Türkiye'den köşe yazarları
Karar: Sağlık Bakanlığı'ndan açıklama: Aşılar tekrar edilecek
Yeniasya:
'İklim krizi, modern köleliği getirecek'
Yeniçağ:
Kılıçdaroğlu iktidar olurlarsa Sarayı ne yapacağını açıkladı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Mehmet Kara 20 Eylül tarihli Yeniasya gazetesinde, "Cumhur İttifakı’nın merakı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Millet İttifakı’nı oluşturan partiler ile yeni kurulan (DEVA, Gelecek Partisi) Anadolu turunda milletin dertlerini dinliyor, yeni döneme milletin sesini Meclis’te dillendirmek için nabız tutuyor. Haberlere yansıdığına göre de milletin derdi geçim… Genel başkanlar bir dokunuyorlar bin ah işitiyorlar. Ankara’da “uçuyoruz” denildiğinin aksine uçan yok, fakat hayat pahalılığının altında ezilen ve bunalan çok."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Cumhur İttifakı ve onu destekleyen medyanın derdi ise Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayının kim olacağı… Kendi adaylarını aylar önce açıklayan Cumhur İttifakı ülkenin bunca sorunu dururken, “seçime daha 2 yıla yakın bir zaman var” derken bunu yapmalarının sebebi hem kendi tabanını sıklaştırmak, hem de Millet İttifakı’nı zayıf düşürmek. Bu da siyasî olarak gayet normal. Ancak ilginç olan Millet İttifakı’nın adayının kim olacağı telâşının içinde olmaları…
Bir taraftan Cumhur İttifakı’nı genişletmek için değişik yöntemlere başvururlarken, diğer yandan da üçüncü bir ittifak için hem Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanlığı adaylığı meselesini hem de HDP üzerinden “korkutma yöntemini” uyguluyorlar.
Millet İttifakı partilerinden zaman zaman kendi genel başkanlarını aday olarak görmelerini istemesi veya bu ittifak içinden bir kişinin tek bir cümlesi üzerinden hem iktidarı destekleyen gazeteler hem de Cumhur İttifakı içinden sesler yükseltilerek Millet İttifakı içinde huzursuzluk çıkarmaya çalışılıyor.
Şimdi merak edilen soru şu: Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayını şimdiden açıklasa ne olur? Olacaklar belli aslında. Medyasıyla ve trolleriyle sosyal medyada ve meydanlarda algı operasyonlarıyla yıpratılacak, olmadık şeyler söylenecek. Siyasette elbette bu tür hareketler yapılabilir, ama hem “seçime daha iki yıl var” derken, hem de bu tür siyasî oyunlar sırıtıyor… Merak iyidir, ama fazlası da can sıkar. Bir gün kalkıp “size ne kardeşim” diyen çıkacak mı, biz de bunu merak ediyoruz.
Millet İttifakı cumhurbaşkanı adaylarını en fazla merak edenlerden birisi de Hürriyet Yazarı Abdulkadir Selvi…
Selvi, bugünkü köşe yazılarında “Millet İttifakı’nın tabanını genişletmek ve muhalif seçmeni sandığa taşıyabilmek için geliştirilmiş bir model” şeklinde “liderler kabinesi” tabirini kullanıyor. Selvi, kulis bilgisi olarak, Millet İttifakı’nın 2023 seçimi için bir “liderler kabinesi” hazırlığı içerisinde olduğunu söylerken ve kabinenin şöyle plânlandığını yazıyor:
Cumhurbaşkanı Kılıçdaroğlu, yardımcıları Meral Akşener, Temel Karamollaoğlu ve eğer ittifakta yer alırsa Ali Babacan... Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak Ahmet Davutoğlu, Gültekin Uysal’ı neden yazmamış merak ettik doğrusu… Acaba bu isimler ve ittifaka katılacak başka partilerin genel başkanları için de bakanlık mı düşünülüyor.
...***
Evren Devrim Zelyut, 20 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde, " AKP'nin enflasyon ve dolara karşı iki silahı!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" AKP'nin bir türlü çözemediği ve 2023 seçimlerinde onu iktidardan uzaklaştıracak en büyük sorun ekonomi. Fiyatları düşüremiyor, doları tutamıyor. Sorunları çözmek için bir irade, plan, ekip olmayınca da elinde kalan son iki silahını çekti."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Nedir bunlar dersek,
Boş vaatler, hayaller ile halkı oyalamak, 2023'e kadar süre kazanmak.
Vatandaşın dini duygularını kullanarak hedef şaşırtma, suçluyu kendisinden başka yerlerde göstermeye çalışma. Bunun için de son moda Diyanet İşleri'nin Cuma hutbeleri olmuştur.
Yanlış anlamayın, Diyanet'in hutbelerinde söylediklerine karşı değilim. Aksine destekliyorum, ancak sorun şu ki, sorunun ana çözümünü beceremeyen bir iktidarın umutsuzca başkalarını suçlamak için her aracı kullandığını görüyorum.
