Türkiye'den köşe yazarları
Karar: Hayat pahalılığı sorunu çözüldü!
Star:
Zelenskiy'den ''Donbass'' çıkışı: Bayraktar TB2'ler ateşkes anlaşmalarını ihlal etmiyor
Milli gazete:
Suriye’de askeri hareketlilik artıyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Jale Özgentürk 29 Ekim tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Faiz dayatması zarar verecek”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kafasında bulunan faiz indirimi gibi bazı tezleri kanıtlama çabasında olduğunu söyleyen Babacan, “Kur ve enflasyonun artması pahasına faizler inmeye devam edecek. Kamu bankalarında görev zararı başlayacak” diyor. AKP’nin kurulduğu yıllarda 34 yaşında sürpriz isimlerden biriydi Ali Babacan. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın en yakınında 14 yıl ekonominin birinci adamı oldu. Erdoğan’ın tek adamlığı ile birlikte ekonomiye de müdahalelerini artırması üzerine 2015’te bakanlıktan, 2019 yılında ise partiden ayrıldı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bugün artık AKP’nin rakibi olan partilerden biri. DEVA Partisi Başkanı Ali Babacan önceki gün İstanbul’da 20 ayrı konuda hazırladıkları eylem planlarından birinin “Yarına Atılım Eylem Planı”nın lansmanını yaptı. Toplantı sonrası ise bir grup gazetecinin siyasetten ekonomiye sorularını yanıtladı. Babacan’a 2001 ve 2008 krizlerini yöneten bir bakan olarak bugünkü durumu nasıl değerlendirdiğini sorduk.
Henüz 2001 krizinin koşullarına dönülmediğini söylüyor Babacan. “Hâlâ benzin var, hâlâ elektriklerimiz yanıyor. Çok pahalanmış olsa da” diyor ve bunlara şimdilik şükretmek gerektiğini söylüyor.
“Beterin de beteri var” diyen Babacan’ın sözlerine göre betere ulaşmak için de öyle çok zaman yok. “Hükümetin petrol ve döviz kurlarındaki artışı yönetmesi çok güç olacak. Petrol fiyatlarındaki dalgalanmayı sübvansiyonla aşmaya kalkarlarsa borçlanma ihtiyacı artar, Bu da piyasa faizlerini artırır” diyor.
Babacan’dan ekonomi notları şöyle:
- Ekonomi iyi bir kadro ve yönetimle hâlâ rayına girebilecek durumda. Ancak seçime kadar akıl dışı işler yapılırsa iyice bataklığa saplayacak işler yapılırsa kriz büyür.
- Cumhurbaşkanının hâlâ zihninden geçen ama bizler engellediğimiz için yapamadığı rasyonel olmayan tezleri var. Hâlâ onlar yapılırsa ekonominin düzeleceğine inanıyor. Zamanın kendi lehine işleyeceğine inanıyor.
- Faizi ayaklar altına almayı deneyecek. Kurun artması, enflasyonun artması pahasına denemeye devam edecek. Kamu bankaları talimatla faizleri düşürmeye başladı. Belli bir faizle para topluyorlar. Bunun altında faiz vermeye başladığında görev zararı yazılmaya başlanacak. Ülke fakirleşme, dış politikada yalnızlaşma, itibar kaybı ile zarar görüyor.
Babacan, bu hükümet olduğu müddetçe ekonominin toparlanmasının hayal olduğunu da belirterek, “Kredibilite yok. Güven çok zor oluşur” diyor. Geçen hafta dünyanın en büyük fonlarından birinin geldiğini belirten Babacan, bu hafta da başka bir fonla görüşeceklerini ekliyor.
Türkiye’de erken seçimden sözedilirken yabancıların ise en büyük endişesinin “Seçimler yapılır mı?” olduğunu ekleyen Babacan, şunu söylüyor:
“Gücü ele geçirmişken neden seçim yapsın sorusunu soruyorlar. Biz de demokrasimiz hasta ama ölmedi diyoruz.”
…***
Mehmet Ocaktan, 29 Ekim tarihli Karar gazetesinde, “Kavala bırakılmazsa ekmeğimiz büyür mü?”başlıklı yazısının okuyucularla paylaşıyor.
“10 büyükelçinin AİHM kararları doğrultusunda Osman Kavala’nın serbest bırakılması çağrısı üzerinden ‘büyükelçiler krizi’ yaşadık. Neyse ki çılgın açıklamalar sonrasında iktidarın geri adım atmasıyla problem çözüldü ve büyük bir badireden kurtulduk. Her ne kadar iktidar cenahında “Biz çadır devleti değiliz, yedi düvele karşı mücadele ettik ve Batı’yı dize getirdik” benzeri zafer şarkıları söylenmeye devam edilse de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Azerbaycan dönüşü gazetecilerin sorularına verdiği cevapta herkesi rahatlatan bir değerlendirme yaptı ve son noktayı koydu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Batı’da “Kavala bırakılmazsa Türkiye Avrupa Konseyi’nden çıkarılır” şeklinde yükselen sesleri değerlendiren Erdoğan’ın sözleri aynen şöyle: “Konsey bildiğini mi okur; okusun. Onlar ne okuyor; dinleriz, görürüz. AİHM’inkini de Konsey’inkini de dinleriz; dinledikten sonra da biz üzerimize düşeni yaparız.” Cumhurbaşkanı ‘biz üzerimize düşeni yaparız’ ifadesiyle, bir bakıma ortalarda dolaşan hamasi söylemlerin dikkate alınmaması gerektiğini söylemiş oldu.
