Türkiye'den köşe yazarları
Hikmet Çetinkaya Cumhuriyet gazetesinde, “Zifiri karanlık.”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Toplumsal sağduyunun önüne bir duvar örülürken, hukuk devleti düzeni, temel hak ve özgürlükler, aydınlanmanın getirdiği uygarlık bilinci ortadan kaldırılıyor... Ötekileştirme, ayrıştırma, toplumu zifiri karanlığa yönlendirirken, Hakkâri’nin Çukurca ilçesinde askerin cansız bedeni bayraklarla, ağıtlarla, dualarla son yolculuğuna uğurlanıyor. Bu acıları hep yaşıyoruz... Yüreğimize gömüyoruz gençlerimizi, bu ülkenin çocuklarını... Ölümden öte bir şey yok! Ölen hepimizin evlatları... Çatışmada yaralanmış, ayakları, elleri kopmuş gazilerimiz acının ırmağını çok iyi bilirler... Dağlarda, vadilerde çatıştılar, çatışıyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Biz nice felaketler yaşadık, katliamlar gördük... İşkencelerden geçtik, zindanlarda yattık... Bize adaletin eşitlik ilkesi olduğunu son yıllarda unutturdular. Vicdansızları gördük, 12 Eylül darbe anayasasının arkasına sığınıp, demokrasi dersi veren özgürlük düşmanlarını...
Evrensel hukuku, yargı bağımsızlığını, adalette eşitlik ve dürüstlük ilkesini rafa kaldırdık. İktidarda kalmanın tek yolunun baskı ve şiddet yöntemi olduğunu yaşıyoruz şimdilerde.Toplumsal sağduyuyu arıyoruz ama bulamıyoruz. Barış değil savaş istiyoruz... Biz neden böyle olduk?Hoşumuza mı gidiyor oluk oluk akan kan ve savaş, çocuklarımızın yok olması!
Mutlu değiliz çünkü terörle iç içe yaşıyoruz... Ülkeyi yönetenler diyor ki:“Terörle yaşamaya alışacağız!” Terörü bahane edip baskıcı bir rejime doğru yürümek, hak, hukuk, kural tanımaz halde toplumu ötekileştirmek... Her Kürt yurttaşımızı potansiyel terörist olarak yaftalamak, Kilis’te yaşayan yurttaşlarımızın acısını görmezden gelip IŞİD’e kucak açmak... Bugün biz bunları yaşıyoruz! Böyle bir düzende sorunları nasıl çözüp ülkeyi yöneteceksiniz, ekonomimizi işler hale getireceksiniz, anlatın bakalım! Demokrasileri gelişmiş ülkelerde hangi cumhurbaşkanı, muhalefet liderleriyle kavga eder, başbakana “Ben seni istemiyorum” deyip eski partisi üzerinde baskı kurup kongreye gider. Anayasal hukuk düzeni içindeki tarafsız, partisiz cumhurbaşkanı kimliğini unutup, ettiği yemine uymamak ne anlama gelir, biri bunu bana anlatsın! Ne demek oluyor partili cumhurbaşkanı? Anayasa çiğneniyor, hukuk çiğneniyor, başkanlık rejiminin hayata geçmesi için her yol deneniyor. Benim güzel ülkemde yüreğimizi yakan asker cenazeleri, azgınlaşan terör, her an karşımıza çıkıyor... Terör büyük kentleri vuruyor, insanları canından bezdiriyor, gazeteciler haber yapamaz hale geliyor... Derin ayrımcı, düşmanca bir cepheleşme içindeyiz... Yazık oluyor ülkemize, yazık oluyor çocuklarımıza.
…***
Abdulkadir Selvi, Hürriyet gazetesinde, “AK Parti'de temayülden kim çıktı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bir gözümüz AK Parti'de diğer gözümüz MHP'nin üzerinde.MHP’deki ayrışmayı önlemek için bir yandan AK Parti ile koalisyon kulisleri sızdırılıyor diğer taraftan genel başkan adaylarının kesin ihraç talebiyle tedbirli olarak disipline sevk edilmeleri için hazırlık yapılıyor.AK Parti’nin hükümet kurmak için koalisyona ihtiyacı yok. Ama MHP’nin buna ihtiyacı var. Genel Merkez, “34 bakanla koalisyona gireceğiz” mesajıyla, parti içinde elini güçlendirmeye çalışıyor. Bu öyle bir denklem ki, partili cumhurbaşkanlığı için de MHP’nin desteği şart. “Düşük profilli başbakan olmaz” deyip, AK Parti’ye destek vereceğini açıklayan Bahçeli, daha sonra bu sözlerinin hatırlatılması üzerine, “Siz konuşmamın özünü kaçırıyorsunuz” demişti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Terörle mücadele konusunda destek vermek amacıyla o ifadeyi kullandığını söylemişti. Bizim Kürtlerin literature kazandırdığı güzel bir ifade var. “Öz fikrim” derler. Hem düşük profilli başbakan olmaz diyeceksin hem terörle mücadeleyi kastedeceksin... Bu süreci doğru okuma adına, siz resmi görüşü değil, öz fikri esas alın derim. Süreç AK Parti ile MHP’yi yakınlaştırdı. Bahçeli’nin kurultaya gitmemeye, AK Parti’nin ise partili cumhurbaşkanlığını gerçekleştirmeye ihtiyacı var. Pazar günkü yaşananlardan sonra MHP’de, beşinci partinin ayak sesleri duyulmaya başladı. Bu kapsamda Ankara kulislerinde konuşulan bir değerlendirmeyi yansıtmak istiyorum.MHP bölünme sürecine girdi. Meral Akşener kongreyle sonuç alamazsa, kendisiyle birlikte hareket edenlerle bir parti kurabilir. Bu durumda MHP kan kaybedecek. Türkiye partisi olma yolunda barajı aşan HDP ise terörle mücadelede başarılı bir sınav veremediği için barajın altına düştü. 2016 sonu ya da 2017 başında yapılacak bir erken seçimde, MHP ile HDP barajın altında kalabilir. Bu durumda, 3 Kasım 2002 seçimlerinde olduğu gibi AK Parti ve CHP’den oluşan bir Meclis tablosu ortaya çıkar. Böylece, AK Parti tek başına Anayasa’yı değiştirecek bir çoğunluğa sahip olur. Bu senaryoyu kafanızın bir kenarında tutun. Ama partili cumhurbaşkanlığının akıbeti ortaya çıkmadan bu tür değerlendirmeleri yapmak için erken. Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 15 gün önce görüştüğü bir grup milletvekiline, “Erken seçim yok” dediğini biliyoruz. Şurası bir gerçek ki, zemin kaypak. Siyaset her gün kendi şartlarıyla doğuyor. B planı olarak açıklanan, partili cumhurbaşkanlığının Meclis’teki dağılım dikkati alındığında A planı olduğu söylenebilir.
