Kasım 07, 2021 10:21 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: İktidar, çok uluslu şirketlere ağaç kesimi ile ormanlarda rant kapısı açtı

Yeniasya:

Sendikalar vatandaşı uyardı: Sağlık sistemi alarm veriyor

Star:

Cezayir ordusundan Macron'a tepki: Bilgi ile cehaleti birbirinden ayırt edemiyorsan sus!

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Semra Alkan 6 Kasım tarihli Karar gazetesinde, "“İstanbul seçimini kaybettiğimizde ağladım”"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Artık şaşırmayacağım diyorum. Ve fakat yine yeniden şaşırıyorum duyduklarıma… En son Bilal Erdoğan’ın, Türkiye Girişimci Buluşması Zirvesi’nde ekonomiyle ilgili yaptığı açıklamalarına şaşırdığım gibi… Bu konuyla ilgili Gelecek Partisi Sözcüsü Serkan Özcan’ın söyledikleri son dönemde yaşadıklarımızı da bir anlamda özetliyor…"diyen yazar, yazısının devamına şu ifadelere yer veriyor:

...***

 “Ülkede bu konuyla ilgili konuşması gereken Hazine ve Maliye Bakanı ağzını dahi açmazken ekonomiyle ilgili yorumları Bilal Erdoğan’ın yapması en hafif tabirle enteresandır, ilginçtir.”

Öyle ya… İşin asıl sahipleri konuşmayınca, herkes ekonomist oluyor, herkes uzman oluyor. Herkes bir şey oluyor. Oluyor da oluyor… Hele bir de hakiki uzmanlar köşe bucak saklanıyor ya… Fersah fersah uzak diyarlara göçtüler ya… Yıldılar, küstüler, kahrettiler ya… Ne diyeyim? Enteresan bir ülke olduk. İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, kâğıt toplayıcılarla görüşmesini sosyal medyadan paylaşınca Urfa Siverekli kâğıt toplayıcı kardeşimizin söyledikleri geldi hemen aklıma…

Yaklaşık iki ay önceydi. DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, kâğıt toplayıcıları ile bir araya gelmişti ve sıkıntılarını dinlemişti. O görüşmede Siverekli kardeşimiz şu cümleleri söylemişti: “Biz ailemizi geçindirmeye çalışıyoruz. Biz çevre kirliliği değiliz. Bizler alın terimizle çalışıyoruz” demişti.

Ve o an bu cümleler üzerine bir kelam bile edememiştim. Sanki o an dünya dönmemişti. Ay kapkaraydı, güneş de kıpkırmızıydı. Siverekli kardeşimiz yoksulluğu, çaresizliği, kimsesizliği öyle bir suratıma çarpmıştı ki sormayın gitsin…

Ancak sonrasında kalem oynatabilmiştim. Yaklaşık bir ay önce de CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu kâğıt toplayıcı kardeşlerimizle bir araya geldi ve sorunlarını dinledi. Kılıçdaroğlu’nun şu sözleri önemliydi:

“Endişe etmeyin, yanınızda olacağız. Gayet açık, gayet net söylüyorum. Hepiniz de şahit olun. Yanınızda olacağız. Hiç endişe etmeyin. O konuda bir tereddüdünüz olmasın.” Ve bu görüşmeden sonra şimdi de İstanbul Valisi Ali Yerlikaya görüştü. Tüm bu görüşmelerin hepsi güzel ama artık kardeşlerimizin sorunlarına çare bulunsun ve biz de çözüm geldi diye yazalım, çizelim.

...***

Mehmet Faraç, 6 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde, " AKP nasıl gidecek yerine kim gelecek?.."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

""AKP iktidardan gider mi, iktidarın eridiğini gösteren anketler doğru mu, muhalefet yeni bir seçenek yaratabilir mi, Türkiye 20 yıl sonra aydınlığa çıkabilir mi?.." Yukarıdaki sorulara net yanıt verebilecek insan sayısı ne kadardır acaba?.. Çünkü siyaset karanlık bir ortamda ve gelgitler arasında, bazen bir adım ileri-iki adım geri kısırdöngüsüyle nasıl yönünü bir türlü seçemediyse, kararsız ve protestocu seçmenlerin bazı anketlere göre "yüzde 20'ye ulaştı"ğı bir ülkede, yurttaşlar da ne yazık ki "umut" konusunda yönünü tamamen bulamıyor..."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

İnsanlar gelecek konusunda endişeli, gidişattan tedirgin ve en çok da umutsuz!..

Oy oranı halen "yüzde 30'un üzerinde" görünen AKP'yi ayakta tutan kitlelerin içinde bulunduğu gaflet de, bu memlekette ilgili kaygıları bulunan duyarlı yurttaşları iyice endişelendiriyor...

Ancak, "bir iktidar yolsuzluklara- skandallara- çökmüş bir ekonomiye ve cumhuriyet düşmanlıklarına rağmen 20 yıldır nasıl ayakta durabilir" diye muhalefeti suçlayanlar da az değil... Halka tam anlamıyla inemiyor, iyice sarsamıyor iktidarı muhalefet...

Anlatmaya çalıştığımız asıl mesele, "AKP giderse ne olacak bu ülkede?.."

20 yıllık erozyon nasıl durdurulacak, bürokrasiden eğitime, TSK'dan polis teşkilatına, eleştirilerin odağındaki Diyanetten üniversitelere kadar çarpıklığın- yozlaşmanın- çelişkilerin kangrenleştiği bürokrasiyi nasıl düzeltecek acaba iktidara gelecek yeni partiler?..

