Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Cemil Çiçek: 50+1 ciddi problem çıkarıyor
Karar:
Veri boşluğu sosyal politika boşluğunu doğuruyor!
Yeniasya:
Halkın 5’te 1’i yeterince ısınamıyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Mustafa Karaalioğlu 13 Kasım tarihli Karar gazetesinde, "Yüzde 50+1 şartı kalkarsa seçimin kaderi değişir mi?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Hepimizin bildiği ve yaşadığı gibi Türk tipi başkanlık sisteminin saymakla bitmez mahzuru vardır. Sistem sadece eksik, başarısız ve verimsiz değildir; ilaveten başarısız şekilde tatbik edilerek, tabiatında var olan eksikler daha belirgin hale gelmektedir. Bazı eksikleri de zaman ilerledikçe görüyoruz. Mesela, Saadet Partisi lideri Temel Karamollaoğlu’nun Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yaptığı görüşmeden aktardıklarına göre, sistem gerçeklerden uzaklaşma duygusu da yaratıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Karamollaoğlu’na göre Erdoğan “Ekonomide ve dış politikada herşeyin dört dörtlük” olduğunu düşünüyor. Böyle bir dış politikayı ve böyle bir ekonomiyi dört dörtlük görmek ancak başkanlık sisteminde başkan olmakla mümkündür. Demek oluyor ki bu sistemde Cumhurbaşkanı dışında tamamı yetkisiz olan kişilerin durumun dört dörtlük olmak şöyle dursun, felakete doğru gittiğini söyleme yetkisi, gücü ve fonksiyonu da bulunmuyor.
O görüşmeden sızan asıl malumat ise Cumhurbaşkanı’nın herşeyden memnun olmakla birlikte, seçim için gereken yüzde 50+1 kuralından şikayetçi olduğudur. Detay yok ama Cumhurbaşkanı muhtemelen en çok oy alan kişinin seçilmesinin daha iyi olduğunu düşünüyor. Sır değil, daha önce de böyle sözleri kamuoyuna yansımıştı. Bu düşüncenin temelinde iki gerekçe olmalıdır:
Erdoğan, seçimin ikinci tura kalacağını düşünüyor. İkinci tura kalan seçimi kaybetme ihtimalini hesap ediyor.
Yüzde 50+1 barajı olmasa bile en çok oyu alan aday seçileceğine göre muhalefetin kendi arasında anlaşmazlığa düşüp çok adayla çıkacağı ve kendisini de bu parçalanmışlıktan yararlanarak ipi göğüsleyeceğini varsayıyor.
Anlaşılan o ki Cumhurbaşkanı, çok istediği ve bütün eleştirilere kulak tıkayarak kabul ettirdiği başkanlık sisteminin, parlamenter sistemde oy oranıyla sınırlanmayan ve çok daha garantili olan iktidar imkanını nasıl riskli hale getirdiğini pek düşünmemiş. Şimdi düşünmeye başladığında da pek sağlam bir fikir bulabildiği söylenemez. Zira, baraj ister yüzde 50, ister yüzde 40 +1 olsun, en nihayet seçimi kazanmak en yüksek oyu almak gerekir. Bu durumda barajın inmesi bir işe yaramaz. Yerel seçimlerde baraj yoktu ve Millet İttifakı büyükşehirleri almayı başardı. Kazanan takım ve kazanan taktik ortadayken; baraj kalkacak olsa bile muhalefetin cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’ın istediği gibi çok adayla seçime girmesi sıfır ihtimaldir. Erdoğan’ın varsayımı, son günlerde iktidar kanadı tarafından çokça dile getirilen Millet İttifakı içinde kavga olduğu duyumuna dayanıyorsa bu da pek isabetli sayılmaz. Çünkü, açıkça görünüyor ki Millet İttifakı kazanmanın kıymetini biliyor ve kendilerine kazandıran taktiğini bozmayacak kadar da siyasetten anlıyor. Yerel seçimde oluşan ve giderek gelişen siyasi üstünlüğü yakaladıktan sonra, seçim sonucuna olumsuz yansıyacak bir taktik hata yapmayacaklardır.
...***
Kazım Güleçyüz 13 Kasım tarihli Yeniasya gazetesinde, " Helalleşme siyaset gündeminde"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Hatırlanacağı üzere, helalleşme konusunu biz bir buçuk sene kadar önce köklü bir tarikat önderinin bu yöndeki mesajı vesilesiyle gündeme getirmiştik. CHP liderinin önce “Bir helalleşme süreci başlatmalıyız” deyip, ardından “Muhafazakâr dünya ile helalleşmemiz lâzım” diyerek konuyu takipçi bir tavırla seslendirmesi, meseleyi bir defa daha siyasetin gündemine de taşıdı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Sonra DP Genel Başkanı Uysal konuştu:
“AKP kadrolarının hukuk içinde milletimizle helalleşmesi gerekir. Ellerini kollarını sallayarak gitsinler demiyoruz. Ülkenin milyarlarca dolar kaybının hesabı sorulmalı. Haksız zenginleşenler kimlerse bunun hesabını vermeli.”