Özal ve Demirel Çankaya’da otururken altlarında güçlü bir şekilde duran partilerinin olmamasının eksikliğini hissettiler.Partili cumhurbaşkanlığı olsa Özal ANAP’ın başında, Demirel DYP lideri olarak cumhurbaşkanlığı görevini yürütseydi,iki partinin kaderi böyle mi olurdu?Erdoğan, AK Parti’ye hâkim. AK Parti’nin tek lideri var, o da Erdoğan. Tamam. Ama netice itibariyle bu fiili bir durum.Resmi olarak genel başkanı değil. O nedenle, “Ama benim bir partim yok” diye değerlendirme yapması yadırganmamalı. Düşük profilli, yüksek profilli değil tek profil var; o da Erdoğan profili. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a uyumlu bir başbakanı seçmek.
AK Parti’de kum saati dolmaya başladı.
…***
Okay Gönensin, Vatan gazetesinde, “Ak Parti’nin “temayül”ü”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
““Temayül”ün yeni Türkçesi eğilim. “Temayül yoklaması” yapıldığı zaman da kullanılan oylar seçimi yapacak olanlar için, “filanca olsa iyi olur”dan öteye bir ağırlık taşımıyor.Ahmet Davutoğlu’nun Ak Parti genel başkan adayı olarak belirlendiği sırada yapılan “temayül” yoklamalarında birinci çıkmadığı duyulmuştu. Hatta Abdullah Gül ve Binali Yıldırım’ın ardından üçüncü olmuştu. Bunun üzerine Binali Yıldırım kongrede bir “hamle girişimi”nde bulunmuştu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Ak Parti’nin içinden iyi haber alan gazetecilere göre “temayül yoklaması”nda ibre Binali Yıldırım’ı gösterecektir ve Yıldırım’ın Ak Parti’nin yeni genel başkanı ve başbakan olması büyük ihtimaldir.
Ancak parti önde gelenlerine temayülü sorulurken herhangi bir isim söylenmeyeceği için hiçbir aday adayı için yoklamadan birinci çıkmak garanti değildir.
Binali Yıldırım’ın adının ilk andan itibaren “favori” imalarıyla ortaya atılmasından da Ankara’nın havalarını bilenler herhalde biraz kuşkulanmıştır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ahmet Davutoğlu’na “kongreye gidin görevi devredin” derken aklında zaten bir isim olduğu, Erdoğan’ın yönetim tarzını bilenler için en büyük olasılıktır.
Ak Parti’deki temayül yoklaması, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararı üzerinde en ağırlıklı unsur olmayabilir, ama parti içi dengeleri gösterecek ve yeni parti yöneticileriyle bakanların belirlenmesinde önem taşıyacaktır.
Ak Parti’de Ahmet Davutoğlu dönemi 2014 ağustosunda başladığına göre ancak 21 ay sürmüş olacak. 2015 haziran seçiminin ertesinde fiili başkanlık dönemi net ve tartışmasız olarak başladığına göre Davutoğlu’nun önceki döneme göre iktidar süresinin ancak 10 ay sürdüğü de söylenebilir.
Bunları hatırlayarak yeni başbakan tahminlerine geri dönersek ibrenin her halükarda daha genç isimlere dönmesinin de ihtimaller arasında olduğunu söyleyebiliriz. Ak Parti çevreleri kuşkusuz bu ihtimalleri de gözden geçiriyor ve ona göre kendilerine pozisyon belirlemeye çalışıyorlardır.
Ahmet Davutoğlu tecrübesinin ardından, bir sonraki seçime kadar tekrar başbakan değişikliğine asla gerek duyulmaması Ak Parti için şarttır. Bir sonraki genel seçimin hemen öncesinde cumhurbaşkanı seçimi vardır.