Eylül 04, 2021 13:09 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Karar: Barajın arkasında hesap var

Yeniasya:

Okullar tam zamanlı açılsın

Star:

ABD'den Türkiye açıklaması: Yakın bir şekilde çalışıyoruz

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Taha Akyol 3 Eylül tarihli Karar gazetesinde, “Adli yılda yargı bağımsızlığı zayıf kaldı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bu sene adli yıl Yargıtay’ın yeni binasında açıldı. Dileyelim de bundan sonra Yargıtay, Cumhurbaşkanlığı mekânında adli yıl töreni yapmaz, kendi binasında yapar. Bizde de 2016 yılına kadar böyleydi. 2016-2020 törenleri Beştepe’de yapıldı. Yargıtay’ın eski binası yetersizdi denilebilir. Adli yıl törenleri Anayasa Mahkemesi salonunda yapılmalıydı, Beştepe’ye gidildi. Halbuki hukukta, yargının bağımsız ve adil olması yetmez, bunu göstermesi gerekir!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Merhum Cevdet Paşa, bu kuralı 1860’larda kaleme aldığı Tezakir’de vurgulayarak yazmıştı.

Yeni Yargıtay binasını fotoğraflarından çok beğendim. Yüksek yargıda olması gereken “mehabet”e uygun bir bina… Hayırlı olsun.

Ama bağımsız “icra-i adalet” yapılabilir mi?

Parti lideri olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “ulusa sesleniş” türünden bir konuşma yapmasını anlamak mümkün: Türkiye’de yargı bağımsızlığı, yargının siyasallaşması diye bir sorun yok!

Halbuki Türkiye’de yargının en önemli sorunlarından biri siyasi müdahalelerdir.

Fakat Anayasa Mahkemesi dışında, artık yüksek yargı sözcüleri kuvvetler ayrılığı konusunda gereken vurguyu ve talebi ortaya koymuyorlar.

Yargıtay Başkanı Sayın Mehmet Akarca konuşmasında yargıya siyasi baskı konusuna, hakim teminatı eksikliğine hiç değinmedi, “sosyal medya”nın yargıya baskısını en önemli sorun gibi anlattı.

Üstelik, iktidar sosyal medyayı ‘düzenlemek’ için kanun hazırlığı içindeyken!

Elbette yargı siyasi güç gibi medyaya, sosyal medyaya, tüm baskılara karşı bağımsız olmalıdır.

Fakat yargıçlar sosyal medyadan mı, Cumhurbaşkanının yargı işlemleri hakkındaki sert, kararlı, vurgu konuşmalarından mı etkilenir?

Hakim ve savcıların özlük hakları konusunda tam yetkili HSK üyelerin ezici çoğunluğunu Cumhurbaşkanı ile partisi belirliyor bu sistemde.

Cumhurbaşkanı’nın soruşturmalar konusundaki beyanları üzerine veya siyaseten hassas davalarda, hoşa gitmeyen kararlar veren yargıçların bir gecede başka vilayetlere atandığını veya başka dosyalarla görevlendirildiğini biliyoruz.

Kılıçdaroğlu, Enis Berberoğlu, Osman Kavala davalarında HSK’nın hakimleri değiştirmesi, örneklerden sadece bir kaçı…

Hakim ve savcılara “coğrafi teminat” tanınsa, bu siyasi operasyonlar mümkün olmayacak…

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Adalet Bakanı Gül, iki yıl önce “Yargı Reform Stratejisi” törenindeki konuşmalarında hakim ve savcılara “coğrafi teminat” getirileceğini söylemişlerdi. (5 Mayıs 2019)

İki yıl geçti ortaya bir şey yok!

Yargıtay başkanlarının bu teminatı ısrarla talep etmeleri gerekemez mi?

…***

Kazım Güleçyüz 3 Eylül tarihli Yeniasya gazetesinde, “Seçim süreci ve muhalefet”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Avrasya Araştırma’nın son anketinde erken seçim isteyenlerin oranının yüzde 58.7 çıkması, bu konudaki toplumsal talebin daha da güçlendiğini gözler önüne seriyor. Önceki yaza kadar kimsenin gündeminde olmayıp aklından bile geçmeyen erken seçim, aradan geçen zaman zarfında ucundan kıyısından konuşulmaya başlandı. Özellikle CHP ve İyi Parti, konuya sahip çıkarken, bilhassa Kılıçdaroğlu işin çok sıkı takipçisi oldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Erken seçimin dillendirilmesi iktidarı rahatsız etti ve Cumhur ortakları öfkeli tepkilerle red mesajları verdiler. İktidar medyası da konuyu kapatmaya ve geçiştirmeye çalıştı.

Ama bütün olumsuzluklara ve engelleme, karartma gayretlerine rağmen mesaj yerini buldu. Erken seçim halkın gündemine girdi.

Önceleri kimsenin dünyasında böyle bir konu yokken, toplumda oluşmaya başlayan seçim talebi yüzde 30’lara ulaştı, 40’ları gördü, gelinen noktada 60’lara kadar dayandı.

