Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Dış politikadaki hataların ağır bedeli
Milli gazete:
Akşener'den Resmi Gazete tepkisi! "Gündüz huzur yok, gece huzur yok"
Yeniasya:
Acı reçete yine millete
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Jale Özgentürk 19 Kasım tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Sefalete bir puan daha”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatı ile bağımsız(!) Merkez Bankası, politika faizini 100 baz puan daha düşürerek yüzde 15 olarak açıkladı. Faizlerin aynı kalacağı umuduyla karar öncesi 10.50 TL’ye gerileyen dolar kuru da yeniden ipini kopardı ve 11.00 TL seviyesinin üzerini de test etti. Erdoğan, “faiz nedendir enflasyon sonuçtur” olarak formüle ettiği ancak aslında faize tümüyle karşı olduğunu açıkça ilan ettiği bu kararla tüm uyarılara kulağını kapatmış oldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bu uyarıları yapanlar arasında AKP’ye yakın iş insanları da vardı. Konuştuğum bir çok iş insanı faiz indiriminden önce asıl dertlerinin önlerini görememek olduğunu söylüyor. Onlara göre faiz, döviz, enflasyon sarmalına kapılan ekonominin istikrarsızlık getirdiğini söylüyor ve dövizin çıktığı düzeyin de ne yazık ki hükümetin umutlarını bağladığı ihracatı yükseltmeyeceğini söylüyorlar.
İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekip Avdagiç’in kararın ardından yaptığı açıklamadaki şu vurgusu ise çok önemli:
“Faiz indirimlerinin bankaların rotatif ve taksitli kredilerine yansımadığını ve krediye ulaşımda sıkıntının devam ettiğini görüyoruz... İş dünyası için asıl konu öngörülebilirliktir. Kurun, enflasyonun ya da faizin yüksekliğinden ziyade öngörülebilir olmaması asıl meseledir.”
Asıl zorda olan ise giderek yoksullaşan, sefalet sınırına bir adım daha yaklaşan halk.
Ekimde açıklanan Dünya Sefalet Endeksi’nde Türkiye 2020 sonuçlarına göre 156 ülke arasında 21. sırada yer aldı. Yani bizden daha kötü olan sadece 21 ülke var. Türkiye’de 2014’den beri düzenli olarak sefalet artıyor.
Yangın büyük. Yanlış politikalarla daha da büyüyor. Toplumcu Düşünce sitesinde yer alan bir yazıda Prof. Dr. Bilsay Kuruç’un ekonomiye ilişkin yaptığı şu analiz bugün yaşananların asıl nedenini ortaya koyuyor:
- 1970’ten beri Türkiye’nin esas sorunu döviz sorunu. Sermaye sınıfı seçtiği modelle, döviz olmazsa ekonomi kuramayacağını itiraf ede ede bugüne gelmiş.
- Üretim yapmak için dış dünyaya bağımlı ve en azından 20 yıldır dışarıdan finanse edilerek üretim yapabilen bir ekonomi, rezervlerini de kaybederse o zaman eli kolu bağlı bir duruma geliyor.
- Bu durumda siyasi mecburiyetleri var. Nedir o? Menfaat dağıtmadan var olamaz. Bu da döviz girişine bağlı. İkincisi bedava kaynağa bağlı. Nedir o? Vatanı bir gayrimenkul olarak algılaması. Onun üzerinde yeni sermaye sınıfı katmanları yaratıyorsun, inşaatlar yollar vs. Yine bedava kaynak; emek.
- Verdiğin asgari ücret ki geri alıyorsun. İki bedava kaynak ve dışarıdan döviz girişi, esas girdileri bu ve bu model şimdi çalışmıyor. Neden? En başta döviz rezervin kalmamış esas darboğaz burada.
…***
Taha Akyol 19 Kasım tarihli Karar gazetesinde, “Erdoğan çıkmaz sokakta”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Cumhurbaşkanı Erdoğan bir çıkmaz sokakta; sokağın üstünde “faiz sebeptir sokağı” yazıyor. Hem rasyonel hem İslami açıdan bir çıkmaz sokak. Rasyonel açıdan, öngörülemezlik yaratıyor, TL’yi eritiyor. Erdoğan bir yıl önce faizin yükseltilmesini “acı ilaç” olarak niteliyor, “kararlılıkla uygulayacağız” diyordu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Merkez Bankası’na Naci Ağbal gibi bilgi ve ahlakıyla güvenilen bir ismi getirmesi güveni güçlendirmişti. Sanılmıştı ki iktidar enflasyonla mücadelede kararlı…
2020 Eylül sonunda 8.30 lira olan Dolar, bu güvenle 12 Kasım’da 7.80’lere gerilemişti, TL değer kazanmaya başlamıştı…
Ama… Erdoğan aniden politika değiştirdi. 20 Mart 2021’de Naci Ağbal’ı azletti, “faiz sebeptir” yazılarıyla tanınan Şahap Kavcıoğlu’nu getirdi, Dolar bir günde 8 liranın üzerine çıktı!
Aynı yolda, dün Merkez Bankası’nın bütün iktisat bilimini çiğneyerek faiz indirimi yapması üzerine Dolar 11 lirayı gördü! TL kan kaybediyor, ekmeğimiz küçülmeye devam ediyor.
