Türkiye'den köşe yazarları
Star: Milli Muharip Uçak için kritik açıklama
Cumhuriyet:
Yüz yüze eğitimin başlayacak olması, kiralarda artışa neden oldu
Yeniasya:
Konut krizi aileyi vuracak
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Mehmet Kara 29 Ağustos tarihli Yeniasya gazetesinde, "Memur zamdan memnun mu?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"2 Ağustos’ta başlayan ve 3 hafta boyunca devam eden 6. Dönem Toplu Sözleşmede Memur-Sen ve Kamu İşveren Heyeti arasında gerçekleştirilen görüşmelerin sonucunda imzalar atıldı.Görüşmeler başlamadan önce Memur-Sen ve Kamu-Sen beraber hareket ederek, ortak tekliflerini açıklamıştı. İmzadan sonra Memur-Sen “memnuniyeti”ni ifade ederken, Kamu-Sen’in 2012 yılından beri toplu sözleşme görüşmelerinde yaşananları başarısızlık ve hayal kırıklığı olarak değerlendirilmesi ve önümüzdeki iki yılı kapsayan sözleşmenin imzalanmasını “kabul etmediklerini” açıklaması da dikkat çekici…"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Başta Memur-Sen ile ortak hareket eden Kamu-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci’nin, “Enflasyon kadar zam sıfır zam demektir” sözü aslında durumu özetlemesi açısından önemliydi.
Bu iki konfederasyonun dışında kalan konfederasyonların da imzalanan sözleşmeyi “büyük başarı” gibi gösteren Memur-Sen’e sert tepki göstermesi bunun başarı değil “hezimet” olarak görmeleri ilk defa oluyor.
Geçtiğimiz hafta Memur-Sen, Ankara-Tandoğan meydanında yaptığı mitingde Genel Başkan Ali Yalçın, teklifin sadece “yüzdelik artışlar” ile sınırlı olmaması gerektiğini söylerken, “Yüzdelik artışın yanında geçmiş yılların kayıplarının giderilmesi için 600 liralık seyyanen zam ile gelecek yıllara ait yüzde 6 refah payı istiyoruz” demişti. Yüzdelik artış yapıldı, ama ne refah payı, ne de seyyanen zam gündeme geldi. Mitingde “Bütçeden hakkımızı, refahtan payımızı istiyoruz” denilmişti, imzadan sonra görüldü ki, memur bütçeden ne hakkını alabildi ne de refahtan payını…
Yüzdelik artışa bakıldığında ise şu durum ortaya çıktı. Memur-Sen ve Kamu-Sen 2022 için yüzde 21+600 lira seyyanen zam + yüzde 3 refah payı; 2023 için yüzde 17 + yüzde 3 refah payı artışını defalarca dillendirmişti. En son olarak da Tandoğan meydanını dolduran binlerce kişiye adeta haykırmıştı. İmzalanan sözleşmede, ilk yıl için yüzde 12, ikinci yıl için yüzde 14 oranındaki zam artışı yapılmakla kaldı.
Dikkat çeken bir durumda, konfederasyonların istediği seyyanen zamdan bütün memur ve memur emeklisi yararlanacakken, 135 lira olan toplu sözleşme ikramiyesinin 400 liraya çıkarılmış olmasından sadece “sendikalı olan memurlar”ın yararlanabilecek olması. Sendikalı olmayan memurlar ile üyesi olduğu sendikanın örgütlenmesi yüzde 1’in altında olan sendikalı memurların da yararlanamayacak olması…
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Bilgin’in, Bakanlığın verdiği izinle kurulan sendikaları “merdiven altı” olarak nitelemesini de tepki çeken başka bir konu oldu. Sendikalar, “yüzde 1 örgütlenme şartı”nın 375 Sayılı KHK’nın ek 4. maddesine aykırı buluyor. Yüzde 1 örgütlenme şartı altında kalan sendikalar bu duruma “Antidemokratik bir madde üzerinde anlaşmaya varılmasını esefle karşılıyoruz” diye tepki göstermesini de not etmek gerekiyor.
...***
Veysel Ulusoy, 29 Ağustos tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Konut krizi kapıda"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Ekonomik krizleri nasıl gözlemleriz, sorusunun yanıtı akla hemen döviz şokunu yani bir çeşit devalüasyonu getirir... Doğrudan cebimize, üretim maliyetlerine etki etmesi ve sonucunda da enflasyon gerçeğini daha yukarılara taşıması bakımından doğru bir yaklaşım olarak yorumlanabilir bu. Özellikle dış ticaretimizin yüzde 90’ının ara ve sermaye malı olması, diğer bir ifadeyle, üretimin ithalata bu derece yüksek seviyeli bağlantısı, bu görüşü destekler nitelikte."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Son dönemde döviz, faiz ve enflasyon tartışmasına bir de konut (daha geniş anlamıyla gayrimenkul) piyasasında garip fiyat oluşumları eklendi.
Ortalama gelire sahip bir vatandaşın veya ailenin artık bir konut (hatta bir araba) alması hayalin de ötesine geçti...
Konut fiyatlarındaki fırlama öyle böyle seviyede değil...