İktidar kontrolündeki araştırma şirketlerinin anketlerinde bile oran 40’ın üstüne çıktı.

(Bu süreçte Yeni Asya’nın yaptığı ısrarlı ve kararlı yayınların rolü gözden kaçmamalı.)

Gelinen noktada iktidar seçim kanununu değiştirerek konuyu en az bir yıl öteleme hesabı yapıyor. Ama bu hesabın tutup tutmayacağını gelişmeler, gidişat ve özellikle muhalefetin izleyeceği politika belirleyecek.

Evvelce de defaatle ifade ettiğimiz üzere, Millet İttifakına dahil olan ve katılması beklenen partilerin toplu halde seslendirecekleri bir erken seçim mesajı hem kamuoyunda mâkes bulur, hem iktidarı köşeye sıkıştırır.

Erken seçimi zorlamak için, 13 vekili istifa ettirerek anayasa gereği ara seçimi kaçınılmaz kılma alternatifi de yabana atılmamalı.

Öte yandan, iktidarın bütün direnmesine rağmen seçim talebinin topluma giderek daha fazla mal olması ve ülkenin erken seçim atmosferine girmesi, süreci iyi yönetme sorumluluğunun artık muhalefete geçtiği yeni bir tablonun ortaya çıktığını gösteriyor.

Bu tabloda muhalefet dağınık ve kopuk bir görüntü vermemeli; çok sıkı bir irtibat, iletişim ve koordinasyon içinde hareket etmeli.

İktidara koz ve malzeme verecek hatalardan kaçınmalı; toplumun talep ve beklentilerine cevap verecek politikalar geliştirmeli.

…***

Arslan Tekin 3 Eylül tarihi Yeniçağ gazetesinde, “AKP neden kamuoyu sonuçlarını paylaşmıyor?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Hafta geçmiyor kamuoyu yoklamaları veriliyor. Her yoklamada Ak Parti'de düşüş gözleniyor. Bu tür yoklamayı yapan şirketler belli. Kimsenin itiraz edemeyeceği tecrübeli isimler başlarında. Ekranlarda da sık görüyoruz, Yorumları da yerine oturuyor. Maksatlı bir kamuoyu yoklaması yapacakları, neticeleri çarpıtacakları düşünülemez; yanılma payının bir limiti var. Aşırı yanılma o şirketi geriye iter, bitirir; manipülasyonu göze alamazlar. Onun için kamuoyu yoklamalarına itibar edeceğiz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Şunun için de itibar edeceğiz: Saray kanadından hiç kamuoyu araştırması haberi gelmiyor. Yaptırdıkları muhakkak. Lehlerine bir durum görseler, kendi basın-yayın organlarında hemen yayınlatırlar. Ekranlara bildik isimleri çıkartırlar, yorumlatırlar, "İşte biz dimdik ayaktayız. Erken seçim de vaktinde seçim de olsa yine biz kazanacağız." derler, beyin yıkama ameliyesine girişirlerdi.

En sonra barajın düşürülmesi konuşuluyor ki, bu düşürme bile gerilemeyi gösterir.

Yüzde 10 barajı yüksek. Başka ülkeler, en fazla yüzde 7. Bu barajı 12 Eylül darbecileri koymuştu. Cuntanın getirdiklerinin delinmeyen yeri kalmadı ama değiştirilmeyen seçim barajı idi. İktidara gelenlerin işine yarıyordu.

Yeni rejimde düşman kampları bile ittifaka zorlayan bir sistem ortaya çıktı. İttifaklar söz konusu olunca, kendi oyundan emin olanlar, oyunda düşüş gören müttefiklerinin talebini geriye çeviremezler.

Barajın düşüşü politik manevra da olsa gerekliydi.

Şunu da düşünmeliyiz: HDP, yüzde 10 barajının sınırda. Bir aşağı bir yukarı seyrediyor.  Etnikçi sol kesimin, cüzî de olsa bir oy potansiyeli var. Bu kesimlerin birkaç partisi seçime girdiği hâlde, kendi partilerini değil; baraj altında kalmasın diye etnikçi yıkıcı/bölücülerin partisini tercih ediyorlar. Baraj yüzde 7'ye inerse, bir rahat nefes alacaklar, HDP'yi (Kapatırsa yeni açılacak partiyi) kendi hâllerine bırakabilirler. Yüzde 7'yi geçer mi, geçmez mi? Tartışılır.

Kamuoyu araştırmacısı İbrahim Uslu, son anket sonuçlarını açıkladı. Çok önemli bir şey söyledi:

"Direnç noktası vardı AKP'nin… O da yüzde 34.7'ydi… Yani ilk seçildiği gün aldığı oy oranı buydu. Sonraki seçimlerde AKP oyunu hep yükseltti. 2009 yerel seçimlerinde 9 puan birden kaybetmesine rağmen yüzde 38'e düştü. Şimdi ise yüzde 33'de."

Tarikatlar/cemaatler alıp başına giderken, göçler Türkiye'yi sarsarken, ekonomik sıkıntı aşılamazken Ak Parti'de yükselme beklenebilir mi?