Böyle değişen politikalar güven yaratabilir mi?
Erdoğan bir süre sonra bu çıkmaz sokaktan çıkmak için yeniden rasyonel politikalara dönebilir mi? Kim bilir?!
Çağımızda devletlerin ekonomiyi düzenlemek için başvurdukları “para politikası araçları”na itikat gözüyle bakarsanız, şartlar ne olursa olsun, hatta yıkım yaratacaksa bile Merkez Bankası’nın bağımsızlığını sıfırlamak, faizi enflasyonun altına çekerek makro ekonomik dengelerin bozulmasına, enflasyonun fırlamasına aldırmamak gerekir!!
Erdoğan’ın, Ali Babacan ve Mehmet Şimşek’i ekonominin başından uzaklaştırdıktan sonra ve hele de CB isteminde uyguladığı politikalar da böyle sonuçlar veriyor.
Cumhurbaşkanı, faiz konusunda gelişmiş kapitalist ülkeleri örnek veriyor; doğru… Çünkü onlarda hem sermaye birikimi yüksek hem ekonomiler rasyonellikle yönetiliyor.
Özellikle devlet iradesinde modern hukukun ve modern iktisadın standartlarına göre davranmak şarttır.
…***
Mehmet Faraç, 19 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Kim kurtaracak milleti?..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Ortalık her açıdan, toz duman memlekette... Siyasetin keşmekeşiymiş, anket zırvalarıymış, "helalleşme" gafletiymiş, sınır ötesi operasyonmuş, terörün pusuda olmasıymış, politikacıların her salı günü kısır döngüden ileri gitmeyen polemikleriymiş, "asıl gündem"le alay eden magazin zırvalarıymış ve hatta İstanbul'un göbeğinde işlenen barbarca kadın cinayetleriymiş!..”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Ne yazık ki rant siyasetinin gündemi değiştirme zırvaları içerisinde ve memleketin "ekmek derdi"ne düşmesi nedeniyle tüm bunlar her geçen gün biraz daha önemsizleşiyor...
İktidarla muhalefet çarkındaki gelgitlerin oyalamacasında ve göstermelik medya polemiklerinin kandırmacasında neleri unutmadı ki bu millet?.. "Gaflet, dalalet ve hıyanet"in her alanda cirit attığı bir dönemde, nelere alışmadı ki çaresiz ulusun bireyleri?..
Kadın cinayetleri ise artık neredeyse sıradanlaştı bu ülkede...
Vahşeti andıran cinayetlere yönelik tepkiler ne kadar cılız kaldıysa, cinayet yöntemleri o kadar sertleşiyor, barbarlaşıyor ve insanlığı utandıracak hale geliyor...
Ve o vahşi cinayetlerin dosyaları bile adliyelerin tozlu raflarında kısa sürede unutulmaya yüz tutuyor...
Velhasıl çarpıklıkların bini bir para memlekette... Televizyonların neredeyse hepsinde, sabah kuşağı adı altında şiddet barındıran, sözde insan hikayeleri pazarlanıyor, toplumdaki erozyon ve çarpıklık ne yazık ki insanlara magazin malzemesi olmaktan ileri gitmiyor...
Peki; yukarıdaki örnekleri bile artık önemsiz hale getiren, toplumun yaşamsal alandaki ilgisini, duyarlılığını, merakını bile bir tarafa atan "asıl gündem" ve asıl gerekçe nedir acaba?..
Türkiye'yi kuşatan, yoksulun ekmeğini kemiren, zenginin önüne servet yığan utanç verici çelişki ve çarpıklığın paslı çarkıyla, her gün topluma dayatılan sarsıcı gündemin vahameti çok bellidir...
Ülkenin her bireyinin, Korona belası yüzünden sadece sağlığını değil, ekmeğini de düşünmek için bin takla attığı bir dönemde, halkı tarumar eden fahiş zamlar ve piyasa dolandırıcılığı yetmezmiş gibi, bir de "döviz"deki hileli ve utanç verici kirlilik var ki, işte Türk toplumunun yaşam açısından ne kadar duyarlılığı varsa hepsini yerle bir etmeye devam ediyor...
Bir Amerikan dolarının çok hızlı biçimde ve çok şaşırtıcı yöntemle 11 liraya yaklaşmasını utanç verici biçimde izleyen bir iktidar ve medyası var bu ülkede...
Bankada dövizi olanların her gün alkışladığı bu kirli çark, açlık-sefalet-işsizlik, hayat pahalığı nedeniyle mahvolmuş bir toplumun göğsüne, başına, midesine yumruk gibi inmeye devam ediyor...
İşte dolar ve Euro'da çılgınlığa ulaşan bu suni yükseliş marketlerden pazarlara, manavlardan AVM'lere, tarlalardan fabrikalara kadar yaşamın her alanını şok halinde durdurmuşken, üstelik gelecek belirsizliği ve karanlık büyümüşken, ekonomiden zerre kadar anlamayan bir iktidar yaşanan kahredici tabloya sarsıcı bir yılışıklık ve zavallılıkla bakmayı sürdürüyor...
Artık ısrarla devalüasyondan söz ediliyor bu ülkede... Sürekli başkan değiştiren ve siyaset baskısı altında sarsılan Merkez Bankası'nın ne yapmaya çalıştığı belli değil...