Türkiye'den köşe yazarları
Yeniasya: Toplu ulaşımda PCR testi zorunluluğu başlıyor
Karar:
Meral Akşener Erdoğan'ın iddiasına cevap verdi
Yeniçağ:
Son anket verileri açıklandı: AKP VE MHP'ye 'TÜİK' şoku
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Şükran Soner 4 Eylül tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Kördüğümle iktidarda kalabilme çırpınışları.."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Bitecek ya da nokta konulacak gibi değil.. Bir açıklama yapılıyor. Elbette Çince değil, Türkçe. Mikrofon elden hiç düşmeden, birbirlerine sarmalanmış düğümler, sorunların kördüğümlerinden en parlak çıkış yollarının görüldüğünün de inandırıcı olması gerekiyor. Oysa söylenenlerin yüz yüze kaldığımız gerçeklerle, yüzleşmelerimizle uzaktan yakından ilişkisi diplerde.. Sesimizi, “yalan” çırpınışlarımızı duyan yok."diyen yazar, yazısının devamına şu ifadelere yer veriyor:
...***
Yaşamı kayan, yıllar boyu sadakatini kanıtlamış seçmenlerin canları çok yanıyor.. Eskisi gibi çaresizlik duygusundan arınamasalar da nefes alamıyorlar. Veresiye defteri ile mahallenin en yoksullarına en ucuzundan, en az satış yapabilen bakkalına, bu ay için binin, onun dili ile kafasından atamadığı kaldırılmış sıfırları ile milyonun üstünde elektrik faturası gelmiş. Ödeyebilmeyi aklından bile geçiremiyor. Mumla akşam satışı yapılabilse de dolaplar nasıl kapanacak? “Jeneratör ile elektrik düzeni kurabilir mi”nin araştırmasına geçmiş. Evde iki bebe ile dört karın doyacak.. Bağıra bağıra çıkış yolu sorguluyor..
Son dönemlerin yaratılmış bir garip tekerlekli, yürüyen aracına oturmuş, göreceli tuzu kuru izlenimi veren, dükkândan bir şeyler almaya gelmiş komşusu, daha gürültülü bağırış içinde... Bir yandan toplam borcunu sormadan sipariş verdiği paketlerini aracına atıyor, diğer yandan “Bana geçen ay 20 binlik fatura gelmişti, bu ay 40 bini geçmiş” diye, nerede ise “güleriz ağlanacak hallerimize” havasında seslenip karşı apartmandaki, besbelli deprem riski de olan evinin yolunu tutuyor..
Erdoğan Liderliği, Tekadam rejimi dışında çare, yolu olmayan bir düzenin ayakta tutulabilmesinin hesaplarının tutturulabilmesinde tek çare kördüğümleri sağlam tutmak.. Çaresizlikten kaçmakta olan seçmenleri saymanın zamanı değil. Gidenlerin yerine yeni daha da çaresizlerden, yeni seçmenlerin toplanabilmesinin zamanı. Hesaplar ona göre yapılmak isteniyor.
...***
Osman Sert 4 Eylül tarihli Karar gazetesinde, " Okullar Nihayet Açılıyor"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Pazartesi günü 18 milyon öğrenci, 1 milyonun üzerinde öğretmen bir buçuk yılın ardından yüz yüze eğitime dönüyor. Farklı zamanlarda başlayacak olmalarına ve bir kısmının online eğitime devam etme ihtimaline rağmen bu rakama 8 milyon üniversite öğrencisini de ekleyin. Hocalarla, destek personeli ve servis şoförleriyle birlikte hafta başında uzun süredir durmuş dev bir makine yeniden harekete geçiyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Normalleşme yönünde tek seferde bundan daha büyük bir adım olamaz herhalde. Eğitim hayatına geri dönecek bu nüfusu düşününce aslında bir buçuk yıldır âtıl duran insan kapasitesinin büyüklüğünü de daha iyi anlamış olacağız.
Yüz yüze eğitimi uzun süredir savunanlar açısından Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer ve Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın Bilim Kurulu toplantısı sonrası yaptıkları açıklamalar çok önemli.
Sağlık Bakanı Koca eğitim hayatının dışında pandeminin ve aşı çalışmalarının geneline ilişkin çok kritik bir bilgi paylaştı. 3 Eylül Perşembe günü verilerine göre aktif vakaların yüzde 81’i tam aşılı olmayanlardan oluşuyor. Yani 500 bine yakın olan aktif vakanın 400 bini aşılarını ya hiç ya da tam yaptırmamış. Durum vefat sayılarında ise daha net. Vefat edenlerin sadece yüzde 10’u tam aşılı olanlar, bunların çoğunluğu da 65 yaş ve üzerinde.
