Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: AKP’li Melih Bulu’nun yerine rektör olarak atanan Naci İnci protesto edildi
Yeniasya:
Hak ve hürriyetler genelgeyle kısıtlanamaz
Milli gazete:
Öğretmenler 3’üncü kez ankara’da ek atama istiyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Orhan Bursalı 23 Ağustos tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "FETÖ kumpaslarını da dirilten iktidarın emekli askerlere şiddeti"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Dünkü yazımın sonunda sormuştum: “İyi de emekli generallere karşı FETÖ ile işbirliği dönemindeki gibi yargı şiddetini hâlâ sürdürmesinin nedeni ne?” Siyasi yargı şiddetine ikinci örnek: FETÖ boğazını sıkınca Orduya kumpas kurdular diye bas bas bağıran iktidarın söz konusu kumpas davası olan Balyoz’da beraatların yedisi, iktidarın oluşturduğu Yargıtay’da bozuldu. Balyoz sanıklarının hemen hepsi tahliye edilmiş, davayı kumpas olarak gören siyasi iktidarın iradesi doğrultusunda mahkeme beraat kararlarını vermişti."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Ama iktidar, Balyoz’un FETÖ kumpası olduğu iddiasından yan çizdi ve davadan hüküm çıkarmak için kolları sıvadı. Orduya kurdukları ortak kumpastan beraat etmelerini içlerine sindiremediler.
Bunun işaretlerini, hakkında milyarlarca dolar serveti olduğu iddiaları havada uçuşan Binali Yıldırım, Yargıtay kararından önce vermişti. Demek ki oturup konuşmuşlar, kumpası canlandırma kararı almışlar... RTE’nin emanetçisi Yıldırım, karardan önce tıpkı FETÖ ve yargıçları, savcıları gibi konuşmaya başlamış, Balyoz’un bir darbe girişimi olduğunu birkaç kez söylemişti.
E, hani orduya kumpas kurulmuştu? Siyasetçinin tutarsızlığı ve yalanının bini bir para!
Arkasından Yargıtay, Balyoz kararlarını bozdu.
Yargıtay, Balyoz davasında yedi kişinin beraatlarını bozarken “Yedi kişi darbe teşebbüsünden değil, 3-12 yıl ceza öngören suç için ‘aralarında anlaşma yapmaktan’ yargılansın” dedi.
Şimdi Kartal Mahkemesi’nde sanırım 22 Ekim’de duruşmaları var.
Balyoz davası, biliyorsunuz, Yunanistan’dan yapılabilecek bir saldırıya karşı koymak için savunma senaryosunun tartışıldığı Birinci Ordu olağan seminerinde, sözde darbe planlandığı zırvası üzerine kurulmuştu. Fatih Camisi bombalanacaktı falan.. Şimdi bu iddiayı ileri sürenlerin bir kısmı, gazetecileri ve yargıçları dahil, kumpastan içerideler!
Peki, bu yedi kişi nasıl suç işlemek için bir araya gelmiş? Somut hiçbir iddia yok. Mahkeme nasıl karar verecek, merak konusu.
Seminere dönelim: Oraya katılan onlarca subay konuşma yaptı. Bunlar arasından altı kişi seçildi. “Suç örgütü lideri” olarak da Çetin Doğan’ı başlarına koydular, etti yedi.
...***
Hakan Albayrak 23 Ağustos tarihli Karar gazetesinde, " Yangının üstüne körükle gitmek"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Sığınmacı Hakları Platformu’ndan Prof. Dr. Bekir Berat Özipek, “CHP ve Suriyeli Sığınmacılar: Ayrımcılık, Ötekileştirme ve Nefret Üretiminin Politik Dili” başlıklı raporunda, Türkiye’de mültecilere karşı tepkilerin siyasi söylemlerle şekillendiğini ve bu konuda en büyük payın ana muhalefet partisi CHP’ye ait olduğunu öne sürüyor."diyen yazar, yazısının devamındsa şu ifadelere yer veriyor:
...***
Mültecilere yönelik kabulün toplumsallaşabilmesi için siyasetçilerin “uzaktan, dışarıdan veya yukarıdan bakmak’” yerine mültecilerle temas kurması gerektiğini vurgulayıp şöyle diyor Özipek:
“Sığınmacılar buna hazır; bazı siyasi partilerin kendilerine neden bu kadar düşmanca baktığını anlamaya çalışıyorlar, bunu onlarla ilgili gerçek durumdan haberdar olmayışlarına bağlıyorlar ve ziyaret talebinde bulunuyorlar. Benim de içinde yer aldığım Sığınmacı Hakları Platformu’nda yer alan bazı sığınmacı dostlarımız, CHP ve İYİ Parti ile görüşmek ve kendilerini anlatmak istiyor. Partiler bu sese kulak vermeli.”
Özipek’e göre, CHP’nin Suriyelilere yönelik politikasını olumlu yönde değiştirmesi sadece sığınmacı hakları açısından değil ülkedeki barış ortamı açısından da önemli. Ankara’nın Altındağ ilçesinde yüzerce kişinin Suriyelilere ait ev ve iş yerlerine saldırması üzerine siyasetteki mülteci/göçmen aleyhtarı söylemlerin değişmesi veya hafiflemesi umulurdu ama CHP ve İYİ Parti liderleri son günlerdeki açıklamalarıyla yangının üstüne körükle gittiler.
