Ağustos 15, 2021 12:16 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Tarım desteğinde veri krizi

Karar:

Kılıçdaroğlu'ndan Erdoğan'a taş köprü göndermesi

Milli gazete:

CHP'den flaş sel açıklaması! Can kaybı binin üzerinde mi?

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Şükran Soner, 14 Ağustos tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Can-mal kaybını artıran icraatlar iktidar erkinden"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" En çok insan eliyle işlenmiş suçlar yüzünden bozulan dünya dengeleri, üst üste yaşanan doğa felaketleri, seller, orman yangınları, depremler, virüsün önlenemeyen dalga dalga patlamaları..gerçeği.. Ülkemiz özeline geçildiğinde, nedense hepsinde birden, can-mal kayıplarını artıran verilerle, sayısız bile bile lades doğaya inat işlenmiş suçlarla yüzleşmek zorunda kalıyoruz. Yetmiyor, ülkemizde yaşanan en uzun soluklu iktidarları erkinin icraatlarıyla yüz yüze kalmaktan kurtulamıyoruz.."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

En yüksek ölümlü, binaların çöktüğü Bartın, Sinop, Kastamonu sel facialarında da akıl almaz boyutlarda daraltılmış dere yatakları üzerindeki betonarme yüksek yapılaşma, köprü inşaatları, sayısız bilime, doğaya aykırı işlenmiş suçlar ve aflarla yüzleşmiş oluyoruz. Başkan Erdoğan, dün de can ve çok ağır maddi kayıpları olan bölge halkına seslenişinde, bir kez daha yaraların en kısa zamanda sarılacağı sözünü veren konuşmasını yaptı.

Benzerleri yaşanan sayısız sel felaketinden kaçında, dere yataklarında inşaat yapılmaması uyarısını yaptığını saymış değiliz, ancak bugünlere kadar yaşananlar üzerinden çıplak görüntüleri ile yüzleştiğimiz suç yapılaşmaların sorumluları, süreçleri üzerinden yapılmış hiçbir anlamlı sorgulamayı, hesaplaşmayı öğrenebilmiş değiliz. İnadına yapılmış kaçak yapılaşmalara dönük imar afları üzerinden dahi hiçbir sorgulama, bilgiye ulaşılmasını sağlayacak tek bir çalışma duyulmuş değil.

Başkan Erdoğan’ın ağzından çıkan sözler, yaraların sarılması, yanan ormanların yerine yapılaşmanın yaşanmayacağı ile sınırlı. Oysa yine bağlantılı gelen açıklamalarla daha önceki orman yangınlarının sonrası verilmiş benzer sözlerin aksine, yanan alanların yapılaşmaya açıldığının pek çok belgeli, bilgili, görselli açıklamaları yapıldı durdu. Gerçekler saklanamadı, yalanlanamadı. Yönetmelik çıkarılmadan işlenmiş bu suçlar ortada iken kapkaç çıkarılmış yönetmelikle benzer suçların işlenmesi, kolaylaştırılması kafaya koyulmuş..

Deprem gerçeği bu kadar sıcak can yakıcı ülkemizi kuşatmışken, depremsiz dahi inşaatların çökmesi gerçeği bile azımsanmayacak kadar çok can yakmışken, inadına imar affında direnen kafa, orman yangınları için de yönetmelikle felaketlerin önünü açmaktan çekinmemiş. Acil yanlışından, suçundan dönme kararı vermek yerine yanan yapıların yerine TOKİ’ye yeni evler yapılması görevini veriyor. Üstüne üstlük TOKİ’nin depremzedelere yaptığı son binalarda kendiliğinden yeni yıkımlar ile yüzleşildiği günlerin sıcağında bütün bu gelişmeler yaşanabiliyor.

Otoriterleşmenin dur durak bilinemeyen, en küçük bir özeleştiriye yanaşılmayan, Meclis’in işletilmesini, yasama gücünün bir kez dahi gerçek işletilmesine katlanılamayan, kararnamelerle yönetme alışkanlığında, tükenmiş bu düzen, daha ne kadar zaman böyle yürütülebilecek?

...***

Cevher İlhan 14 Ağustos tarihli Yeniasya gazetesinde, " “Help Turkey!”"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Orman yangınlarının günlerce söndürülememesi üzerine bazı vatandaşların sosyal medyada başlattıkları “#HelpTurkey” çağrılarıyla yurt dışından uçak yardımı istemelerine iktidar cephesinden en üst düzeyden tepkiler verildi.  Ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, bu en mâsum paylaşımı, “organize bir şekilde halk arasında endişe, korku ve panik meydana getirmek”, hatta “toplumun belli bir kesimini diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa tahrik etmek, devleti ve hükümetini aşağılamaya çalışmak” isnadıyla “suç unsuru içerdiği” iddiasıyla re’sen soruşturma başlattı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

O denli ki “kaos ortamı meydana getirilmeye çalışıldığı ileri sürüldü. Bununla da kalınmayarak, “bu ‘hesaplar’ üzerinden benzer yöntemlerle terör örgütlerinin propagandasının yapıldığı” iddia edildi. 

