Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: CHP'li belediyelere kredi onayı verilmiyor
Yeniasya:
Üniversiteli işsizler çığ gibi
Star:
Büyük müjdeyi ASELSAN duyurdu!
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Mehmet Ali Verçin 14 Eylül tarihli Karar gazetesinde, "Daha fazla tüketerek değil üreterek büyümek"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Tüketim seviyesi sabitken, tüketilen ithal ürünlerin bir kısmının ithal edilmeyip yurtiçinde üretilmesi; keza, üretim artarken tüketimin daha az artması, sabit kalması veya azalmasıyla,üretilen ürünler daha fazla miktarda yurt dışına ihraç edilirse;o ekonomide, üreterek büyümek mümkün olabilir. Peki, ihracatı artırmak veya ithal ikamesi oluşturmak istenmesine rağmen, yeterli üretim yoksa ne yapılabilir? Cevap: Yatırım"diyen yazar, yazısının devamına şu ifadelere yer veriyor:
...***
Salgın, Türkiye’de üretilen ürünlere talebi arttırdı. Fakat bir süre sonra görüldü ki Türkiye’nin üretim kapasitesi sınırlıymış yani aslında yurtdışına satacak ilave malı yokmuş veya azmış. (Rekabetçi kur uygulamalarının Türkiye’de niçin tam çalışmadığının temel sebebi bu olgudur)
Plastik hammaddede, MDF’de, cam eşyada, gübrede ve diğer bazı sektörlerde açık, bariz bir şekilde görüldü.
Çimentoda kapasite fazlası var, ohariç; diğer pek çok sektörde yatırım yapma ihtiyacı olduğu çok açık; peki, faizler bu kadar yüksekken yatırım yapmak mantıklı bir davranış mıdır?
Faizlerin yüksek olduğu bir ortamda harcamaların, bilhassa yatırım harcamalarının azalacağı varsayılır. Fakat Kasım ayından bugüne kadar faizler devamlı yükselmesine rağmen, Türkiye, büyüme oranlarında rekor üstüne rekor kırıyor; üstelik makine ve teçhizat yatırımları büyümenin en önemli bileşenlerden biri.
Soru: Madem yatırım ihtiyacı had safhada, acaba, Türkiye’de yatırım yapılıyor mu?*
Son beş yılın ilk yarısında GSYH hesaplarına göre sabit sermaye oluşumu için yapılan harcamalar toplam harcamaların,
2017 %30,1
2018 %30,6
2019 %27,0
2020 %27,0
2021 %28,7’si şeklinde gerçekleşmiştir.
Sabit sermaye için yapılan harcamalar, 1)konut dâhil inşaatı 2)makine ve teçhizat + silah sistemlerini ve 3)diğer makine ve teçhizat + silah sistemleri ile diğer kalemlerden oluşuyor.
Son iki yılda yatırımın kompozisyonunda inşaatın aleyhine önemli bir değişim oluşmuş.
İnşaat harcamalarının, yatırım harcamalarından aldığı pay:
2017 %57,5
2018 %57,8
2019 %52,2
2020 %46,0
2021 %43,7
Tabloya göre inşaat harcamaları 2018 yılına göre 14,1 puan azalmış. Öte yandan makine ve teçhizat yatırımlarının aldığı pay artmış gözüküyor.
Orta Vadeli Plan, 2021 yılında GSYH’yı 6,648 milyar TL ve ortalama dolar kurunu da 8,30 TL olarak tahmin ediyor.
Eğer yılın ikinci yarısı da, yılın ilk yarısı gibi geçerse, yatırım harcamaları, bu yıl, 1 Trilyon 908 milyar TL’ye ulaşacak.
Bu yatırım harcamalarının % 56,3’ü yani 1 Trilyon 74 milyar TL’si de, makine ve teçhizat ile diğer yatırımlara gitmiş olacak yani 129,4 milyar $.
Yani, GSYH’nın %16’sı makine ve teçhizat + silah sistemleri + diğer harcamalara gidecek.
Cevap*: Evet, sıfırdan değil fakat genişleme ve büyüme yoluyla Türkiye’de yatırım yapılıyor.
Bu müthiş dönüşüm son yirmi yıldır, galiba ilk defa yaşanıyor.
Peki, Hükümet ne istiyor?
Galiba hükümet yetkilileri de niçin faiz indirmeleri gerektiğini bilmiyor.
...***
Esfender Korkmaz 14 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Kur istikrarını kim bozuyor?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Merkez Bankası başkanı göreve geldikten sonra 30 Mart'ta enflasyonda kalıcı düşüş sağlanana kadar politika faizinin enflasyon değerinin üzerinde olacağını söylemişti. Ancak Cumhurbaşkanı olarak Erdoğan sürekli, doğrudan veya dolaylı açıklamaları ile faiz indirimi istiyor. MB Başkanı dayanamadı galiba, konuşmasında "enflasyonun kısa vadeli oynaklıklardan arındırılmış ana eğilimini ölçmeye yarayan, çekirdek enflasyonun önemine" vurgu yaptı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Ağustos ayı TÜFE oranı yüzde 19,25 oldu. Merkez Bankası gösterge faizi olan yüzde 19 faiz oranı TÜFE'nin altında kaldı. Gösterge reel faizi eksi yüzde 0,21 oldu. Ama aynı ayda çekirdek enflasyon 16,76 oldu. Yani gösterge faizinin altında kaldı. Merkez Bankası enflasyon düşecek, çekirdek enflasyona göre reel faiz var, gösterge faizini artırmıyorum veya düşürüyorum derse, kurlarda hareket yaşanır.