Bütün bu tartışmaları, yüksek perdeden meydan okumaları bir tarafa bıraktığımızda meselenin aslında Türkiye’nin adının hukuksuzlukla, haksızlıklarla anılması ve demokratik değerlerin küçümsenmesiyle ilgili olduğunu görmek gerekiyor. Dolayısıyla esas mesele Osman Kavala değil, bütün dünyanın gözü önünde yaşanan hukuk skandalıdır.
Hal böyleyken birilerinin hala hamasi sloganların arkasına saklanarak, yaşanan hukuksuzluklardan “zafer” duygusu üretmeye çalışması maalesef hüzün vericidir. Mesela bir okuyucumun gönderdiği mail bu hali çok net olarak ortaya koyuyor. Diyor ki okuyucu: “İktidarımız büyükelçilere hadlerini bildirdi ve dış güçlere karşı zafer kazandı. Kim bu Osman Kavala, sizin neyiniz oluyor ki bu kadar savunuyorsunuz? Kavala serbest bırakılırsa ekmeğimiz mi büyüyecek, hep şikayet ettiğiniz yoksulluk mu azalacak, siz dış güçlerin Türkiye temsilcisi misiniz yoksa?”
Maalesef dış politikada atılan her adımı içeriye mesaj vermeye endeksleyen siyasi iktidar, acımasız hamaset edebiyatıyla insanları hayal dünyasında yaşamaya mahkum etmiş bulunuyor. Bu halin en güzel örneğini dün Ankara’da millet bahçesi açılışında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan verdi. Diyor ki cumhurbaşkanı: “Şu an Avrupa’ya bakalım, İngiltere’de Avrupa’da, ABD’de raflar boş. Elhamdülillah bizde, bolluk, bereket yoluna devam ediyor. Nankörlere ne anlatırsan anlat, gözleri var görmez, kulakları var duymaz, dilleri var hakikati söylemez.”
Peki Türkiye gerçekten ekonomik refaha ulaşmış, hatta Avrupa’yı bile fersah fersah geçmiş bir ülke mi? Eminim akıl ve mantıkla bakan herkes bu soruya olumsuz cevap verecektir, çünkü ülkede yaşanan manzara sanıldığı gibi bir mutluluk tablosuna işaret etmiyor.
…***
Esfender Korkmaz 29 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, “AKP ekonomiyi iyi yönetemedi…”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“AKP iktidarı, makro planlamayı kaldırdı. İktisat ve mali politikaları; devletin dışlanması, bütçe açığı ve faiz-kur politikası ile sınırlı gördü. Sıcak para girişi nedeni ile 2013 yılına kadar TL aşırı değerli kaldı. Ama üretim ithal girdiye bağımlı oldu. Buna bağlı olarak dış açıklar arttı. İşsizlik fırladı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
2017 ve sonrasında, bu defa enflasyon, dış açık ve işsizlik sorunlarını Merkez Bankası'na müdahale ve faiz politikası ile çözeceğini zannetti ; ancak tersine TL aşırı değer kaybetti. Bu defa da enflasyon daha çok arttı. Dış açıklar yine devam ediyor. Ülke riski arttı ve dış borçlarda temerrüt riski oluştu.
2006 yılından beri Merkez Bankası enflasyon hedeflemesi uyguluyor, hiçbir yıl hedefi tutturamadı.
Dünyanın yaşadıklarını, iktisat teorilerini bir yana bırakalım; AKP 'nin İlk dönemi olan 2003 -2013 arasında yüksek faiz düşük kur döneminde ve ikinci dönem olan 2013 sonrası eksi reel faiz ve yüksek kur döneminde, gördük ve yaşadık ki, tek başına para ve faiz politikası ile ekonomide istikrar sağlanamaz.
Hangi ülkede olursa olsun, hangi konjonktür içinde olursa olsun, iktisat politikaları bir bütündür. İstikrar için iktisadın üç ayağı, -üretim, istihdam ve gelir dağılımı- politikaları bir bütün olarak ele alınmalıdır. Para, faiz, maliye, bütçe, istihdam politikaları koordineli olmalıdır.
Nasıl olur da AKP iktidarı bu gerçekleri görmez? Eğer görmüyorsa farklı gündemi var demektir. Bu farklı gündemin maliyetini bugün toplum olarak hep birlikte çekiyoruz.
AKP'nin faiz- enflasyon takıntısı, yüzde 10 olan kronik enflasyonu yüzde 20'ye çıkardı. Yüksek enflasyon halkı yoksullaştırdı, yerli ve yabancı özel yatırımları engelledi, gelir dağılımını ve sosyal huzuru bozdu. Eğer iktidarın faiz takıntısı devam ederse daha da bozulacak.
Enflasyonla mücadele etmek istiyorsak, önce bir istikrar programı yapmamız ve iktisat ve mali politikalarını koordineli olarak planlamamız gerekir.