Eylül 20, 2021 11:41 Europe/Istanbul
  • Türkiye basını
    Türkiye basını

Karar: Meral Akşener: Dışlanmışlar her partili, zenginler AK Partili

Cumhuriyet:

AKP, ‘dar ve daraltılmış bölge seçim sistemleri’ konusunda ittifak ortağını ikna edemedi

Yeniasya:

Demokrasi zayıfsa kayıt dışı artıyor

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mehmet Kara 19 Eylül tarihli Yeniasya gazetesinde, "Peki, giderler kaç kat artı?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Ülkede ekonominin durumu malûm. Enflasyon çift haneli rakamlara demir attı, işsizlik rakamları (resmî) yüzde 12.1, genç işsizlerde bu oran yüzde 25… Buraya bir parantez açmakta yarar var. Zira işsizliğin Temmuz 2-3 puan düşerken Ağustos ayında 1-2 puan arttığı söyleniyor. Buna akıl erdirmek zor. Bunun nasıl olduğunu ekonomistler dahi bulamazken en iyisi biz hiç uğraşmayalım. Bizim yerimize resmî kurumlar hesaplıyor! Bir kesimde buna inanıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Hayat pahalılığını anlatmaya gerek dahi yok, her şey ateş pahası. Cumhurbaşkanı Erdoğan da bunu kabul ediyor. Marketlerde ürünlerin fiyatları neredeyse her gün değişiyor. Mevsiminde meyve ve sebzenin yanına dahi yaklaşılmıyor.  

Memura 2022 yılı için yüzde 12 zam yapılırken aynı günlerde elektriğe yüzde 15 zam geldi. Kış gelirken elektrik ve doğal gaza yüksek oranda zam kapıda. Emekliye Temmuz’da yapılan zam daha gelmeden gitti. 

Türk-İş, Temmuz’da dört kişilik bir ailenin açlık sınırının 2 bin 903 TL, yoksulluk sınırının ise 9 bin 457 TL’ye yükseldiğini açıkladı. Asgarî ücret 2.825 lira, milyonlarca emekli bu ücretin çok altında maaş alıyor. En düşük memur maaşı 2023 yılının Temmuz ayında yapılacak zamla 4.348 lira maaşa ulaşacak. 2 yıl sonra alacağı para bile yoksulluk sınırının yarısından daha az. 

Ekonomideki tablodan bazı veriler böyle… 

İşte böyle bir tablo varken, Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu hafta siyasetçilerin ve milletin çok konuştuğu bir açıklama yaptı. 19 yılda millî gelirin 11, asgarî ücretin 16 kat arttığını söyledi. En çarpıcı olan da emeklilerin maaş artışı olmuş! Emekli maaşı 19 yılda 7 kat artmış. 

Sayın Erdoğan bunları açıklarken temel gıda maddeleri, elektrik, doğal gaz, kira gibi ihtiyaçlara 19 yılda yapılan zamların kaç kat arttığını söylemedi. Sadece o zamanki asgarî ücretle kaç çeyrek altın alınabildiği ya da kaç dolar karşılık olduğu ile 2021’in Eylül ayında asgarî ücretle kaç çeyrek altın ya da dolar karşılığı olduğuna bakmak yeterli. Görülecektir ki, söylenen rakamlardan katbekat fazladır. Rakamlara çift taraftan bakılmalı ki, gerçek ortaya çıksın. Asgarî ücret 16 kat artarken, alım gücünün kat kaç arttığına da bakmak gerekmez mi?  

...***

Esfender Korkmaz 19 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Rezervlerde akla zarar işler!.."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Merkez Bankası rezervleri 120,1 milyar dolara yükseldi. Uluslararası rezervler, döviz, altın ve IMF'deki özel çekme haklarından oluşuyor. Döviz rezervlerinin seviyesi, Türkiye için önemlidir. Zira; dalgalı kur politikası teoride otomatik olarak kur istikrarını sağlar. Zira bir ülke cari açık verirse dövize talep ve kur artar. Yüksek kur ithalatı daha pahalı, ihracatı daha avantajlı yapar. İthalat azalır, ihracat artar."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Cari açık yerine cari fazla oluşur. Dövize talep azalır, kur dengeye gelir. Ya da tersi olur. Ne var ki bu teorik durum, Türkiye şartlarına uymadı. Kur arttığı halde ithalat azalmadı. İki nedenle; Bir… Üretimde ithal girdiye bağımlı bir yapı oluştu. İthalat azalınca, üretim yapılamaz. İki... Yerli ve yabancı sermaye siyasi iktidara güven duymuyor. İçerde hiç kimse ithal girdi yerine ikame yatırım yapmıyor.

Bu şartlarda kurda aşırı dalgalanmaları önlemek için tek çözüm, Merkez Bankası rezervleri kalıyor. Merkez Bankası döviz satış ihaleleri ile döviz talebinin bir kısmını karşılar.

