Mayıs 17, 2016 09:09 Europe/Istanbul

Güray Öz, Cumhuriyet gazetesinde, “Medya Doğrudan Demokrasinin Aracıdır”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Medyaya baskı azalmıyor, artıyor. Anlaşılan gizlenmek istenen sırlar ya da yaygınlaştırılmak istenen ideoloji, basının baskı altında tutulmasını gerektiriyor. Ama bu çıkmaz bir yoldur. Sonuçta medyaya yönelen baskıyla topluma yönelen baskının bir ve aynı şey olduğu gözlerden gizlenemez hale gelecektir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:  

…***

Gazeteleri satın aldılar, TV kanallarını denetliyorlar, geride birkaç gazete ile birkaç TV kanalı kaldı. Ama yine de gerçeklerin duyulmasını, duyurulmasını önleyemeyecekler. Çünkü geride kalanların etki gücü uğradıkları baskıyla birlikte katlanarak büyüyor. Tümünü kapatsalar, tümüne el koysalar bile koyulaşan karanlığın içinde gerçekler halka ulaşmanın yollarını bulacak, herkese ulaşacaktır. Ağır cezalarla, baskı ve tehditle gazeteciyi susturmak kolay bir iş değildir. İşte susmuyorlar; Doğu’da olup biteni Batı’dan, Batı’da olanları Doğu’dan saklamak mümkün olmuyor. Can’ı, Erdem’i, Çetinkaya’yı, Karan’ı susturabildiler mi? Hiç kimsenin kuşkusu olmasın halk, haber alma hakkını her koşulda kullanacak, ona sahip çıkacaktır. Halkın haber alma hakkının engellenmesi, gazetecinin görevini yapmasının önüne geçilmesi mümkün olmayacaktır.

Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, ilerlemenin kazanımlarıyla, kökten karşı oldukları modernitenin, aydınlanmanın birikimleriyle baş edemeyeceklerdir. Bu, yalnızca karşı koyamayacakları teknolojik gelişmeyle değil, daha çok tarihin geri döndürülemez akışıyla ilgilidir.

Basın özgürlüğü işte tüm bu istekleri, talepleri dile getirme özgürlüğüdür. Onun dile getirdikleri temsili demokrasinin sınırlarını aşıyor; gerçek demokrasi hiç de sandıkları, istedikleri gibi değildir, doğrudandır. Medyada halk doğrudan konuşur, dileklerini doğrudan dile getirir, orada gerçekler dolaylı değil doğrudan anlatılabilir ve onlar da zaten bundan korkuyorlar.

Çağımızda doğrudan demokrasinin ne kadar önlemeye çalışsalar, çabalasalar da önlenemez araçları var. Bunlardan birincisi yasaklara sığmayan, insanların, farklı görüş ve düşünceleri ifade edebilmek için toplanması, gösteri yapması, dileklerini, eleştirilerini dile getirmesidir. İkincisi medyanın halk kesimlerinin isteklerini aktarabilmesi, onlardan gizlenen gerçekleri ortaya çıkarmasıdır. Temsili demokrasinin çalıştıramadığı kurumlarının çalışması bile bu doğrudan demokrasi araçlarının işlemesine bağlıdır.

Medya sonsuza kadar susturulamaz. Susturulduğu sanıldığı zamanlarda bile kardelenler gibi boy verdiğini, taşı delen çiçekler gibi açtığı görülür, görülüyor ve hep görülecektir.

…***

Süleyman Yaşar, Taraf gazetesinde, “Vatandaşın 33 milyarının üzerine yatacaklar”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bildiğiniz gibi elektrik dağıtım şirketleri özelleştirildi. Peki, neydi bu şirketlerin özelleştirilmesindeki amaç? Şuydu; düşük fiyatla ürünü temin etmek, daha kaliteli ve kesintisiz olarak ürünü yani elektriği sunmak, kayıp-kaçağı en aza indirip ürünü çoğaltmak, daha çok yenilik yapmak, fayda dağılımını tüketici yönünde değiştirmek, çalışanlara, üreticilere, ihracata ve vergi mükellefine olumlu etki yapmak.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Peki, Türkiye’deki 21 elektrik dağıtım bölgesi özelleştrildikten sonra demin saydığımız özelleştirme gerekçeleri hayata geçirildi mi? Hayır, tam aksine artık elekrikler daha sık kesiliyor. Uzun süre giderilemeyen arızalar çoğaldı. Türkiye’nin bazı bölgeleri daha önce hiç görülmedik biçimde karanlığa gömüldü. Dünyada enerji fiyatları yüzde 60 oranında düştüğü hâlde bizde elektriğin fiyatı arttı. Hatırlayacaksınız bu yılın başında elektriğe haklı bir gerekçe olmadan yüzde 6,8 oranında zam yapıldı. Bu arada devlet elektrik dağıtım özelleştirmelerinden yaklaşık 13 milyar dolar, toplam özelleştirmelerden 68 milyar dolar gelir elde etti. Ama elde edilen bu ilave gelir, vergilerin azalmasına değil artmasına neden oldu adeta.

Özelleştirme yapılırken devlet tekellerinin özel tekele dönüşmesini önlemek için ilgili sektörün üzerine bir denetleyici ve düzenleyici kuruluş kuruluyor. Elektrikte, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu, telefon ve internette, Bilgi Teknolojileri İletişim Kurulu türünden kuruluşların amacı tüketiciyi özel tekelin keyfî fiyatlamasından, dolayısıyla soymasından korumak oluyor.

