Türkiye'den köşe yazarları
Yeniasya: Özelleştirme adı altında talan
Karar:
Dolar şalteri indirdi
Milli gazete:
AKP'de 'ekip kavgası' başladı: Eski bakan ile belediye mahkemelik oldu
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Oğuz Demir 18 Ekim tarihli Karar gazetesinde, "Faiz nasıl iner?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Geçtiğimiz hafta Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nda yapılan değişiklikler ve ardından Dolar/TL’deki sert yükseliş malumunuz. Cuma günü bir ara kur 9,29’u da gördü. Çok değil kırkbeş gün önce 8,28’leri gören kurda kısa bir sürede 1 TL’ye yakın bir yukarı hareketi görmüş olduk. TL’deki değer kaybının ortaya çıkmasının temel nedeni, Eylül ayı başı itibariyle ekonomideki durum elvermemesine rağmen TCMB’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talebiyle faiz indirim sürecine gireceğinin işaretini vermesi ardından da ilk faiz indirimini yapması olmuştu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu hafta TCMB’deki görev değişiklikleri bu indirim sürecinin devam edeceğini de işaret etmiş oldu. Yani TL’deki değer kaybının bir süre daha devam edeceğine şahit olacağız gibi görünüyor.
Faiz indirim sürecinin hükümet tarafındaki temel ekonomik gerekçesi ise ekonomik canlanmanın yeniden başlaması, uzunca bir süredir durağan devam eden yatırımların ve istihdamın hareketlenmesi.
Ancak TCMB’nin yaptığı faiz indirimi bankalarda henüz karşılık bulabilmiş değil.
Nasıl mı?
TCMB verileriyle bakalım.
TCMB’nin yayınladığı 8 Ekim haftasına ilişkin verilere göre faiz indirimine rağmen Ekim ayının ilk haftası ile ikinci haftası arasında kredi faizleri yükselişte. Mesela 1 Ekim haftasında bankaların konut kredileri için uyguladığı faiz oranı yıllık yüzde 17,83 iken 8 Ekim haftasında kredi faiz oranı yüzde 17,89’a çıkmış görünüyor.
Benzer şekilde bir haftalık farklar taşıt ve ihtiyaç kredilerinde de görülüyor. Taşıt kredisi faizi TCMB’nin faiz indiriminin ardından gelen 1 Ekim haftasında yüzde 20,37 iken geçtiğimiz hafta yüzde 21,31 olmuş. İhtiyaç kredisi faiz oranları da yüzde 23,34’ten yüzde 23,37’ye yükselmiş görünüyor.
TCMB’nin faiz indirimi henüz bankaların kredi faizlerinde karşılık bulmamış.
Neden mi?
Son dönemde bu konuda çok sık teknik tartışmalar yaşanıyor. Anaakım iktisat ve post-Keynesyen iktisatçılar paranın yaratım süreci ve dolayısıyla kredi mekanizması ile ilgili kendi bakış açıları ile durumu ifade ediyorlar.
Türkiye’de şu an yaşadığımız süreç her iki yaklaşımla da bakıldığında kredi faizlerinin devlet eli değmeden düşmesinin zor olduğunu, düşse de oldukça sınırlı düşüşler yaşanabileceğine işaret ediyor.
Anaakım iktisatçılar açısından kredilerin kaynağı olan tasarrufların TL mevduatı dışındaki alternatiflerinin daha cazip olması bankalar açısından paranın dolayısıyla kredilerin maliyetinin yüksek seyretmesine neden olacak gibi görünüyor. Hangi taraftan bakarsanız bakın içinden geçtiğimiz koşullarda bankaları zorlamadan faiz indirim sürecinin hükümetin istediği ekonomik ve siyasi sonuçları ortaya çıkarması pek mümkün görünmüyor.
...***
Mehmet Kara, 18 Ekim tarihli Yeniasya gazetesinde, " “CHS toplumsal barış için uygun değil”"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Meclis’in açılmasıyla birlikte siyaset hareketlendi. Parti genel başkanlarının grup konuşmalarında verdikleri mesajlar yaşanan birçok sorunun gündeme getiriyor. Millet İttifakı’nı oluşturan 4 parti (CHP, DP, İYİ Parti, SP) ile Deva ve Gelecek Partisi’nin kuvvetlendirilmiş, iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistemle ilgili Meclis’te toplantı yapmaları Cumhur İttifakı’nın “tepkisine” yol açtığı verilen mesajlardan ortaya çıkıyor. Yakışıksız ve olmaması gereken yakıştırmalar yapılırken, çalışmaların devam etmesi bu ittifak açısından can sıkmaya devam edecek gibi görünüyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Cumhurbaşkanlığı sisteminin yürümediği anlaşılırken bunun farkında olan AKP’li yetkililer, aksaklıkların giderileceğini, rehabilite edileceğini söylüyorlar, kireçlenmeler ve tıkanmaların olduğunu kabul ediyorlar, ama bir adım atmıyorlar.
