Türkiye'den köşe yazarları
Karar: Meclis vergi düzenlemesini yasalaştırmak için mesai yapacak
Cumhuriyet:
AKP, kooperatiflerle ilgili yeni bir ‘torba teklifi’ Meclis’e sundu
Yeniasya:
'İktidarı pazar gezmeye dâvet ediyoruz'
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Mustafa Balbay 10 Ekim tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Mansur Yavaş: ‘En büyük projem huzur!’"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Geleneksel bir söylem vardır: Yerel yönetimlerde iktidar olan, genel yönetimi de alır! 2019 yerel seçimleri bu anlamda ciddi bir gelecek habercisi oldu. İstanbul, Ankara, Adana, Mersin ve Antalya büyükşehir belediye başkanlıkları, Millet İttifakı’nın desteği ile CHP’li adaylar tarafından kazanıldı. Daha önce CHP’nin elinde olan İzmir, Muğla, Aydın, Eskişehir, Hatay ve Tekirdağ aynen devam etti."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
11 büyükşehir belediye başkanı şu ezberleri bozdu:
- Eğer CHP kazanırsa yardımlar kesilir...
- Belediye kadroları liyakatsiz insanlarla, hatta teröristlerle dolar.
- Halkın içine giremez, şehirden uzak kalırlar.
- Belediyeleri batağa sürükleyip hizmet veremez hale gelirler.
Bunların tümünde tersi yaşandı. Bunun en önemli kanıtı, iktidarın yarı ve tam resmi yayın organlarının büyükşehir belediye başkanları ile ilgili haber yapamamaları.
Sadece büyükşehir değil, muhalefetteki tüm belediyelerde metrekareye 3-4 müfettiş düşüyor. En ufak bir şey bulduklarında manşet hazır!
Bir türlü istedikleri ağırlıkta bir haber yapamıyorlar!
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’la hafta içinde, makamında, bir fincan bitki çayı içimi sohbet ettik.
Sohbetin içinde betondan çok insan geçti!
En sıcak durum üniversite öğrencileri. Beş bin kadar öğrencinin barınma sorununu çözmüşler. Bunun için belediyenin organizasyon olanaklarının yanı sıra kentin ileri gelen iş insanlarının da devrede olduğunu vurguladı, devam etti:
“Hepimizin yaşadığımız kente, bugünkü ve gelecek kuşaklara borcu var. Bu ülkenin başkentinde yatacak oda bulamayan öğrenci olamaz.”
Yavaş’ın gündemini işgal eden konulardan biri, istese de istemese de Melih Gökçek dönemi icraatı! O dönemde kentin uğradığı zararlar, özellikle bütçenin kabul edilemez alanlara gitmesi konusunda hassas.
Böylesi durumlarda yetki makamındaki insanlar sadece yaptıklarından değil, yapmadıklarından da sorumludur.
Belediye meclisinde ağırlık genel iktidar temsilcilerinden yana. AKP’li ve MHP’li üyelerin başlangıçtaki önyargılarının usul usul kırıldığını gözlemliyor. Buna ilişkin değerlendirmesi şöyle:
“Bana yönelik her eleştiriyi ciddiye aldım. Bir olumsuzluk dile getirdiklerinde, ‘Gel, birlikte inceleyelim’ dedim. Zamanla samimiyetimiz ortaya çıktı. Şimdi en azından aleyhime tweet’lerin azaldığını görüyorum...”
Yavaş, başlangıçta söz verdiği gibi herkese, toplumun tüm kesimlerine eşit davrandığını özellikle vurguluyor. “Bu şehrin insanı, ödediği vergilerden oluşan bütçenin nereye gittiğini bilecek. Bir bölgenin aldığı hizmeti öteki de alacak” diyor.
Moda deyimle “en çılgın proje” konusunda ezber bozucu bir değerlendirme yaptı:
“Benim en büyük projem huzur. İnanın huzur olunca her şey oluyor. Açıkça söylemek gerekirse bunun başlangıcı Gökçek’ten sonra getirilen Mustafa Tuna dönemidir. Tuna, Gökçek döneminin yanlışlarında ısrar etmedi. Eğriye eğri, doğruya doğru dedi. Benim rehberim de doğru! Doğru olan neyse o. İnsanımız artık yoruldu...”
Yavaş’ın masasında kentin altyapısına ilişkin projelerin yanı sıra pek çok kültür-sanat adımları da var. Bazılarından söz etti. “Ankara bir kültür-sanat şehri olacak” dedi, devam etti:
“İnsanlara, sanatı seven bir belediye başkanınız var, diyorum. Başka bir şey söylememe gerek kalmıyor!”