İşte bu düzenleyici ve denetleyici kuruluşlar piyasayı tekel yerine tam rekabete yaklaştırmaya çalışıyorlar. Böylece fiyat, hem satıcı hem de tüketici tarafından etkilenmeyecek seviyede en uygun düzeyde belirleniyor. Ve bu fiyat düzeyi ekonomide kaynakların dağılımını en uygun biçimde gerçekleştiriyor. Ama bizde düzenleyici kuruluşlar tüketici lehine değil sanki satıcının avukatı gibi davranıyorlar. Şu anda elektrik, telefon, internet fiyatları dünyada en pahalı bu ülkede satılıyor. Tabii bu arada bir de vatandaştan ödediği fiyata ilave olarak fazladan para alınıyor. İşte elektrikte kayıp-kaçak adı altında fazladan alınan para tam 33 milyar lira. Ve bu haksız alınan para için tüketiciler mahkemeye başvurdu. “Başkasının çaldığı elektriği namuslu tüketicinin ödemesi haksızdır” diyerek gittiler mahkemeye. Sonunda Yargıtay tüketicilerin haklı olduğuna karar verdi. Ve 33 milyar liranın elektrik tüketicilerine iadesini istedi.

Ama o da ne? AKP hükümeti 18.4.2016 tarihinde TBMM’ye bir yazı göndererek önceki yasama döneminde hükümsüz sayılan “Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının” yeniden görüşülmesini istedi.

İşte bu yeniden görüşülmesi istenen yasa vatandaşın 33 milyar liralık alacağının üstüne yatılması için çıkartılıyor. Yine bu yasada, bundan böyle tüketici hakem heyetlerinin yetkisiyle, mahkemelerin yetkisi ürün ve hizmet bedellerinin Kurumun düzenleyici işlemlerine uygunluğunun denetimi ile sınırlandırılıyor. Yani Anayasa’ya aykırı olarak mahkemelerin yetkisi kısıtlanıyor. Tüketiciyi tekelden korumakla görevli Enerji Piyasası Kurumu istediği fiyatı koyacak ama kimse kalem kalem konulan fiyatı denetleyemeyecek. Maddenin anlamı bu oluyor.

Kısaca AKP hükümeti, özel tekele dönüşen elektrik dağıtım şirketlerini vatandaşdan tahsil ettikleri haksız 33 milyar lirayı mahkeme kararı doğrultusunda iade etmemeleri için Anayasa’ya aykırı hükümler içeren kanunu çıkarmaya çalışıyor.

…***

Abdulkadir Selvi, Hürriyet gazetesinde, “Başbakanlıkta ibre kimden yana”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“AK Parti'de kongre için geri sayım başladı.Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan sonra yapılan temayül yoklamasında üç isim ön plana çıkmıştı: Abdullah Gül, Binali Yıldırım ve Ahmet Davutoğlu.Cumhurbaşkanı Erdoğan o zaman yaptığı istişareler sonucunda tercihini Davutoğlu yönünde yapmıştı.Bu kez konjonktür farklı. Bu kez Cumhurbaşkanı ile uyum en önemli faktör haline geldi.‘Cumhurbaşkanı­Başbakan’ dengesi yeniden inşa edilecek. İlişkilerde, ‘Güçlü Cumhurbaşkanı­Uyumlu Başbakan’ formatı geçerli olacak. Cumhurbaşkanı ile yarışan değil, Cumhurbaşkanı ile uyumlu çalışan başbakan modeli kurulacak. Onu başkanlık sistemi konusundaki samimi çabalar izleyecek.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

AK Parti kongresine dönük gelişmeleri yazarken diğer yandan da MHP’deki gelişmeleri izliyorum. MHP hızla CHP’lileşiyor. Bir dönemler kurultaylar partisi dediğimiz CHP’nin yerini bugün MHP aldı. MHP seçmeni, sadece partisine oy veren insan değil aynı zamanda çok güçlü ideolojik bağlarla partisine bağlı insanlardan oluşuyor. Ancak dün demir barikatlar arkasındaki MHP’lileri görünce, gönül bağlarının koptuğunu fark ettim.

AK Parti de zorlu bir süreçten geçiyor. 1 hafta içerisinde başbakanın değişmesi gerçeği ile yüz yüze kalmış bir partiden söz ediyoruz. Eğer iyi yönetilmezse sıkıntılı bir dönemin içine girebilir.Gemide delik açabilir. Ama AK Parti’yi diğer partilerden ayıran özellik burası. Liderlik farkı. Kim başbakan olursa olsun

AK Parti’nin lideri Erdoğan. AK Parti’deki süreci o yönetiyor. Bu arada AK Parti’yi kongreye götürecek olan heyet, çalışmalarını hızlandırdı. Kongreye 4 bin kişi davet edildi. Ama

partililerin yoğun bir şekilde katılması hedefleniyor. Belki de en kalabalık kongrelerden biri olacak. Çünkü dışarıya coşkulu bir görüntü verilmesi amaçlanıyor.HDP haricindeki partilerin davetiyeleri özel kuryeler tarafından iletildi. Kongre divan başkanlığı için 12 Eylül kongresindeki başarılı yönetimi nedeniyle Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın ismi geçiyor. Ancak Bozdağ aynı zamanda başbakan adayları arasında yer alıyor.

Son haftaya girilirken Numan Kurtulmuş ve Binali Yıldırım isimleri gündemdeki yerini koruyor. Cumhurbaşkanı’nın kızının nikâhında ve daha sonra partililerle yaptığım görüşmelerde Binali Yıldırım isminin çok ön planda olduğunu söyleyebilirim.