Kasım 23, 2021 08:37 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Sayıştay raporu, kamu hastanelerinin kapatılma sürecindeki plansızlığı ortaya çıkardı

Yeniasya:

6 parti 345 sandalye kazanabilir

Karar:

Davutoğlu: Cehalet lobisi artık milli güvenlik sorunudur

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Orhan Bursalı 22 Kasım tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Kemal Bey ve adaylığı üzerine"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Bu köşede, “Şu kişi cumhurbaşkanı adayı olsun, şu olmasın, Kılıçdaroğlu aday olursa, kazanamaz, ama İmamoğlu veya Yavaş kazanır,” veya mesela “Akşener olmalı, otoriter bir kadındır, bir geçiş süreci için uygundur..” gibi yazılar yazarsam okurda şüphe uyandırır, “acaba...”; etik değerler açısından uygun bulmam. Kimileri yazıyor, bu onları bağlar. Siyasetin yapacağı tercihler konusunda tarafsızlık ama nesnellik, en doğrusu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Fakat süreçler içinde ileri sürülen gerekçelerin doğrusu yanlışı üzerine analiz şüphesiz ki bu köşenin ana görevi.

Diyebilirsiniz ki ittifakın adayının fotoğrafı belli olmuyor mu, görmüyor musun?.. Şüphesiz. Yine de derim ki bu bir yarış, henüz 1.5 yıl var, muhtemel adayın ittifakça belirlenmesi yetmez, adayın kendini de kabul ettirmesi gerekir. Nihayet milletin karşısına çıkacak olan bir kişi.

O kişinin kendini seçilebilir bir çoğunlukla kabul ettirmesi ise bir uzun mesafe koşuculuğu, akıl, program, büyük bir işbirliği, etkileme katsayını durmadan yükseltmek gibi önemli koşullar gerektirir.

Diyeceksiniz ki Kılıçdaroğlu tam da buna soyunmadı mı? Koşmaya başlamadı mı, her gün ülkenin bir köşesinde boy göstermiyor mu, etkin gruplarla konuşup durmadan çözüm önerilerini açıklamıyor mu, son olarak üretici için 6 önerisi ve 10 temel gıda maddesine 6 ay boyunca zam yapılmaması dileği Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimi yarışının bir parçası değil mi?

Şüphesiz. Süreç içinde sonuçları göreceğiz, merakla izliyorum. Bu koşuya başlayan bir aday görüntüsü var, ama aynı zamanda parti ve milletvekilliği çoğunluğu için de.

Kılıçdaroğlu’nun adaylığını benimsemeyenler arasında, “Severiz, çok temiz adamdır, beğeniriz, ama” diyenler var. Rahatsızlıkları da Kemal Bey’in bir şekilde Cumhurbaşkanlığı adaylığının kesinleşmesi olasılığı üzerine. Ya sevmediklerinden ve ideolojik yönden böyle düşünüyorlar ya da kazanamama olasılığı kendilerini ürkütüyor. Bu nedenle “Kazanma olasılığı en yüksek aday kimse o gösterilmeli” diyorlar. Dahası adayı millet seçsin, parti üyeleri seçsin diyenler de var!!!

Kemal Bey, bir ittifak aday adayı olasılığıyla koşuyor, önünde zaman var. Hep beraber göreceğiz. Ben Meral Hanım’ın CHP oyuna ne kadar yaklaşacağını merak ediyorum. Arayı kim ve ne kadar açacak?

...***

Taha Akyol 22 Kasım tarihli Karar gazetesinde, " Seçim için popülist ekonomi"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Ekonomist Seyfettin Gürsel Taha Akyol’un sorularını cevapladı. Merkez Bankası 18 Kasım Perşembe günü politika faizini 100 baz puan daha indirdi. Bu karar hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu üçüncü faiz indirimi. Son dört ayda Para Politikası Kurulu toplamda 400 baz puan indirim yaparak Haftalık Repo faizini yüzde 15’e düşürdü. TÜFE yıllık artışının yüzde 20’ye dayandığı, üretici enflasyonunun da yüzde 50’ye yaklaştığı, Merkez Bankası yönetimine güvenin dip yaptığı, kurun da sürekli yükselişte olduğu bir ortamda yapıldı bu faiz indirimi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Enflasyonla böyle mücadele edilmeyeceği çok açık. Yanıtlanması gereken soru herhalde “Merkez Bankası ne yapmak istiyor?” olmalı ama bu soru da anlamsızlaştı çünkü Merkez Bankası Cumhurbaşkanı ne diyorsa onu yapıyor. Öyleyse doğru soru sanırım “Cumhurbaşkanı ne yapmaya çalışıyor?” olmalı

Artık belli oldu ki ekonomi politikasında kabul gören iktisat kuramlarının ve tarihsel deneyimlerin bilmediği bir yola girildi ve bu yoldan bu iktidar döneminde dönüş yok.