Son yıllardan hiç görülmeyen 6 partinin bir araya gelip sistem toplantılarına devam etmeleri bazı AKP’lilerinde sistemi eleştirmelerine yol açmışa benziyor.
AKP eski Milletvekili Mehmet Metiner’in, “Partili Cumhurbaşkanlığı sisteminin yanlışının sürmesi gerektiğine inanmıyorum. Türkiye’nin toplumsal barışı için uygun değil ileride telâfisi mümkün olmayan zararlar vermeye de müsait’” açıklaması ile AKP MKYK üyesi Şamil Tayyar’ın, “Cumhurun başını doğrudan cumhur seçiyorsa, milletin vekilini doğrudan millet seçmeli. Böylece yürütme karşısında yasama güçlenir, sistem dengelenir.
Öyle görülüyor ki, CHS’ye MHP’den olmasa da AKP içinden ikazlar gelecek…
Daha önce yapıldığı gibi…
Tam da bu günlerde Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın “Ülkenin yönetimine talip olduklarını söylemekten vazgeçmelerinin kendileri için daha iyi olacağını da hatırlatmak istiyoruz” demesi tepkilere sebep olurken, bu sözlerin ne anlama geldiği ya da geleceği ile ilgili tartışma devam edecek gibi görünüyor. Muhalefet partileri Erdoğan’dan “özür” bekliyor, ama bu açıklama için ne özür dilendi ne de izah getirildi.
Bu sözler “siyasî partiler neden var, iktidara talip olmayacaksa başka ne yapacaklar? İktidara talip olmaktan neden vazgeçsinler?” sorularını akıllara getirdi. Bu soruların cevabı şu anda verilebilmiş de değil.
...***
Remzi Özdemir 18 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Sendikanın hiç mi suçu yok!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Türkiye'nin en büyük bankalarından birinin sendikası yetki alamadı ve devre dışı kaldı. Yetki alamamasının nedeni yeterli üye sayısının bulunmaması. Sendikanın üye sayısını kaybetmesinde elbette işverenin gayrihukuki davranışlarının etkisi var. Son grev kararından sonra bankanın neredeyse bütün bölge müdürleri personele sendikadan çıkın diye baskı yaptı. Burada önemli olan soru şu: Bu insanlar işverenin sendikadan çık demesiyle neden bu kadar kolay sendikayı terk etti?"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Tekstil, maden ve benzeri sektörlerde çalışan fazla eğitimli olmayan çalışanların direndiği bu baskıya beyaz yakalı olarak tanımlanan eğitimli kişiler neden direnmedi?
Neden hemen sendikadan çıktı?
Bu kadar kolay mı?
Bu sorunun yanıtı: Sendika suçlu!
Evet bu gayriahlaki ve hukuki baskıda binlerce üyenin istifa etmesinde sendika suçludur!
Sendika geçen hafta üyelerine mesaj atmış: Sen suçlusun! Diye Bu mesaj son derece çirkin ve gereksizdir. Sendika eğer suçlu arıyorsa önce aynaya bakmalı.
Baktığında şunu görecektir:
-Üyelerine yıllardır sendikal kültür ve bilinç veremeyen bir sendika…
-İşverenin çık demesi ile üyeler eğer sendikayı terk ediyorsa burada üye sendikayı yeterince tanımıyor ve güvenmiyor demektir.
-İşverenin bu baskısı karşısında sendika ne yaptı? Tek bir basın açıklaması! O da yazılı ve oturdukları yerden yapıldı. Oysa gerekirse bu mesaj bankanın genel müdürlüğünün önünde verilmeliydi.
-İşverenin şeytanın bile aklına gelmeyecek bir cinlikte uydurduğu kapsam dışı teklifi ile binlerce sendikalı bir anda kapsam dışı bırakıldı. -İşverenin bu ahlaksız teklifini toplu iş sözleşmesine sokup kim kabul etti? Dahası kim imzaladı?
Sendika önce kendi hataları ile yüzleşmeden olmaz.
Gelelim son soruya: Bu sendikaya yeniden üye olmak gerek mi?
Kesinlikle yeniden e-devlet üzerinden üye olunmalı. Çoğunluk yeniden sağlanmalı.
Sendika yeniden genel kurula gitmeli ve hatalarıyla yüzleştikten sonra yeni bir başlangıçla gerekirse tek tek şubelere gidip, içeri alınmıyorsa cep telefonlarından ulaşılıp yapılacak olanları anlatmaları lazım.
Sendika üyesi bankacılar da şunu çok iyi görmeli ki, hiç çalışmayan o sendikanın hayrına bugüne kadar primlerinizi aldınız. On satırlık sendika basın bülteni bile banka yönetimi üzerinde baskı oluşturuyordu. En azından o bülteni Paramedya.com.tr bütün Türkiye'ye duyuruyordu.
Bak yılbaşından sonra artık çift maaş da alamayacaksın. Önce bunu maaşına ilave ediyoruz diyecek sonra o pul olup gidecek.
Benden söylemesi. Her iki taraf da aklını başına toplamalı ve hakkını savunmalı. Hadi şimdi sendikaya üye olmaya koşun!