Kemal Kılıçdaroğlu, ülkenin demografik yapısının alenen tehlikeye atıldığını ileri sürerek “beka sorunu” vurgusu yaptı.
Meral Akşener de nüfus dengesinin değiştirildiğini ileri sürdü.
Bari bu ortamda böyle şeyler söylemekten, en azından ulu orta söylemekten geri dursalardı.
‘Türkiye mülteciler yüzünden elden gidiyorsa, bunu engellemek için mültecilere saldırmak vatan borcudur’ dedirttiklerinin, dedirtebileceklerinin ya farkında değiller veya bunu umursamıyorlar.
Mülteci/Göçmen meselesini siyasette bu şekilde kullanmaktan umdukları faydanın cazibesi, Türkiye’ye yönelik asıl tehdidi bu tavrın oluşturduğu gerçeğini gölgeliyor ve sağduyuya galebe çalıyor.
...***
Mehmet Kara 23 Ağustos tarihli Yeniasya gazetesinde, "“Sosyal medya terörü"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"Meclis tatile girmeden bir hafta önce toplanan AKP MKYK toplantısında “Sosyal medyadaki bilgi kirliliği ve linçlerin önlenmesi” için Genel Başkan Erdoğan’ın “çalışın” talimatı verdiği kulislere yansımıştı. Buna göre sosyal medyaya dönük bir çalışma yapılarak “RTÜK tarzı bir kontrol sistemi” kurulmasının düşünüldüğü ifade edilmişti.Öyle anlaşılıyor ki Meclis açıldığında en önemli gündem maddelerinden birisi de sosyal medya üzerinde yapılacak değişiklikler olacak."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere veriyor:
...***
Çalışmalar ne safhada bilemiyoruz, ama son günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a çıktığı her canlı yayında bu konu soruluyor. Erdoğan geçtiğimiz günlerde Antalya ve Muğla’da çıkan yangınlar dolayısıyla bazı konuşma ve sosyal medyadaki paylaşımlara kızmış ve “yangın terörü” diyerek tepkisini göstermişti.
Sosyal medya üzerindeki çalışmalara dikkat çekmek için olsa gerek bu sefer de “sosyal medya terörü” diyerek literatüre bir terör çeşidi daha getirdi. “Gençlerimiz başta olmak üzere tüm vatandaşlarımızı muhalefetin başını çektiği sosyal medya terörüne, yalan rüzgârına karşı dikkatli olmaya dâvet ediyorum” diyerek de “terör” tanımına açıklık getirdi.
AKP tarafından sosyal medya ile alâkalı bir kanun daha önce tartışmalar arasında Meclis’ten geçmişti. Anlaşılan bu yasa istenileni tam karşılamamış olacak ki yeni bir çalışma yapılıyor. Erdoğan bunu, “Çıkan bu yasanın devamında özellikle yalan terörü hususunda bir adım daha atılması gerekiyor” şeklinde ifade ediyor.
Şimdi AB ülkeleri ve ABD gibi ülkelerde bu konudaki uygulamalar inceleniyor. Anayasa Komisyonu Başkanvekili Ali Özkaya, TBMM Araştırma Hizmetleri’ne sosyal medya ile ilgili dünyadaki örnekler hakkında bir araştırma yaptırdığı ve bir rapor hazırlandığı söyleniyor. Özkaya, “Gerçek hayatta suç olan her şey sosyal medyada da suç, ama yalanla ilgili suç düzenlenmediği için bir boşluk var. Sosyal medya inanılmaz derecede etkili bir alan. Düzgün yürür, iyi işlerse ve kişiler birbirine karşı iftira atmaz, hakaret etmezse, terör ve şiddetin baskısını sunmazsa doğru, ama aksi olursa buna bir müeyyide getirmek lâzım” diye bir açıklama yaptı. Ve “Bunu yapanın sonucuna katlanacağı, 1 yıldan 3 yıla veya 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası gibi cezalar getirilmeli. Yalanı, dezenformasyonu, iftirayı, şiddeti, kin ve nefreti, provokasyonu önleyen bir düzenleme yapacağız” diye görüşlerini ifade etti.
Bu aşamada ilk akla gelen endişe “sansür ve yasaklama mı geliyor?” sorusuyla dile getiriliyor.
TBMM Dijital Mecralar Komisyonu Başkanı, AKP Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman, yapılacak sosyal medya düzenlemesinin, bir yasaklama, sansür, ceza düzenlemesi olmayacağını söylese de muhalefet geçmiş uygulamaları da hatırlatarak buna temkinli yaklaşıyor. “Çağdaş ülkelerde, Avrupa’da hangi uygulamalar varsa Türkiye’de de aynısını olmasını istiyoruz. Çağdaş normlara uygun düzenlemeyi iktidar muhalefet hep birlikte inşallah sağlayacağız” ifadesini kullanan Yayman’a muhalefet “Getirin görelim” diyor.
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın “Düzenleme gerekli, ama bir paylaşımın yalan olup olmadığına kim karar verecek?” sorusunun cevabı hazırlanacak tekliflerde yer alacak mı merak ediliyor. Babacan’ın, “Geçen yıl sosyal medya gerekçe gösterilerek 500’den fazla kişi gözaltına alındı. Paylaştığı haberden haksız tutuklanan yüzlerce insanın olduğu ülkede daha ne kadar ileri geçeceksiniz?” sorusu da orta yerde duruyor.