Geçen Cuma camilerde ne denildi? "Allah'a ve ahiret gününe inanan bir mümin, işinde ve ticaretinde harama ve gayr-ı meşru kazanç yollarına başvurmaz. Ölçü ve tartıda adaletsizlik yapmaz. Malını satmak için yemin etmez. Karaborsacılık yapmaz, fırsatçı davranmaz. Fâhiş fiyatlarla insanları mağdur etmez. Alışverişte fiyatları kızıştırmaz, başkasının pazarlığını bozmaz. Hâsılı, dünya hırsına kapılıp da harama bulaşmaz"
Doğru söze ne denir? Lakin bu ülkede an itibari ile yaşanan fiyat artışları fahiş ise bunun sorumlusu esnaf, üretici ve çiftçi değil!
Çok ince bir yerden hedef şaşırtmaca yapılıyor. Ama bunu kabul edemeyiz. Bugün fahiş fiyatların tek sorumlusu AKP politikalarıdır.
AKP sütten çıkmış kaşık, bizler ise gözleri kâr hırsı ile dönmüş azgın insanlarız! Bu mudur? Hadi oradan!
AKP devleti yönetiyor. Bu yönetimi yaparken üretim modelini belirlemiş. Nedir o? Dışa bağlı, ithalatçı model. Çöpü dahi dış girdi olmadan üretemeyen bir ekonomide; dolar/euro, dış gelişmeler ya da AKP'nin yaptığı siyasi hatalarla yukarı gitsin, sonra ithalat pahalı hale gelsin ve mal fiyatları girdiye bağlı olarak artsın, sonra dönün esnafı, üreticiyi suçlayın kim inanır buna?
AKP neden eğitim reformu yapmıyor? Söyledik, söylemeye devam edelim: Çünkü dünya standartlarında fizik, kimya, matematik, mühendislik, yabancı dil, işletmecilik öğrenen gençler dönüp AKP'ye bakmaz bile. Gerçi Z Kuşağı AKP'yi çoktan defterden sildi o da ayrı dava…
Diğer konu şu; AKP, piyasa mekanizmasını baştan yanlış kurmuş. Mal üretimi ve tüketiminde denge yok. Toplumu sadece harcamaya alıştırarak ülkeyi sanayiden ve tarımdan koparmışlar. Devlet mekanizmasını Başkanlık Sistemi ile çolak etmişler. Eski sistemde piyasa denetlemesini yapan bakanlıklar, belediyeler işlevsiz kalmış. Üretim sorunlarının üstüne piyasa düzenlemelerinde yaşanan aksaklıklarla sorunlar çığ gibi büyümüş. Sadece yasa yaparak işlerin döneceğini sanmış bir yönetim var. Oysa yapılan yasaların uygulaması olmazsa neye yarar? Fiyat artırmak yasaktır! Oldu, gel o zaman düşür? Üretmeden nasıl başaracaksan…
...***
İhsan Çaralan 20 Eylül tarihli Evrensel gazetesinde, " Zamlara karşı mücadelede bir eylemin bin laftan önemli olduğu bir dönem!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Emeği ile geçinen işçiler, emekçiler zamlardan, hayat pahalılığından her zaman yakınmışlardır ama bu yakınmalar hiç bu kadar yükselmemişti! Sözcüğün gerçek anlamıyla “Bir vurulduğunda bin ahın işitildiği” günlerden geçiyoruz. İşçisi, işsizi, kamu emekçisi, esnafı, küçük üreticisi, öğrencisiyle… toplumun çok büyük çoğunluğu için zamlar, hiç bu kadar acıtıcı olmamıştı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
İktidar olup bitenle ilgili, kuraklıktan, aracılara, tüketicilere… kadar kendisi dışında herkesi suçlasa da halkın zamlardan duyduğu büyük hoşnutsuzluğu hissetmeye başlamış olmalı ki, pembe “şahlanış tabloları” çizmenin yanına “Fahiş zamlara karşı önlem almak”tan da söz etme ihtiyacını duymuştur.
Ancak iktidar eski, vatandaşın önemli bir çoğunluğunun, “Ay’a 4 şeritli otoyol yaptıracağım dese inandığı” iktidar değildir. Tersine bugün iktidar, halkın çoğunluğu indinde inandırıcılığını yitirmiş ara sıra doğru söylediğinde bile “Yok canım siz bakmayın söylenene arkasında başka dolaplar çevriliyordur” denilen bir iktidardır. Bu yüzden de tek adam yönetimi cenahından gelen “Fahiş zamları önleyeceğiz”, “Hayat pahalılığının belini kıracağız” türünden vaatler “gök kubbede hoş bir seda” bile olmamaktadır!
Önceki gün bu köşede, zamlara yönelik olarak halktan yana iktisatçılar ve muhalefetten gelen tek adam yönetiminin ekonomik politikalarına, hatta sisteme yönelik haklı ve önemli olan eleştirilere dikkat çekiliyor ama zamların gerçek muhatapları olan geniş halk yığınları “Zamlara ve hayat pahalılığına hayır” diyen bir mücadele çizgisinde harekete geçmedikçe, bütün bu doğru ve haklı eleştirilerin laf yığınından ibaret kalacağına dikkat çekiliyordu.