Döviz alacakların elinde TL. olması gerekiyor. Kredilerde sınırlama getirildi. İşçi çıkarma yasağı nedeni ile bütçe ödemeleri düştü. Ayrıca TL. zaten yüzde 38 oranında olması gerekenden daha düşük değerdedir. Bunlar dövize yönelmeyi ve kur artışını sınırlı tutabilir. Ama TL'de kalmanın riskleri de daha çok artarsa, kurlar yeniden artar.
2017 yılının Ağustos ayında MB'nın bir haftalık repo ihale faizi yüzde 8 ve TÜFE oranı yüzde 9,79'du. 2017 yılı yıllık enflasyon ise yüzde 11,97 oldu. Eksi reel faiz ödemeler dengesi krizi yarattı ve Türkiye'nin 160 baz puan olan CDS oranı 540 baz puana çıktı. Yabancı sermaye ülke riskini takip ediyor. Yüksek olunca, hem dış borç faizi yüksek oluyor, hem de eksi faiz ve yüksek risk nedeni ile Türkiye'ye gelmiyor.
Naci Ağbal döneminde MB gösterge faizi reel faiz düzeyinde idi ve sıkı para politikası vardı. Bu nedenle öncesinde 539 baz puan olan CDS oranı, 287 baz puana gerilemişti. Kurlar da istikrarlı gidiyordu. Ağbal görevden alındı Türkiye'nin CDS oranı 460 puana yükseldi ve kurlar da arttı.
Bu olaylardan çıkan tek sonuç, kurlar düşünce veya yatay seyredince ekonomi yönetimi faiz sorunu çıkarıyor ve kuru artırıyor. Kur artışını ihracatta rekabet gücünü artırmak için istiyor olabilir. Gerçekten ihracatta da bir artış var ve fakat ithalatta da artış var. Çünkü ihracat malı üretiminde en az yüzde 70 oranında ithal girdi kullanılıyor. Ekonomik istikrar daha çok bozuluyor. Yani ekonomi yönetiminin attığı taş, ürküttüğü kurbağaya değmiyor.
Dahası, ekonomi yönetiminin bu eğilimini içerden bilenler veya tahmin edenler, döviz doldur boşalt yaparak spekülatif karlar elde ediyorlar.
Ekonomi yönetimi bu kadar yanlışı kolay- kolay yapamaz. Bu kadar yanlışı neden yaptığının cevabını ise yalnızca ekonomi yönetimi bilecektir.
...***
Erdal Sğlam 14 Eylül tarihli Cumhuriyet gazetesinde, " Polisiye tedbirle ekonomiyi düzeltme fikri değişmedi"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"AKP iktidarının “polisiye tedbirlerle ekonomiyi düzeltme anlayışı” hâlâ devam ediyor. Gıda enflasyonu yükseldiği için, yine bakanlıkların hal teftişleri ve etiket kontrolleri başladı. Sebze-meyve fiyatları yükseldi diye sokaklarda devletin seyyar manavlar açtığına, zabıta ve polislerle, medyaya önceden haberler verilip gösterişli dükkân baskınlarına şahit olmuştuk."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Dün 10 ilde başlayan hal kontrollerinde ise biraz daha usturuplu bir tutuma şahit olduk. İktidarın polisiye tedbirle ekonomiyi düzeltme anlayışı, makyajı değişti ama devam ediyor diyebiliriz.
Konuya yakın bir uzmanla üslup değişikliğini konuştuğumda, “Ticaret Bakanlığı, Cumhurbaşkanı’nın sözlerinden sonra, kendini kurtarmak için bu teftişleri yapıyor gibi, verdiği izlenim bu” yorumunu yaptı. Herkes biliyor ki piyasanın dinamiği işliyor, işleyişteki fiyat artırıcı mekanizmalara yıllardır konuşulup hiçbir çözüm bulunmadı ama gıda fiyatları arttığında göstermelik tedbirlerle gün kurtarılmaya çalışılıyor.
On yıllardır hal yasasında değişiklik konuşulur, aracılık mekanizmasının düzeltileceği söylenir, tarladan tezgâha aksayan yönler için tedbirler alıyoruz denilir ama somut hiçbir rasyonel adım atılamadı. Çok daha köklü, tarımın baştan sona yeniden organize edileceği, gerekirse kamunun rasyonel regülasyonunun devreye gireceği kapsamlı bir tarım reformuna ihtiyaç var. Hem üretici hem de satıcının şikâyetçi olduğu bir işleyiş içindeyiz. Buna pandemi ve geçiş süreciyle ilgili küresel sıkıntılar eklenince, tüm dünyada olduğu gibi bizde de tarım fiyatlarındaki artış normal oranların çok üzerine çıktı.