Ağustos 25, 2021 09:47 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Karar: Günlük tablo açıklandı vaka sayıları yeniden arttı

Yeniasya:

Vatandaş borçla yaşıyor

Milli gazete:

“Millî gelirimiz duştu''

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Erdal Sağlam 24 Ağustos tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Yüksek büyüme moralleri düzeltmiyor"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan sonra Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan da bu yılki büyüme rakamının yüzde 8’in üzerine çıkacağını söyledi. Normal koşullarda ekonomik görünüm açısından memnuniyet yaratması beklenen bu haber, ortaya çıkan makro ekonomik dengesizlikler ve devam eden kötü yönetim nedeniyle, morallerin düzelmesini sağlayamıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bakan Lütfi Elvan, öncü göstergelerin ekonomide büyüme ve yatırım eğiliminin üçüncü çeyrekte de sürdüğüne işaret ettiğini, salgınla ilgili dışsal bir şok olmaması durumunda, 2021 için yüzde 8’in üzerinde bir büyüme beklediklerini söylemiş. Eylül ayı başında açıklanacak ikinci çeyrek büyüme rakamları konusunda ise üretim, ihracat, hizmetler sektöründeki güçlü toparlanma ve baz etkisinin de katkısıyla, yüzde 20’nin üzerinde bir büyüme beklediklerini kaydetmiş.

Buna karşılık TÜİK’in dün açıkladığı tüketici güven endeksi ağustos ayında da düşüş yaşandığını ortaya çıkardı. Haziran’da 81.7 olan endeks, temmuzda 79.5’e inmişti. Ağustosta ise güven düşüşü sürdü ve 78.2 oldu. Pandemi öncesindeki 2020 Ocak ayına kıyasla ise 5.3 puan gerileme kaydedildi. Ipsos araştırmasına göre tüm dünyadaki güven endeksleri düzelirken en kötü seyreden ülkelerin başında Türkiye geliyor.

Elbette son dönemde güvenin azalmasında birçok neden ortaya çıktı. Delta varyantı nedeniyle tüm dünyada oluşan tedirginlik önemli rol oynuyor. Geçen yılın başından bu yana gerek üretim endekslerinde gerek eğilimlerde bir istikrar sağlanamadı. Belli ki iniş çıkışlar bir süre daha devam edecek.

Ancak Türkiye’nin durumu yine farklılık gösteriyor. Risk priminde olduğu gibi, gelişmekte olan ülkeler arasında Türkiye’nin olumsuz ayrışması, ekonominin her alanında devam ediyor. Elbette bunun en önemli nedeni Türkiye’de rasyonel ekonomi politikalarına olan güvensizlik. Piyasalar o hale geldi ki Merkez Bankası yönetimi birkaç aydır faiz indirmedi diye piyasa oyuncuları sevinir oldu. Çünkü “Cumhurbaşkanı Erdoğan faizlerin düşmesini istiyor ama Merkez Bankası iki aydır bunu yapmıyor” deniliyor.

Halbuki herkes biliyor ki mevcut koşullarda Merkez Bankası’nın, enflasyonla mücadelede samimi olsa, faiz oranlarını daha da artırması gerekiyordu. Hafta sonunda açıklama yapan rating kuruluşlarından Moody’s, Merkez Bankası politikalarının tüketici fiyatlarını aşağı çekecek kadar güçlü olmadığının altını çizip “erken gelecek bir faiz indiriminin enflasyonla mücadeleye büyük darbe vuracağını” söylemiş. Piyasa oyuncularına baktığınızda ise eylülde, en geç ekimde faiz indirimi geleceğini söyleyen çok uzman var. “Faiz indirimi gerekir mi” diye sorduğunuzda kimse gerekir demiyor, ama bir-iki ay içinde yapılacağını düşünen o kadar çok ki... 

Kasım ya da aralıkta indirim yapılacağına ise neredeyse kesin gözüyle bakılıyor. Kasım veya aralıkta enflasyon ne kadar düşecek, reel faiz oranları ne olmalı, o dönemde Fed’in tahvil alım programı ne olacak diye kimse bakmıyor. “Cumhurbaşkanı istedi en geç yıl sonu olur” diyorlar.

Ekonomi yönetiminden beklentilerde, standartlar o kadar düştü ki kötünün iyisine razı bir piyasa yaratılmış gözüküyor.

...***

Faruk Çakır, 24 Ağustos tarihli Yeniasya gazetesinde, " Her yerde şeffaflık şart"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Hemen herkes ‘yalan’dan şikâyetçi olur, ama ne hikmetse herkesin kötü gördüğü yalan haberler yine de dünyayı dolanmaya devam eder. Yalan haberlerle mücadele etmek çok kolay olmasa da imkânsız da değildir. Her türlü yalanla başa çıkmanın yolu, “bana yarayan yalan dünyayı dolaşsın” anlayışına son vermekle mümkün olur."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bilhassa sosyal medya vasıtalarında yalan habere çok ilgi gösteriliyor. Bunun bir sebebi de, devleti idare edenleri açık, şeffaf ve doğru bilgileri olması gerektiği gibi milletle paylaşmamasıdır. Açıklık, şeffaflık ve dürüstlük prensibiyle hareket edilse ve “bu yalan benim işime yarıyor” denilmese büyük bir ihtimalle yalanların yaygınlaşması engellenebilir.