...***
Mehmet Kara 10 Ekim tarihli Yeniasya gazetesinde, " Yurt meselesini mesele etmemek!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Üniversitelerin büyük bir kısmı eğitim-öğretime başladı. 1.5-2 yıldır Koronavirüs salgını sebebiyle yüzyüze eğitim yapılmıyordu. Böyle olunca da birçok mesele görülmüyordu. İki senenin birikimi ile yüzbinlerce öğrenci eğitime başladığı anda öncelikle yurt sorunu ile karşı karşıya kalındı. Öncelikle söyleyelim ki, bu mesele siyaset üstü bir mesele olarak görülmelidir. Ülkenin çözüm bekleyen birçok meselesi gibi eğitim meselesi bütün ülkeyi ve milleti ilgilendiren bir meseledir. Muhalefet meseleleri, eksikleri ortaya koyacak iktidarda bu meseleyi çözecektir. Durum bu kadar basittir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
8 milyon öğrencinin eğitim gördüğü üniversitelerde yurt yani barınma meselesinin olduğunu kimse inkâr edemiyor. Kiraların yüksek oranda artması, kiralık ev bulunamaması “özel yurtlar” geçen dönem kapalı olduğundan olsa gerek fiyatlarını “anormal” düzeyde yükseltmesiyle bir anda Türkiye’nin en önemli meselesi barınma meselesi oldu.
Meseleye dikkat çekmek için “barınamıyoruz” sloganı ile başlayan hareketle yurt bulamayan öğrenciler parklarda banklar üzerinde yatmaya başladı. Bazı milletvekilleri de buna destek verdi. Parklarda kalan öğrenciler, veliler, aileler ve bunlara destek olan insanlar bu meselenin halledilmesi için çözüm yolu olarak bunu buldular.
Meselâ, Samsun’da, barınma meselesi yaşayan 94 üniversite öğrencisi, tahsis edilen Bafra Öğretmenevi’ne yerleştirilirken yurt bulamayan 2 öğrenci daha açıkta kalınca öğretmenevi müdür yardımcısının, yatak ve diğer eşyalar konulan makam odası, öğrencilere verildi. Yine Ordu’da 448 üniversiteli öğrenci anlaşılan otellerde “misafir” ediliyor. Bunun gibi örnekler çok.
Sert müdahalelerle gözaltına almalar, “sözde öğrenciler”, “Gezi’nin bir başka versiyonu”, “onlar öğrenci değil” diyerek suçlamalar, “Yurt yapımız dünyanın en moderni” sözleriyle geçiştirmeler yapılsa da ortada âcil çözülmesi gereken bir mesele duruyor.
Yurt bulamadığı için eğitimini donduranlar, kayıt yaptıramayanlar, akrabasının yanında geçici olarak kalanlar, ucuz otel bulup geçici olarak barınma meselesine çözüm bulmaya çalışanları duyuyoruz.
...***
Esfender Korkmaz 10 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Piyasa anarşisine dikkat"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Ekonomi 2013 yılından başlayarak, çeşitli raiting ve finans kuruluşları tarafından önce dünyanın en kırılgan ekonomileri arasında, sonra dünyanın en kırılgan ekonomisi olarak gösterildi. Bu kötü sona; Sayın Erdoğan'ın açıkladığı "Devlet Anonim Şirket gibi idare edilmelidir'' anlayışı neden oldu. Zira şirket anlayışında özel kârlılık, devlet anlayışında sosyal fayda, toplumsal fayda odaklıdır. Ayrıca hükümet uyguladığı iktisat politikaları ile ve gerekirse devleti de işin içine sokarak aksak rekabeti önler, ekonomik istikrar sağlar."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Devleti şirket gibi görmek anlayışı, başkanlık sistemine kadar ekonomiyi kırılgan yaptı. Ama başkanlık sisteminden sonra, demokrasi, hukuk alanında geri düşmemiz ve kayyum gibi uygulamalarla mülkiyet haklarının zedelenmesi hızlı bir güven kaybına neden oldu. Bu defa piyasada panik ve anarşi oluştu.
Bir arkadaşım anlattı… Alüminyum tekne yapımı için kilo başına işçilik maliyeti olarak dört tersane teklif veriyor; 17 Euro, 12 Euro, 13,3 Euro ve 4,3 Euro.
Hani birisi diğerinden yüzde 50 pahalı olabilir. Ancak yüzde 400 pahalı olması ancak anarşist piyasalarda olur.
Piyasa ekonomisinde de denetleyici ve düzenleyici kurumlar vardır. Türkiye Gemi İnşa Sanayicileri Birliği (GİSBİR), kendisini tek resmî temsilci olarak ilan ediyor. Ama tersanelerde fiyat anarşisine karşı kayıtsız kalıyor.
Öte yandan; böyle bir piyasa için aksak rekabet piyasası da demek mümkün değildir. Doğrusu bu bir anarşidir. Böyle bir piyasa yapısı iki algı oluşturuyor; birisi ekonomi yönetimi işi bilmiyor; ikincisi spekülatörlere altyapı oluşturmak istiyor.
Mamafih, sürekli olarak ekonomi yönetiminin Merkez Bankası bağımsızlığı ve faizlerle oynaması da aynı kapıya çıktı. Aslında dolarizasyon da varken tek başına faiz politikası istikrar sağlamaz, tersine yüksek enflasyonda yalnızca yıkıcı etkileri olabilir.
Faizin yalnızca reel faiz olarak görülmesi de ayrı bir istikrarsızlık oluşturdu. Aşağıdaki grafikte eylülden eylüle yıllık olarak mevduatın brüt reel getirisi yer alıyor. Çoğu sene mevduata eksi reel faiz verilmesi, dolarizasyona neden oldu. Kur artışlarını tetikledi ve istikrarı bozdu.