AKP zaten plansız-programsız ve lastiği patlamış bir kamyon gibi yokuş aşağı giderken, dehşet verici bir pervasızlıkla ne eğitimin yozlaşmasını önemsiyor, ne dış politikanın topallamasını, ne yoksulluğun büyümesini, ne işsizliğin artmasını, ne sosyal felaketlerin kapıda olmasını, ne açlığı- ne enflasyonu- ne de dövizin sarsıcı biçimde yükselişini...

Pervasızlığın en büyük sebebi muhalefetteki bir kesimin ya da mangalda kül bırakmayan gazeteci- televizyoncu takımının millete umut aşılama iddiasıyla AKP'yi tamamen tükenmiş gibi gösterirken, göz ardı ettiği çok vahim gerçekler...

Uyduruk anketlerle "erken seçim olacak" diye iki yıla yakın süredir ahkam kesenlerin göremediği gerçekler kahredicidir;

AKP devleti tamamen ele geçirmiş, mürit-militan bürokrasi kuşatılmış, TSK tamamen iktidarın denetiminde, polis teşkilatı her ay alınan binlerce bekçi ile birlikte iktidarın kontrolünde, imam hatip mezunlarının bürokrasideki örgütlenmesi Fethullahçılardan bile daha hızlı ilerliyor, bir taraftan da "paralel devlet" kurmakla suçlanan TÜGVA adlı yandaş vakıf, devletin her kademesine üyelerini yerleştiriyor ve bu konuda muhalefetin çırpınışları ne yazık ki sonuç vermiyor...

...***

Faruk Çakır 6 Kasım tarihli Yeniasya gazetesinde, "Âdil seçim ilk şart"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Türkiye’deki siyasî ve sosyal konular üzerinde raporlar hazırlayan “Denge ve Denetleme Ağı” önümüzdeki seçimler için “Demokratik Seçimler İçin Somut Öneriler” başlıklı bir rapor hazırlamış. Rapora bakıldığında ülkemizin en büyük ihtiyaçlarından birinin de ‘âdil seçim’ler olduğu anlaşılıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

“Seçimin ne zaman yapılacağına ya da sadece seçim sisteminde yapılacak olası değişikliklere değil, âdil ve özgür olup olamayacağına odaklanarak bir rapor hazırladık” denilerek kamuoyu ile paylaşılan raporun ‘Sonuç’ bölümü bile seçim sistemimizde ciddi sıkıntılar olduğunu ortaya  koyuyor.

Raporun ‘sonuç’ bölümünde gündeme taşınan tavsiyelerden bir bölümü şöyle: 

“Bir yıl daha uzatılan bazı OHAL uygulamalarının tekrar uzatılmaması gerekmektedir. Bu uygulamalar yürütme erkine geniş yetkiler vererek seçimlerin serbestliğini ve âdilliğini olumsuz yönde etkileyecek düzenlemelerdir.

“Denetim yetkileri dernekler ve meslek kuruluşlarına doğru genişletilen Devlet Denetleme Kurulu’nun yürütmeden bağımsızlığının ve tarafsızlığının sağlanması gerekmektedir. Keza halihazırdaki yapısıyla Devlet Denetleme Kurulu, yürütmenin doğrudan etkisi altındadır. Bu hem siyasî parti finansmanı açısından hem de sivil örgütlenme özgürlüğü açısından problem yaratma potansiyeline sahiptir.

“Meclis gündemine gelmesi beklenen yeni sosyal medya düzenlemesi bağlamında, sosyal medya üzerinden yalan haber yapan, yayan ve hakaret edenlere verilecek cezaların somut kriterler üzerinden belirlenmesi, alternatif bilgi kaynaklarına ulaşma ve ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı nitelikte olmaması gerekmektedir. Sosyal medya alanını denetlemesi için oluşturulması öngörülen kurumun yürütmeden bağımsız ve tarafsız olması ve hesap verilebilirliğinin sağlanması gerekmektedir. Bu tür bir düzenleme için farklı ülkelerdeki modeller değerlendirilebilir. Ancak Türkiye’de bu modellerin ifade özgürlüğünü kısıtlamayacak şekilde uygulanmasına yönelik yapısal problemler gözden geçirilmelidir. Dijitalleşen dünyada siyasi partilerin âdil ve serbest şekilde rekabet edebilmesi için bu düzenlemenin tüm paydaşların (muhalefet partileri, sivil toplum kuruluşları ve uzmanlar) geniş katılımıyla yapılması gerekmektedir.

“Hiç şüphesiz ki Türkiye’de seçimlerin demokratik kriterlere uygunluğunu geriye götüren ve götürme potansiyeline sahip düzenlemeler yukarıda sıralananlarla sınırlı değildir. Siyasî partilerin aday belirleme sürecinden Yüksek Seçim Kurulunun yapısına, diğer düzenleyici ve denetleyici kurumların bağımsızlıkları ve tarafsızlıklarından, özgür ve bağımsız  medyaya birçok alanda seçimlerin demokratik kriterlere uygunluğunu olumsuz yönde etkileyen yapısal sorunlar bulunmaktadır.”

Seçim sisteminde muhtemelen başka problemler de vardır. Ancak raporda sıralanan mahzurları kim savunabilir? ‘Tartışmalı seçim sistemi’ seçimlerin neticesine tesir ederek esasında iktidara da zarar vermiş olmaz mı? Yeni düzenlemeler yapılırken mümkün olduğu kadar geniş ve farklı siyasî görüşlere müracaat gerekmez mi?