Onca faiz desteğine, bankalara yapılan sözde yönlendirme sonucu açılan kredi hacmindeki artışa rağmen, konut arz ve talebinde anlaşılmaz bir dengesizlik oldu. Neredeyse arsa fiyatlarında son bir yılda yüzde 100, konutta da bir o kadar fiyat artışları yaşandı.
Bunun nedenini, ülkemize akın akın gelen mülteci, sığınmacı veya yabancı misafir dediğimiz nüfusa ilişkilendirmek ne kadar doğru olur bilinmez ama fiyat oluşumunda beklentilerle beraber önemli bir faktör olduğu yadsınamaz bir gerçek.
Doğal olarak bir ülkenin demografik yapısındaki ani değişim bir tür gayrimenkul şoku yaratabilir... Bu kapsamda, hükümet toplam sayıda oldukça cimri davransa da Türkiye’ye son 5-10 yıllık bir süreçte nüfusumuzun yüzde 10’undan fazla bir nüfus akını ve onunla gelen hızlı doğum oranının, insanca yaşanabilen konut talebinde ve fiyatında yarattığı artış gerçeğini bir kenara yazmak gerekir.
Sadece bu değil muhakkak...
İnşaat maliyetlerindeki artış, orta gelire hitap eden konut üretiminin talebi karşılayamaması gibi klasik nedenler yanında gelelim en önemlisine...
Gelirsizlik.
İstatistiki verilerle boğmadan anlatmak gerekirse istihdamda olanların maaşlarının asgari ücrete yakınsadığı, yine ortalama olarak ailede bir kişinin sadece ev kirasına çalıştığı ekonomimizde, konut kira ve fiyatlarındaki artışın refah seviyesini ne ölçüde azalttığını vurgulamaya gerek olmadığını düşünüyorum.
...***
Esfender Korkmaz, 29 Ağustos tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Gelir ve servet transferi"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Siyasi iktidar her vesile ile, onlar ve bizler şeklinde dünyada ve tarihte çok örneği olmayan ayırım yapıyor. Söz gelimi AKP genel Başkanı Erdoğan, ''Biz yaparız onlar konuşur'' diyor. Bu anlayış yeni değil. Dahası bütün politikalar bu ayırım üstüne oluşturuldu. FETÖ için de ne istediniz de vermedik? demişti. Kamu özel işbirliği yoluyla yapılan yatırımlar, gelecek yılların bütçelerine ipotek koymak ve gelecek gelirleri müteahhitlere tahsis etmek demektir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Özal döneminde yapılan bazı yatırımlar yap-işlet devret modeliyle yapılmıştı. Söz gelimi Göcek tünelinde devlet kefil olmadı. Müteahhid sermaye buldu, ortak buldu, yaptı. Geçiş parasını alıyor. Süre sonunda bu yatırım devlete kalacak. Geçiş parası bütçeye girecek.
Bu günkü siyasi iktidarın kamu-özel işbirliği (KÖİ) icadında ise, karı özel sektöre zararı devlete olacak şekilde yapılmaktadır.
Veritabanı yalnızca uygulama sözleşmesi imzalanmış projeleri kapsamaktadır. Sözleşme değeri, kamuya ödenecek işletme hakkı devri bedeli ile yatırım tutarının toplamından oluşmaktadır.
Eğer 80,5 milyar dolarlık yatırımı devlet yapsaydı, yüzde 2 faiz farkı yüzde 15 müteahhit karı eksik olacaktı ve 80,5 milyar dolarlık yatırım 13,7 milyar dolar daha düşük, 66,8 milyar dolara çıkmış olacaktı.
Bu yatırımların geliri, bütçeye girecekti ve devlet bu gelirlerle bu yatırımların borcunu ödeyecekti. Oysaki şimdi talep garantisi nedeni ile bundan sonraki devlet bütçeleri de ipotek altına girmiştir. Bundan sonra devlet bütçe ile gerekli hizmetleri yatırımları yapamaz.
Talep garantisinin hangi fizibilite hesabına göre verildiği, halka ne kadar daha yük getireceği belirsizdir.
Söz gelimi Kütahya-Afyon-Uşak illerine hizmet vermek üzere yapılan Zafer Havalimanı için, 2020 yolcu garantisi 1 milyon 279 bin iken, fiili yolcu sayısı 7 bin kişi oldu. Bu garanti nedeni ile yapan firmaya 6 milyon 738 bin euro ödendi. Bu ödeme 2044 yılına kadar devam edecektir.
Ayrıca sözleşme değerinin nasıl hesaplandığı ve hedefin ne olduğunu da kamuoyu bilmiyor.
Dahası, KÖİ Sözleşmeleri Meclis ve Sayıştay Denetimi dışındadır. Bütçeden talep garantisi olunca, bütçeyi finanse eden halkın da bilgi sahibi olması gerekir. Oysaki hükümet renkli grafiklerle yalnızca ansiklopedik bilgiler vermektedir.
Kamu sektörü kaynak yetmezliğini bahane ederek özel sektöre yatırım yaptırıyor ve fakat aynı zamanda özel sektörün dış borçlarına kefil oluyor. O zaman eğer kaynak yoktuysa kendisi neden dış kredi almadı. Zira dış kredilerde devlet daha ucuz faizle kredi bulabiliyor.