Hatırlarsanız, 2018 yazında faiz indirerek enflasyonla mücadele yapılmak istenmiş, döviz kuru da hareketlenmişti. Ağustos ayında “Rahip Brunson” olayının yarattığı şokun etkisiyle döviz kurunda patlama ardından enflasyonda olağan üstü bir sıçrama olmuştu. Panik had safhadaydı ve Eylül ayında Merkez Bankası beklenmedik bir faiz artışı yaptı. Politika faizi 650 baz puan artırıldı. Bunun üzerine döviz kuru ardından da enflasyon inişe geçti. Bu yüksek faiz artışı Cumhurbaşkanı’nın savunduğu “faiz sebep, enflasyon sonuçtur” iddiası ile mutlak çelişki içindeydi.

O günlerde Cumhurbaşkanı’nın yanlışta ısrardan vazgeçmiş olabileceği çok konuşuldu. Ama Para Politikası Kurulu’nun toplantı halinde olduğu günün sabahı Cumhurbaşkanı’nın yaptığı konuşmada sarf ettiği sözler üzerinde pek durulmadı. O sabah sayın Erdoğan “sabrının sınırı olduğunu” söyledi. Birkaç saat sonra da devasa faiz artışı haberi geldi. O gün şöyle düşünmüştüm: Maliye Bakanı Berat Albayrak PPK toplantısından birkaç gün önce makama çıktı ve kayın pederini yüklü bir faiz artışından başka çare kalmadığı aksi takdirde ipin ucunun kaçacağı konusunda ikna etti. Cumhurbaşkanı da bir kereliğine faiz artışına yeşil ışık yaktı.

İzleyen yıllarda neler olduğunu biliyoruz. Merkez Bankası başkanları sürekli değişti. Kimi önce faizi indirdi sonra baktı ki ipin ucu kaçmak üzere faiz indiriminden vaz geçti, kimi daha baştan faiz artışı ile işe başladı ama sonuçta hepsi görevden alındı. Artık belli oldu ki halen görevde olan başkan Cumhurbaşkanı ile tam bir uyum içinde. Hatta bu uyumda herhangi bir arıza çıkmaması için üç PPK üyesi bile değiştirildi. Faiz indirimleri devam edecek. 2018 Eylülünün tekerrür edeceğini sanmıyorum, köprüler atıldı.

...***

Mehmet Kara 22 Kasım tarihli Yeniasya gazetesinde, " Erdoğan’ın konuşmasını kesseler ne olur?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Meclis’te yapılan grup toplantıları ülkenin gündemini belirliyor. Meclis açık olduğu dönemlerde partilerin Salı ve Çarşamba günleri grup toplantıları oluyor. TRT’de bunları canlı yayınlar(dı). Ama, bu çok eskilerde kaldı. AKP ve MHP’nin grup toplantıları canlı yayınlanmaya devam ederken, muhalefet partilerinin grup toplantıları ya yayınlanmıyor ya da yarıda kesiliyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener grup konuşmalarını genellikle ikiye ayırıyor. Konuşmasının yarısında esnaf, çiftçi, EYT’li gibi temsilcilere ayırıyor. Bu konuşmalar bitince de konuşmasına kaldığı yerden devam ediyor. Ancak aylardır tam “milletin temsilcilerinin konuşması”na sıra gelince toplantıyı canlı yayınlayan TRT birden yayını kesiyor. Bu hep böyle devam edip gidiyor. 

Akşener’e yapılan bu haftada CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yapıldı. Konuşması canlı yayınlanmaya devam ederken, TRT yayını keserek reklâmlara geçti. Reklâmların bitiminde yayına başka bir programla devam edildi. 

Grup konuşmaları partilerin sosyal medya hesaplarından canlı yayınlanıyor, ama “devletin televizyonu”nun böyle bir uygulama yapmasını anlamak mümkün değil. “TRT’nin yeni yönetimi bu durumu düzeltir” diyenler de vardı, ama yanıldılar. Aynı uygulamayı yeni yönetim de devam ettiriyor. 

Partiler konuşmalarının kesilmesinden rahatsız, ama bir şey yapamıyor, eleştirmekle kalıyorlar. Bu durum insanların aklına şu soruyu getiriyor: “Devletin resmî yayın organı olan ve vatandaşın vergileriyle yayınını sürdüren TRT, AKP Genel Başkanı Erdoğan, bir bakan ya da parti veya hükümet sözcüsü konuşurken yayını kesse genel müdürünün başına ne gelir? Daha doğrusu yayını kesebilir mi?” 

Soruların cevabı belli… Ke-se-mez-ler…