Son yıllardaki tartışmalara bakıldığında pek çok konuda gerçek ve doğru bilgilerin gizlendiği, perdelendiği ve farklı aktarıldığı çok rahatlıkla söylenebilir. İdareciler de doğru bilgileri milletle paylaşmayınca yalan haberlerin önü açılmış oluyor. Yalan haberlerle mücadele etme noktasında samimî olanlar en başta açık ve şeffaf olmak durumundadır.

Yalan haber konusunda değerlendirmeler yapan avukat M. Gökhan Ahi, “Bilgi kirliliğinin olduğu yerde dezenformasyon olması çok normal. Bunun önlenmesi için devletin ve tüm yönetim kademelerinin şeffaf olması, her tür konuda enformasyon sağlaması, basının özgür ve bağımsız olması gerekiyor. Özgür basının ve kamusal şeffaflığın olmadığı bir yerde, kim yalan haberden şikâyet ediyorsa, bu işten en çok o faydalanıyor demektir” diye konuşmuş. (ndyturk.com, 20 Ağustos 2021)

İdareciler ‘yalan haber’lerle mücadele etmenin sadece kanun hazırlayarak mümkün olacağını düşünüyorlar ve hata ediyorlar. Ya da ‘yalan haber’leri engellemek bahanesiyle ‘muhalif haber ve bilgi’lerin önünü kesmek isteyenler de olabilir. Bir defa, iktidarı eleştiren haberlerin tamamına ‘yalan haber’ muamelesi yapmak da büyük hata. Türkiye maalesef o hale geldi ki, idarecileri eleştirenler kınanıyor. Bazı iktidar taraftarları, “Filan kişi filan bakanın aleyhinde konuştu” diye şikâyetçi bile oluyor. Böyle bir atmosferde açıklık ve şeffaflık olabilir mi?

...***

Esfender Korkmaz 24 Ağustos tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Kobi kredileri hepimizden götürdü"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Geçen hafta Hazine ve Maliye Bakanı Elvan, "Kredi Garanti Fonu destekli üç yeni kredi başlatıyoruz'' dedi. KGF, teminat yetersizliği nedeniyle kredi alamayan KOBİ'lerin kredilerine kefil olur. İşletmeler KGF kefaletinde kullanılan kredileri bankalara ödemediği zaman KGF zararı karşılar ve krediler bu fondan çıkar."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Aslında Bakan yeni kredilerin istikrar amacıyla verileceğini söylüyor… Ancak toplam talep geçen seneye göre yüksek seyrediyor. Bu sene ikinci çeyrekte yüksek büyüme bekleniyor ki bu da yeni kredilerin ekonomiyi hızlandırmak için verilmediğini açıkça gösteriyor. Yeni krediler pandemiden zora giren şirketlere destek olabilir. Ama bugüne kadarki uygulamalardan gördük ki; AKP ekonomide seçim odaklı olmayan hiçbir adımı atmaz. Bu nedenle yeni krediler aynı zamanda erken seçim habercisi olabilir.

KGF kaynaklarının yüzde 79,6'sı, KOBİ kredilerine gidiyor. 2018 seçimlerinde KOBİ kredileri bol keseden dağıtıldı. Bugüne kadar toplam kredi miktarı 900 milyar lira oldu. Bir karşılaştırma yaparsak, 2018 Türkiye bütçesi 762,8 milyar lira idi.

Üstelik KOBİ'ler aldıkları kredilerle yatırım yapmadı. Zira, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve hükümete güven gibi yatırımların gerektirdiği altyapı sorunları var. KOBİ'ler bu kredileri tüketimde kullandı. Bu nedenle tüketim mallarında ithalat talebi arttı. Bu da  cari açığı artırdı. Ayrıca enflasyonu tetikledi. Dahası KOBİ'ler bu kredilerle yatırım yapmış olsalardı, gelir artışı olacaktı ve bu krediler geri ödenmiş olacaktı.

Öte yandan, takipteki krediler ortalama oranı yüzde 4 olduğu halde KOBİ kredilerinde bu oran yüzde 6'dır. Üstelik de Hükümet KOBİ kredilerinde takibi durdurdu. Yani tüm risk KGF'de kaldı.

Normalde ülkeler destek kredilerinde Hazine'den bankalara faiz farkı öder. Bu yolla faiz farkı topluma sosyalize edilmiş olur. Biz ise işin hüllesine gitmişiz. Kredi Garanti Fonu kurmuşuz. Kredi alan işletmelerin riski diğer işletmelere aktarılmış oluyor. 

TOBB gelirini, üyeleri olan ticaret odaları, sanayi odaları ve borsalardan sağlar. Bu Odalar da kendi üyelerinden aidat alır. Eğer kredi alan KOBİ işletmesi bu krediyi geri ödemezse, yükün bir kısmı TOBB'da kalır. Yani maliyet diğer işletmelere yayılmış olur.