Bu rakamlar aşının pozitif etkisini net bir şekilde ortaya koyuyor. Daha önce sağlık çalışanlarının bölük pörçük paylaştığı verilerin tüm Türkiye çapındaki fotoğrafı yansıtacak şekilde açıklanması umarım aşı tereddüdünün giderilmesinde faydalı olur. Ve umarım sosyal medyada kimin söylediği, kimin yazdığı belli olmayan bilgiler üzerinden insanlar kendi hayatlarını ve çevresindekileri daha fazla riske atmazlar.
Aşı oranının öğretmenlerde, hastalığı geçiren ya da bir doz aşı olanlarla birlikte yüzde 90’ın üzerinde olması da okul zili çalmadan sevindirici haber. Buna rağmen hem öğrencilerin hem öğretmenlerin gerekli önlemleri alması şart. Kendimizden eminsek bile çocukların eğitiminin devamı için pandeminin ilk günü gibi dikkat etmekte fayda var.
Önümüzde elbette problemler bulunuyor. Eğitim sistemi çok büyük. Milyonlarca öğrenci binlerce okul, yüzbinlerce derslik. Bunlarda bazı aksamalar yaşanabilir. Kamuoyuna yansıyacak menfi görüntüler, toplumun eğitim sistemine ve okulların açık olmasına dair inancını sarsabilir. Mutlaka her detayla ilgili olarak önlem alınmalı ancak en ufak bir aksaklığın okulların açık kalmasına dair iradeyi etkilememesi gerek.
Millî Eğitim Bakanı Özer, bir buçuk yıldır duyamadığımız çok kritik bir cümle kullandı ve “Okullarımız ilk açılan ve son kapatılan yerler olmalıdır.” dedi. İşte bu cümlenin uygulanması da çok kritik. Okulların yine kapanmasına, çocukların ve ülkenin geleceğinden bir yıl daha kaybedilmesine müsaade etmemek gerek. Aklımıza getirmek istemediğimiz olumsuz koşullar oluşmadığı sürece eğitim hayatı devam etmeli. Geleceği, bugün için yeterince feda ettik.
...***
Kazım Güleçyüz 4 Eylül tarihli Yeniasya gazetesinde, " Adlî yıla böyle girdik"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"“Devletin dini adalettir. Eğer bir devlette adalet yoksa, onun hangi sistemle yönetildiğinin, kimin tarafından idare edildiğinin bir önemi kalmaz. Orada sadece zulüm hüküm sürer. Adalet, devletin varlığının sebebidir.” Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ait olan bu sözler, başında olduğu devletin halihazırdaki “hukuk” tatbikatını tekrar gündeme taşıdı..."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Binaları kast ederek söylediği “Önce Danıştay’ı, ardından Anayasa Mahkemesini hamd olsun bitirdik. Şimdi de komşu olarak Yargıtay’ın bu muhteşem binasını bitirmiş olmanın bahtiyarlığı içerisindeyiz” sözleri tek adam rejiminde yüksek yargı organlarının içine düşürüldükleri durumu çağrıştırdı.
“Milletimiz 27 Mayıs’ın ‘yaslıada mahkemelerinde’ darbecilerin kurdukları sözde mahkeme kürsülerini ve orada oturanları unutmadı” sözleri, Yassıada’nın bu iktidar tarafından tatil, turizm ve rant merkezi haline getirilmesine ilişkin tartışmaları tazeledi.
Erdoğan’ın bunları söylediği törende “Bir kimsenin suçluluğu kesinleşmiş mahkeme kararı ile saptanmadıkça suçlu kabul edilemez” ilkesine atıf yapan Yargıtay Başkanının, 15-20 Temmuz sürecindeki soruşturma ve yargılamalarda bu ilkeye ne ölçüde riayet edildiği bahsine hiç girmemesi dikkat çekti.
İktidarın gündeme getirmeye hazırlandığı yeni sosyal medya yasaklarına destek vermesi ve anayasanın “Kimse mahkemelere talimat veremez, tavsiye ve telkinde bulunamaz” diyen 138. maddesini münhasıran sosyal medyayı adres göstererek vurgulaması da.
Tören sonundaki dua, “Kur’an’ın 4 esasından biri olan adalet, hukukun üstünlüğü ve vicdan temelinde karar veren hür, bağımsız ve tarafsız yargıyla sağlanır; tek adam rejiminin kontrol altına aldığı yargıya ait bina açılışlarında yine iktidar kontrolündeki Diyanet’in Başkanına ‘dua’ ettirerek değil” dedirtti.
Bu duaya laikçi reflekslerle gösterilen malûm tepkiler ise “Yargıtay binası açılışında Diyanet Başkanına dua ettirilmesi ‘Laik devlette böyle şey olmaz’ mantığıyla değil; ‘Dinimizin de reddettiği, görülmemiş boyutlara ulaşan hukuksuzluklar ve kul hakkı ihlalleri böyle resmî dua seremonileriyle örtülemez’ gerekçesiyle eleştirilmeli” yorumunu yaptırdı.
Ve yine aynı yere geldik: Adalet gösterişli binalarla değil, hukuk ve vicdanla sağlanır.