Ne var ki daha alevlerin tehdit ettiği vetirede vatandaşların “yardım çağrısı” paylaşımına soruşturma açılırken, Ankara’nın resmen dışarıdan “yangın yardımı” istediği yaman çelişkisi ortaya çıktı.

Amerikan Büyükelçiliği, “Türkiye, Covid-19’la mücadelenin başında yardım talebimize KKE ile cevap vermişti. Bu jeste karşılık olarak Türkiye’nin orman yangınlarını bastırma konusundaki yardım / destek talebine cevap vermekten gurur duyuyoruz” açıklamasıyla bu yardım kapsamında Chinook modeli Amerikan askerî helikopterlerin gönderileceğini duyurması çarpıklığı sırıttı.   

“Devleti acziyet içinde gösteriyor” diye vatandaşların “yardım talebi” suçlanırken, hükûmetin dışarıdan “yardım talebi”nde bulunduğu ifşası, “vatandaşlar yapınca ‘suç”, “iktidar yapınca ‘suç değil” tenâkuzlu garabetini su yüzüne çıkardı. 

Ancak asıl garabet, altı ay önce halka karşı “Ay’a sert ve yumuşak iniş”ten dem vuran “tek kişilik yönetim”in Orman Bakanı’nın altı ay sonra “orman yangınlarını söndürecek bir uçağının olmadığı” itirafıyla Rusya’dan İspanya’ya birçok ülkeden uçak kiralamasıydı.

“Help Turkey”e en üst düzeyde tepki gösteren iktidardakilerin, bizzat diplomatik ve resmi yollarla Amerika’dan yardım isteyip “Help Turkey!” demesiydi…

...***

Oğuz Demir 14 Ağustos tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Sadece umudu var!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), kısa dönemde ekonominin kalbi! Bu kalbin en önemli görevi ise ekonomiyi zehirleyen enflasyon belasını kontrol altına almak. Bu sorumluluk her şeyden önce TCMB’nin yasal olarak görevi. Bu amaca uygun olarak TCMB’ye verilmiş bazı yetkiler var. Mesela faiz politikasını belirlemek. Kısa vadede bu aracı kullanarak TCMB, enflasyon üzerinde etkisi olan talebe ve maliyetlere etki edebiliyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Faizi arttırıyor, borçlanma maliyeti ve dolayısıyla talep düşüyor. Aynı zamanda bu artış ile Türkiye’ye daha fazla döviz gelebiliyor ve dolaylı olarak kur kontrol altında tutulabiliyor. Böylelikle üreticinin özellikle ithal girdi maliyetlerindeki değişimi kontrol altına alabiliyor.

Ya da şartların uygun olduğu (mesela enflasyonun sakin olduğu vs.) dönemlerde faizi düşürüyor. Ekonomide bir canlanmanın önünü açabiliyor.

İç ve dış ekonomik değişkenler açısından hayati bir rol üstleniyor anlayacağınız.

O yüzden de bağımsız olmak durumunda. Güven vermek durumunda. İtibarını korumak durumunda.

Doğru zamanda doğru adımı atabileceğini herkesin bilmesi gereken bir kurum TCMB.

Bunu başarabildiğinde ise hepimizin hayatına dokunabiliyor.

Bakın mesela bir örneğini vereyim.

3 Mart 2021 Çarşamba sabahı Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) enflasyonu açıkladı. O gün açıklanan rakamlara göre yıllık TÜİK enflasyonu bir önceki ay yüzde 15,61 iken mart itibariyle %16,19’a çıkmış oldu.

Öte yandan 22 Şubat tarihinde 6,90’lara doğru gerileyen Dolar/TL kuru da ABD’deki tahvil faizlerindeki artış ile birlikte 8 Mart günü 7,70’li seviyeleri görmüştü. Naci Ağbal yönetimindeki TCMB Kasım ayından itibaren attıkları adımlarla kurdaki ateşin bizden kaynaklı kısmını söndürmüşken, ABD kaynaklı böyle bir durumla karşı karşıya kaldı.

18 Mart 2021 Perşembe günü Para Politikası Kurulu toplantısı vardı. Başka nedenler de var ama öncelikle kurdaki ve dolayısıyla enflasyona etkisi nedeniyle TCMB o gün 200 puan faiz artışına gitti ve politika faizini %19’a çıkardı.

Mart ayında ABD piyasalarındaki gelişmelerin bize o dönemde sert şekilde yansıması olmasaydı, yaz döneminde bir faiz indirimi de gündeme gelebilecekti. O gelişmeler olunca bu beklenti bir miktar ertelendi. Ama dünyadaki olumsuz havaya rağmen Türkiye’de hava Kasım ayına göre olumluya dönmeye başlamıştı.

Nitekim sonbahar itibariyle Türkiye’de enflasyonun %10’lara doğru düşmesi ve böylelikle de faiz indirimlerinin Eylül ayında başlaması sözkonusu olabilecekti.

Ama olmadı.

Çünkü bütün bu adımları doğru bir şekilde atan, bu konuda piyasada güven kazanmaya başlayan TCMB Başkanı Ağbal bir gece yarısı nedenini hala anlamadığımız şekilde görevden alındı. Ondan sonra da zaten beter durumdaki TCMB bir daha TCMB olamadı!