarla ve Merkez Bankası’yla görüştükten sonra konuşması gerekirdi.
Fakat “tek kişilik hükümet” sisteminde kurumsal değil, kişisel ve partisel kararlar esastır. Parlamanter sistemdeki gibi ‘hayır’ diyecek bakanlar da yok, çünkü bakanlar kurulu yok bu sistemde.
Zaman içinde 128 milyar dolar heba oldu, dolar da bugün 8 liralı rakamlarda! Yanlış politikaların faturası!
…***
Emre Kongar 13 Ağustos tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Cumhurbaşkanlığı seçimi: Bilinenler, bilinmeyenler”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“2023’te yapılacağı söylenen Cumhurbaşkanlığı seçimi toplumdaki “Demokratik Güçlerle” “Demokrasi Karşıtı Güçler” arasında bir seçimdir; yani aslında Demokratik Rejimin kaderi oylanacaktır. Bu biliniyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
“Demokratik Güçler”, rejimi korumak için yeterince akıllı, fedakâr, partisel ve kişisel egolarını/çıkarlarını bastırarak davranabilecekler mi; gerekli ittifakları ve dayanışmaları oluşturabilecekler midir?
Bu bilinmiyor.
Zaten iktidar da kontrol ettiği tüm medya ile en çok, partilerin, liderlerin, muhtemel adayların çıkarları, kişilikleri ve egoları üzerinden saldırıda bulunuyor. Parlamenter Demokratik Rejimi yok eden iktidardaki “Demokrasi Karşıtı Güçler” bu seçimi kazanmak için her şeyi yapacaklardır.
Bu biliniyor.
İktidarda olan “Demokrasi Karşıtı Güçler”, seçimi kazanmak için Seçim ve Sandık Güvenliğini, Anayasa’yı ve yasaları ne kadar eğip bükebilecekler, yüksek yargıyı, örneğin Danıştay’ı, Yüksek Seçim Kurulu YSK’yi yasadışı kararlarına ne kadar ortak edebileceklerdir?
Her ne kadar sınırları son derece zorlayacakları biliniyorsa da bu büyük zorlamaların sınırları ve yüksek yargının bunlara ne kadar boyun eğeceği, bazı tahminler olmakla birlikte, tam bilinemiyor.
Toplum içindeki “Demokratik Güçler” özellikle de başta ana muhalefet partisi olarak CHP ve “Millet İttifakı”, “Demokrasi Karşıtı Güçlerin” Sandık ve Seçim Güvenliği’ne aykırı olarak Anayasa’ya ve yasalara karşı alacakları önlemler konusunda, Sandık ve Secim Güvenliği’ni, Anayasa’yı ve yasaları korumakta ne derece kararlı ve enerjik davranabileceklerdir?
Bu konuda bazı olumlu temenniler ve bunlara karşı, geçmiş deneyimlerden gelen bazı olumsuz tahminler varsa da “Demokratik Güçlerin”, iktidara karşı, Sandık ve Seçim Güvenliğini, Anayasa’yı ve yasaları korumakta ne denli kararlı ve enerjik olabilecekleri konusunda tam bir beklenti veya bilgi yok.
İktidarın, “Demokrasi Karşıtı Güçlerin” adayı bellidir.
Bu biliniyor.
“Demokratik Güçlerin” adayı kim olacak?
Bu bilinmiyor.
Demokratik Güçler “Ortak Aday” mı çıkarmalıdır?
Bu konuda da fikirler farklı, bilinmeyenler çok.
Bazıları “Ortak Aday” çıkarılması konusunda ısrarlı.
Benim gibi bazıları da her kim olursa olsun, “Ortak Aday” konusunda partiler ve partilerin seçmenleri arasında bu adayı beğenmeyerek oy vermeyeceklerin sayısının fazla olabileceği olasılığını düşünerek Demokratik Rejimin ilk turda kaybedileceğinden çekiniyorlar...
Seçimin iki turlu olacağı düşüncesiyle, her partinin kendi adayını çıkararak bütün seçmenlerini seferber etmesi ve iktidarın adayının ilk turda seçilmesinin önlenmesinin daha etkili bir yol olduğunu söylüyorlar.
İkinci turda ise Demokratik Rejimi savunanlar arasında ilk turda en çok oy alan aday üzerinde mecburen ittifak etmenin daha kolay olacağını, böylece Demokratik Rejimin korunmasının sağlanabileceğini düşünüyorlar. “Demokrasi Karşıtı Güçlerin” ittifakı olan “Cumhur İttifakı” ile “Demokratik Güçlerin” ittifakı olan “Millet İttifakı” arasındaki oy farkı gittikçe kapanıyor ve her iki ittifakın oyları da şimdilik yüzde 50’nin altında kalıyor.
Bu durumda her iki ittifak içinde de yer almayan HDP’nin oylarının seçim sonucunu belirleyeceği hesaplanıyor.
…***
Arslan Tekin 13 Ağustos tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Barajı düşürmek neyi halledecek?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Önceki akşam, bir özel üniversitede ders veren bir arkadaşımla konuşuyorduk. "İyi ki baraj düşürüldü. Yoksa vakıf üniversiteleri boş kalacaktı." dedi. Başka konuştuklarım da oldu. Vakıf üniversitelerinde ders verenlerin hepsi barajın düşürülmesinin şart olduğunu söyledi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Yakından gözlediğim vaziyet şu ki, barajın düşürülmesi vakıf üniversiteleri için gerekli. Hâliyle öğrenciler için de gerekli. "Niye baraj düşürüldü!" demenin bir manası yok.
Hayat normal olsaydı, dersler uzaktan görülmeseydi, baraj tartışmaya açılırdı. Çünkü, eğitim kalitesi barajı etkiliyor. Baraj altında kalanlar incelensin bakalım, kaçı üniversiteye hazırlanırken yan destek alabildi? Salgın endişesi taşısalar dahi istikballeri için, açık veya korsan yüz yüze kurslara gidenler çoklukla büyük şehirlerde. Üniversitede barajı geçenler, istedikleri bölümü kazananlar onlar.
Barajın düşürülmesini bir müjde gibi verenleri anlayamıyorum. YÖK Başkanlığı böyle bir açıklama yapması gerekirken, Reis Bey, güya gençlere iyilik yaptığını, lütufta bulunduğunu düşünerek ortaya çıkıyor. Ama yanılıyor.
Şu akla geliyor mu? Müjde, parası olan için. Çoklukla vakıf üniversitelerine gidilecek. Ücretleri karşılamak kolay mı?! Birçoğu giremeyecek, kontenjanlar yine dolmayacak.
Her ile, birçok ilçeye üniversite ve fakülte açıldı. 131 devlet ve 78 vakıf üniversitesi var. Şu salgın döneminde, birçok vakıf üniversitesinin öğretim üyelerine yol verdiği haberleri geliyor. Öğretim üyesi az olunca yükü de ağır oluyor.
Denildiğine göre öğrenci başına düşen öğretim üyesi sayısı bazı üniversitelerde 300 öğrenciye kadar çıkıyor. Dünya ortalamasının ise 14 olduğundan bahsediliyor. Bu hesap biraz abartı geldi ama Batı'yla aramızın çok açık olduğu da biliniyor.
Öğretim üyeleri araştırıcıdır. Yeni şeyler ortaya koymak mecburiyetindedir. Ağır yükü nasıl kaldıracak, nasıl araştıracak? Bazı üniversitelerde akademisyenler kart basıyormuş. Bu çok şaşırttı beni. Fabrika mı orası?!
Asıl müjde eğitim kalitesinin yükseltilmesi. Ne yazık ki, hiç umudum yok.