Ekim 06, 2021 13:13 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Yüksek enflasyon kalıcı

Milli gazete:

Kebapçılardan Bahçeli'ye yanıt: Sonunda terörist olma sırası bize de..

Yeniasya:

Yeni anayasa gündemi sun’i

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mustafa Balbay 5 Ekim tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Erdoğan’ın sağlığı!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Ankara’da kapalı kapılar ardında konuşulanların başında Erdoğan’ın sağlığı geliyor. Doğrusu bu kulis dedikodu yıllardır var. Kabaca 10 yıldır, “Erdoğan’ın altı ay sonrası belli değil” cümlesi kuruluyor. Demek ki 20 kez “altı ay” geçmiş! Biz öncelikle dileğimizi paylaşalım: Erdoğan’a uzun ve sağlıklı bir ömür diliyoruz. Böylece Türkiye’nin demokratik gelişimine, sağlıklı iktidar değişimine tanıklık etmesini diliyoruz. Muhalefetin tadına varmasını, deneyimlerini paylaşmasını arzu ediyoruz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

İkinci olarak vurgulamak istediğimiz şu ki: Demokratik kuralları, gelenekleri yerleşmiş bütün ülkelerde devleti yönetenlerin sağlığı, toplumu, dolayısıyla medyayı ilgilendirir.

Örneğin ABD’de devlet başkanları her yıl sağlık durumlarını resmen bildirmek durumundalar.

Türkiye’de bu ciddi bir tartışma konusu.

Erdoğan, sağlığı ile ilgili iddialara raporlu ya da demeçli bir yanıt vermek yerine basketbol oynamayı tercih etti. 

Top da öğrenmiş Türkiye’nin düzenini, kime gideceğini biliyor…

Her neyse…

Konu, dış basının da ayrıca gündeminde. Foreign Policy (FP) köşe yazarı Steven Cook, konuyu ayrıntılı ve senaryolu şekilde kaleme aldı. Cook, şöyle yazıyor:

“Anıtkabir’de yürümekte zorlandığı ve ayaklarını sürüdüğü görülüyor…”

Burada, Erdoğan belki de Anıtkabir’e çok da gitmek istemediği için ayakları geri geri gidiyordur gibi bir yaklaşımla konuyu sulandırmanın hiç gereği yok. Ancak görünen yürüyüş kılavuz istemez, deyip devam edelim.

Doktor Cook, Erdoğan’ı pek çok videoda zorlanarak yürürken gördüğünü yazıyor. Ardından senaryolara geçiriyor:

- AKP içinde Hulusi Akar, Hakan Fidan, Süleyman Soylu seçenek olarak konuşuluyor… Akşener, Yavaş, İmamoğlu da seçimi kazanabilir…

Öyle anlaşıyor ki Dr. Cook, çok derin bir araştırma yapmamış, siyasetin nabzını şöyle bir tutup gözle muayene etmiş. 

İş bu aşamaya geldi mi konuşulanların önünü almak zordur. 

Dünyanın öteki ülkelerinden örnekler bir yana bizim ülkemizde de böyledir.

Konuşanlar o ki külliyenin üstü Saray altı hastane!

Erdoğan’ın sağlığı ile ilgili de bin devadan seçenek getirdiği zaten biliniyor.

Erdoğan, böylesi yazıların altında bir şey aramamalı. Liderlerin sağlığı ülkeler için önemlidir. Eğer sağlığı üzerinden bir kumpasvari girişim olabileceğini düşünüyorsa, onu da iktidarının karşısında olan siyasi rakiplerinden beklememeli. Kendi çevresine iyi bakmalı. 

Örnek; 7 Şubat 2012…

O gün Başbakan Erdoğan ciddi bir sağlık mesaisine girecekken dönemin Başbakanlık MİT Müsteşarı ifadeye çağrılıyordu!

…***

Cevher İlhan 5 Ekim tarihli Yeniasya gazetesinde, ““Millet ittifakı”nın stratejik aklı ve duruşu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bütün anketlerde “millet ittifakı” adaylarının Erdoğan’ı geçmelerine karşı “iktidar cephesi” “demokratik parlamenter sistem” ortak paydasında buluşan “millet ittifakı”nda / muhalefette uzun süre “cumhurbaşkanı adayı” üzerinden çatlak meydana getirmeye yeltendi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Ancak sözü edilen “millet ittifakı” belediye başkanlarının açık açık “Cumhurbaşkanı adaylığını düşünmüyoruz, önceliğimiz belediye başkanlığını iyi ve başarılı olarak yapmak, vaadlerimizi yerine getirmektir” cevaplarının ardından “ittifak liderleri”nin peşpeşe “ortak adayımızı dostlarımızla (‘millet ittifakı” bileşenleriyle) istişâre ile birlikte belirleyeceğiz, ittifakta en küçük bir sorun yok” açıklamaları “iktidara iliştirilmiş medya”ca alevlendirilmek istenen fitne ateşini söndürdü. 