Türkiye'nin, bir yıl içinde ödemesi gereken kısa vadeli ve vadesi gelen dış borç tutarı ile cari açık toplamı 200 milyar dolar kadardır. Buna karşılık Türkiye'nin beş yıllık tahvillerinin iflas risk pirimi 362 baz puandır. Bu demektir ki Türkiye'ye borç verenler Türkiye tahvillerini kredi temerrüt swapı yaptırıyor ve bunun için 3,6 yüzdelik puan prim ödüyorlar. Yani Türkiye dış borçları çevirmekte hem zorlanıyor, hem de pahalı borçlanıyor. Bu şartlarda devlet veya özel sektör olsun, dış borçlarında temerrüt riski yüksektir. Döviz bulamazlarsa temerrüte düşerler. Bunun için de Merkez Bankası rezervleri son çaredir.

CDS oranları ülke riskini gösteriyor. Uluslararası piyasalarda ekonomiye duyulan güveni artırmak ve CDS oranlarının düşmesi için Merkez Bankası rezervlerinin yeterli olması gerekir.

Merkez Bankası döviz rezervlerini nasıl artırır?

MB kambiyo piyasasından doğrudan döviz satın alır. Döviz alım ihaleleri düzenler;

Borçlanma kanallarını kullanarak borç alır;

Bankaların mevduat için merkez Bankasında tuttukları zorunlu karşılık oranlarını artırır. 

Söz gelimi son ayda IMF pandemi desteği olarak 190 üye ülkeye SDR (Special Drawing Rights (Özel çekme hakları) tahsis etti. Türkiye'ye de IMF'de olan yüzde 0,98 sermaye payı nedeniyle 6,3 milyar dolarlık koşulsuz  kredi aldı. Bu parayı Merkez Bankası geri ödeyecek ve fakat şartları uygun olduğu için kullanması gereken bir imkan oldu.

...***

Aziz Karaca 19 Eylül tarihli Yenimesaj gazetesinde, " İktidarın işitme bozukluğu had safhada"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"'İktidarın işitme bozukluğu had safhada' seslendirme dosyası:Milyonlar ses sese verip bağırıyor yine de dertlerini anlatamıyor, seslerini duyuramıyorlar. Derman arayan dertlilerin feryadına iktidarın kulağı sağır. Uçan kuştan merhem soran yaralıların sesleri iktidarın sağır kulağına çarpıp geri dönüyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Yana yana, döne döne adalet arayan mazlumların sesleri belki Arş'a yükseliyor ama iktidar katına bir türlü yükselemiyor.

Milyonlar, on milyonlar, geçim sıkıntısından, işsizlikten ve aşsızlıktan kıvranıyorlar, iktidarın çevresindeki mutlu azınlığın üç-beş maaşlı bürokratlarının haberleri acılarını ve sancılarını bin kat daha artırıyor fakat ne acıları ne de sancıları iktidar katında yankı bulamıyor.

Kadim arazileri, köylerinin meraları ve ormanları birilerine talan ettirilen köylüler, kadın-erkek, çoluk-çocuk feryad ediyorlar bir türlü seslerini işittiremiyorlar.

Şeker pancarı üreticileri, ülkenin dört bir yanında ses sese verip bağırdılar; 'Şu kota meselesini kaldırın, alın terimiz el emeğimiz heba oluyor, zarar ediyoruz' diye. Seslerini duyuramadılar, sonradan anlaşıldı ki şeker fabrikalarının başına örülmek istenen çorabın bir parçasıymış meğer.

Şeker fabrikalarının başına örülen çorabın bir benzeri son yıllarda ÇAYKUR'un  başına geçirilmek isteniyor.

Bölgedeki çay üreticisi günde kaç kilo yaş çay toplarsa toplasın, ancak on beş kilosunu kuruma satabiliyor; elinde biriken yaş çayı ne kadar saklayıp koruyabilecek, dolayısıyla özel sektörün insafına terk ediliyor.

Sayın Cumhurbaşkanı'nın 'bizim uşaklar' diye iltifat ettiği çay üreticisi feryad ediyor ama yer demir, gök demir.

Gerçekten iktidarın işitme bozukluğu had safhada, bu hayati arızayı giderecek mütehassıslar da ufuklarda pek gözükmüyor.

Emeklilikte yaşa takılanlar meselesi var ki, nerdeyse kangrene dönüşmek üzere, neredeyse her gün ve her tarafta çığlıklar yükseliyor ama bu çığlıklar iktidarın kulağına çarpıp geri dönüyor.

İki senedir malum pandemi belası ile canları pahasına mücadele eden sağlıkçılar feryad ediyorlar; 'Ek ödemelerimiz yapılsın' diye, fakat iktidarın kulağına bile yaklaşamadan yere düşüyor.

3600 ek gösterge meselesini ise ne siz sorun ne de ben hatırlatayım; bu konudaki verdiği sözleri dahi hatırlamıyor, hatırlatanları ise asla duymuyor.

Gerçekten iktidarda işitme bozukluğu had safhada.