SP Genel Başkanı Karamollaoğlu da kısa süre önceki bir beyanında “İktidardakiler ‘kutuplaşma’ diyecekler, biz ‘kucaklaşma’ diyeceğiz. İktidardakiler ‘hesaplaşma’ dedikçe biz de ‘helalleşme’ isteyeceğiz milletimizden” demişti.
Erdoğan’ın da ara sıra helalleşmeden bahsettiğini biliyoruz. Meselâ 2017 Mayıs’ında “Yanlışa düşen Erdoğan’ın tüm hakları helaldir. Sizden de helallik istiyorum” diyen o idi. Bu yılın Mayıs’ında “pandemi sürecinde sıkıntıya düşen olduysa” onlardan helallik dileyen de.
Bu son beyanına İYİ Parti Genel Başkanı Akşener şu karşılığı verdi: “Sen unutmuş olabilirsin, ama siyasetçi milletiyle kürsülerde değil, sandıkta helalleşir. Madem helalleşmek istiyorsun, korkma, getir sandığı helalleşelim.”
Gelecek Partisi Genel Başkanı Davutoğlu ise şu mukabelede bulundu: “Helallik istediğinize göre siz de iktidara veda vaktinin geldiğini anladınız. Evet, sandık gelecek, halk kötü yönetimin faturasını kesecek ve siz gideceksiniz.”
Erdoğan’ın son helallik talebi pandemide sıkıntıya düşenlerle sınırlıydı. O da “Sıkıntıya düşen olduysa...” kaydıyla. Ki, diğer beyanlarında güllük gülistanlık pembe tablolar çiziyor, “Kapıcıların bile arabası var, 2. elden araba yetişmiyor, kapanan şirket ve dükkân yok” diyordu.
Oysa ekonomideki kötü gidişatın işsiz bıraktığı ve geçim sıkıntısı içinde kıvrandırdığı milyonlarca insan için gerçekler çok daha farklı. Ve onlar “Hakkımızı asla helal etmeyiz” diyor.
Bir de OHAL ve tek adam rejiminde ayyuka çıkan hukuksuzluklarla temel hakları gasp ve ailecek bütün hayatları mahvedilen milyonlar; zindanlardaki bebek, anne, hasta, yaşlılar var ki, öncelikle helalleşilmesi gerekenler onlar. İktidarın hâlâ umurunda olmayanlar da...
...***
Remzi Özdemir 13 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Türkiye parsel parsel talan edilecek!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Microsoft'un patronu ilginç bir şekilde Türkiye'ye geldi. Bodrum ve Marmaris çevresinde bir hafta kaldı. Bill Gates'in, Türkiye'de özellikle Aydın ve Muğla arasında 3 milyon metre kare arazi alacağı ve bu konuda görüşmeler yaptığı iddia ediliyor. Haberin doğruluğu net olarak bilinmiyor ama Gates'in dağ bayır gezmesi bu iddiaları güçlendiriyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Yine bir başka haber:
Şirket satın almalar için aracı kuruluşlar Türkiye'de yabancılar adına birçok tesise teklif götürüyor.
Özellikle dolar krizinden dolayı borç batağına saplanan ve bankalarla borcu sürekli yapılandırarak ayakta durmaya çalışan orta ölçekli işletmeler bu aracılarla pazarlık aşamasında.
Başka bir gelişme:
250 bin dolarlık konut alımı karşılığında vatandaşlık satılması tam gaz devam ediyor.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vatandaşlık karşılığı bin 218 arsa, tarla ve 29 bin 140 konut, işyeri satıldığını açıkladı. 250 bin dolar ve üstü değerinde gayrimenkul alarak T.C. vatandaşı olanların sayısı ise 19 bin 630 oldu. 30 bin 358 taşınmaz vatandaşlık karşılığı yabancılara satıldı.
Yine vatandaşlık karşılığı bin 218 arsa, tarla ve 29 bin 140 konut, işyeri satıldığını açıkladı.
Bir başka satın alma borsada oluyor. Son 2 yıldır hep düşen borsa tüm olumsuz gelişmelere rağmen yükseliyor. Belirli banka ve devasa sanayi şirketlerinin hisseleri garip yöntemlerle alınıyor. Bir bakıyorsunuz haber geliyor sert düşüş var ama bu hisselerde tam tersi alış var.
Tüm bunlar ne anlama geliyor?
Türkiye'nin parsel parsel talan edilmesi. Bugüne kadar ben de paranın ve sermayenin milliyeti olmaz diyenlerdendim. Ancak son birkaç yıldır görüyorum ki, planlı bir şekilde Türk lirasına değer kaybettiriliyor ve Türkiye adeta talan ediliyor.
Kasıtlı olarak yakılan 128 milyar dolar ve ısrarla manipüle edilen Türk lirası. Bütün dünya faiz artırırken, Türkiye sanki bir amaç doğrultusunda faiz indiriyor. İndirdikleri faizin ne ekonomiye ne de bu ülkeye faydası olmadığını kendileri de dahil herkes görüyor ama ısrarla bu politikayı sürdürüyorlar.
Türk lirası eridikçe Türkiye'nin talan edilmesi daha da kolaylaşıyor.