Özellikle “yandaş medya”da sürdürülen “yaygaralar üzerine “millet İttifakı’nda en küçük bir sorun yok, uyumlu bir biçimde çalışıyoruz. Yerel seçimlerde İstanbul’u, Ankara’yı nasıl kazandıysak, aynı modelle cumhurbaşkanlığı seçimini de kazanacağız ve ‘millet İttifakı’nın adayı Türkiye’nin on üçüncü cumhurbaşkanı olacak” diyen İyi Parti Genel Başkanı Akşener’in, ana muhalefet liderinin aday tarifine yüzde yüz katıldığını belirtip, “Bunu net bir şekilde söylüyorum. Seçilecek, kazanacak ve cumhurbaşkanlığını sürdürecek bir adayla devam edeceğiz, cumhurbaşkanı adayı değilim, başbakanlığa adayım” ifadeleri “cumhur ittifakı”nda tam bir şaşkınlığa yol açtı.

Akşener’in “‘Başbakan olacağım’ demenin ‘cumhurbaşkanı olacağım’ demekten daha ileri, daha fonksiyonel, daha pozitif bir iddia olduğu, asıl hedefin “tek kişilik ucûbe sistem” yerine “güçlendirilmiş demokratik parlamenter sistem” olduğunu vurgulaması, büyük ölçüde bu çarpıtmaların da önünü kesti.

Bundan bir netice alamayınca bu kez yine HDP’nin “millet ittifakı”na desteği üzerinden ortalık bulandırılmaya kalkışıldı. En son HDP eş başkanlarının duyurduğu on bir maddelik “2023 cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerine dönük tavır ve ilkeler”de “geçiş döneminde evrensel standartlarda bir adalet sistemi ve güçlü demokrasi stratejik programı” mesajı bu tuzağı da berhava etti.

Keza “Kürt sorunu”nda Meclis’in, diyalog ve çözüm zeminini kurarak, demokratik müzâkere yöntemleriyle tüm toplum için geleceğin kazanılmasına önayak ve odak olması”nın önerildiği açıklamada, “tek kişilik sistem”e karşı “Türkiye partisi” olarak HDP’nin ülkenin ve milletin birliği ve bütünlüğü ekseninde “geniş yetkilere sahip çoğulcu parlamentonun, kuvvetler ayrılığının tam anlamıyla işlediği, denge - denetleme mekanizmalarının etkili olduğu demokratik parlamenter sistem” perspektifiyle “hep beraber demokrasi, adâlet ve barış” çağrısı daha baştan bu yanıltmayı da akim bıraktırdı.

…***

Esfender Korkmaz 5 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, “İktidar halktan enflasyon vergisi alıyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Tüketici Fiyatları Endeksi, Eylül ayında da arttı ve yüzde 19,58 oldu. Eğer fiyatlarda şok düşüşler olmazsa, normal şartlarda 2021 yıl sonu enflasyonu da bu seviyede çıkar. Çünkü Eylül'de yıllık Yİ-ÜFE de yüzde 43,96 oldu. Yİ-ÜFE maliyet artışlarını gösteriyor. Türkiye'de oligopol piyasa şartları içinde, bu maliyet artışları perakendeye daha kolay yansıtılıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bugünkü iktidar enflasyonu da kullanıyor:

Türkiye daha yüksek enflasyonlar da gördü. Ancak bugünkü iktidar enflasyonu da kullanıyor. Bu yolla halktan gizli vergi alıyor.

Gerçekte, işçi, memur ve yoksul kesimin harcama sepeti içindeki gıdanın payı daha yüksek, yüzde 40'tır. Bu kesimin harcama sepeti içinde yer alan diğer kalemlerin TÜFE'ye katkı payını aynı oranda düşürdüğümüzü varsayarsak, gıdanın TÜFE'ye katkı payı 11,5 puan olacaktır.

Arada 4,1 puan fark var. Demek ki mutfak enflasyonu yüzde 23,68'dir. Maaş ve ücretler yıllık TÜFE 19,58 oranında artırıldığı için, işçi ve memurun cebinden hükümet gizli vergi olarak, 4,1 yüzde puan kadar enflasyon vergisi almış oluyor.

İşçi ve memur için TÜİK'in ayrıca geçinme endeksi yapması ve maaş ve ücretlerin bu endekse göre artırılması gerekir.

Siyasi iktidar her zaman nominal faizleri kullanarak faiz serabı yaratıyor. Basın da bu yanlışa destek vererek, Türkiye'yi dünyanın en yüksek faizi olan ülkeler içinde gösteriyor. Gerçekte ise Türkiye'de reel faizler yüksek değil, tersine eksi değerde ve düşüktür.

Söz gelimi Merkez Bankası Gösterge Faizi yüzde 18, Eylül ayı TÜFE oranı yüzde 19,58 olunca, reel faiz oranı eksi 1,05 demektir.

Ağustos ayında TÜİK, Devlet İç Borçlanma senetlerinde reel getiri oranını da eksi 10,54 olarak açıkladı. Elbette ikinci el satışlar bu hesaba girmez. Ancak devlet aldığı her 100 liranın reel olarak 10,54 lirasını gizli vergi olarak alıyor.

Bu durumda kamu-özel iş birliği yatırımları için neden devlet eksi faiz vererek borçlanıp kendisi yaptırmıyor da, hem kendisi kefil olarak özel sektöre dolar garantili yaptırıyor? Elbette bu şartlarda Kamu-özel iş birliği yoluyla yapılan yatırımlar bu topluma daha büyük maliyet yükleyecektir. Neden?

Bu nedenleri artık toplum vicdanı kabul etmiyor ve tepki doğuyor.