Kasım 27, 2021 08:42 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Türk-İş'ten asgari ücret hamlesi

Karar:

Beş ülkeye seyahat kısıtlaması

Yeniasya:

Muhalefet: Tek çare erken seçim

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Jale Özgentürk, 26 Kasım tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Yoksulun ocağı söndü!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Dövizdeki artış mutfağı bir de tüple vurdu. Tüpgaz fiyatları bir ayda dört kez zamlanırken  Ocak ayında 142 TL olan 12 kg’lık mutfak tüpü 215 TL’ye çıktı. Yoksul artık tenceresini de kaynatamıyor! Günlerdir gözümüz kulağımız telefon, bilgisayar ve televizyon ekranlarında. Serbest düşüşe geçen Türk Lirası’nı izliyoruz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Daha bir ay önce Merkez Bankası Başkan Yardımcısı olan Prof. Dr. Semih Tümen’in bile “irrasyonel deney” diye nitelediği, dünyada denenmemiş bir “formülün” ne getireceğini yaşayarak görmek için bekliyoruz. Her şey, “Faiz nedendir, enflasyon sonuçtur” formülünü kanıtlamak için...

Yapılan resmi açıklamalarda, istihdamın, yatırımların, refahın artması için üç veya dört ay sabretmemiz isteniyor.

Bu sürenin sonunda ölür müyüz kalır mıyız? İflaslar, işsizlik, yoksulluk mu artar bilmiyoruz... AKP’liler biliyor gibi yapıyor ama hiçbir ekonomist geleceği öngöremiyor! Bir de araya kurtuluş savaşı retoriği sokuluyor ki savaş kime karşı ve düşman kim, belli değil!

Bu arada döviz, faiz tartışmaları parası olanları çok yakından ilgilendirirken, parası olmayanları ise ciddiye alınmayan enflasyon ve hayat pahalılığıyla, karaborsa tehlikesiyle yok olmaya başlayan ürünler derinden etkiliyor.

Metropoll’ün araştırmasına göre Türkiye’de yurttaşın yüzde 71’i yoksullaştığını düşünüyor, zenginleştiğini düşünen ise sadece yüzde 11. AKP tabanında zenginleşme vurgusu yüzde 30.

Malını yerine koyamayacak olan üretici satışı durduruyor. Akaryakıt istasyonlarında tek depo bile olsa zammın etkisini azaltmak isteyenler kuyruk oluşturuyor. Ayçiçeği yağından kahveye, una kadar ürünler stoklanmasın diye taneyle satılıyor.

En temel ihtiyaç tüpgazdaki fiyat artışları ise şok edici! Dar gelirliyi vuruyor. Bir yıl önce 117 TL olan 12 kg’lık ev tipi büyük tüpgaz bugün 215 TL’den satılıyor.

Soba fiyatları 600-700 TL’den 1500 TL’ye fırlamış. Sobayı bulsan, son iki ayda kömür fiyatları yüzde 72 arttı. Ağustos ayında tonu 1254 lira olan kömür fiyatı, ekimde 2 bin 159 lira oldu. Odun fiyatı da iki ayda yüzde 32.6 arttı.

Sebzeye, meyveye, ete asgari ücretli, memur, emeklinin ulaşması bile imkânsız hale gelmişken düzenli bir geliri olmayan, yaptıkları kâğıt toplayıcılığı bile yasaklanan en alttakilerin hali ne olacak?

…***

Cevher İlhan 26 Kasım tarihli Yeniasya gazetesinde, ““Dış güçlere âlet olmak” ve asıl “mandacılık””başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Ekonomik yıkımda dolar ve dövizin tarihi rekorunu kırmasıyla Cumhurbaşkanı’nın muhalefeti “dış mihrakların âleti olmak” ve “mandacılık”la ithamı dikkat çekici. Siyasi iktidarın kontrolü kaybettiği vartada yaman çelişkili medyatik demagojilerle hâlâ “ekonominin iyi gittiği” ve “başarılı oldukları” algı operasyonları yapılırken daha önce “onların doları varsa!”  tepkisini veren Cumhurbaşkanı’nın “bize diz çöktürmeye çalışıyorlar” çıkışı çarpıcı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Doğrusu “dış güçler” yakınması, AKP iktidarında içteki devlet ihalelerini bile dolara-euroya bağlayıp ekonominin dışa bağımlı hale getirilmesiyle “ecnebilerin parmak karıştırmalarına zemin hazırlayan” hegemonya ve tefrika operasyonlarına teşne hale getiriliyor.

Gerçekten, TL’nin kısa sürede değer kaybetmesi “dış güçler”in işi ise, Ankara’dakilerin Dünya Bankası’ndan 400 milyon dolarlık iki ayrı krediyi ve pandemide 1.5 milyar dolarlık desteği alması; onlarca milyar dolarlık ihaleleri dövize endeksleyip İngiltere’deki yabancı mahkemeleri yetkili kabul etmesi nedir? New York baronlarından, Londra tefecilerinden yüksek faizle borçlanması neyin nesidir?

Doğrusu 2.5 milyar dolar ödediği, ancak S-400 füzelerinin ABD’nin “isteğiyle” hangarlarda bekletilmesi ve 1.4 milyar dolar ödenen altı adet F-35 savaş uçağının verilmeyip üretim programından çıkarılmasıyla Türkiye’nin uğradığı 4 milyar dolar zararla birlikte F-16 savaş uçaklarıyla yedek parçalarının temin edilememesi, ekonominin rehin alındığının açık göstergesi.

Aslında Cumhurbaşkanı’nın en son “Rusya'dan S-400 aldık. ABD ‘bunu geri iade edin’ diyor. Kendilerine ‘bize verdiniz de biz almadık mı?’ dedik. Yine F-35'lerde 1 milyar 400 milyon dolar ödeme yaptık, ama F-35'ler bize verilmedi…” hayıflanması bu gerçeğin teyidi.  

Savurganlıkla ülke kaynaklarının tüketildiği, satılacak kaynağın kalmadığı, artık sıcak paranın gelmediği vartada “yolun sonu”nu gören iktidar, bu panikle muhalefeti “mandacılık”la suçluyor!

Bu bakımdan “dış güçlerin âleti olmak”, Türkiye’yi ham ve ara maddelerde dışa bağımlı hale getiren “ithal politikalar”ın inadına sürdürülmesiyle Bangladeş’ten ucuz işçilik cennetine çevrilmesi, asgari ücretin 250 doların altına indirilmesiyle Çin’in gerisine düşürülmesidir.

Asıl “mandacılık”, ufuksuz politikalarla doların 1 lira 80 kuruştan alıp 12.40’a katlanması vahametine yol açmaktır. Üç ay sonra telefonuna dönen Biden’le bir fotoğraf vermek için çırpınmaktır. Yabancı banka ve bankerlerden dolarla borç dilenip ülkeyi ağır borç altına sokmaktır. 

Ve asıl “mandacı”lar ise Türkiye’yi “ekonomik manda” durumuna düşürenlerdir…

…***

Esfender Korkmaz 26 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Ekmek kuyrukları yaşanır mı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Son yıllarda spekülatif sermayenin her zaman iştahını kabartan ve bu nedenle yükselen ekonomiler dediği ülke paraları dolara karşı değer kaybetti. Türkiye ile karşılaştırmak için kur şoku öncesi 2017 Kasım ayı ile dünkü kurları karşılaştırdım. 4 yılda hangi ülke parasının dolara karşı ne kadar değer kaybettiğini hesaplarken TL'yi birkaç defa değiştirmek zorunda kaldım. Zira TL uçan kuştan nem kapıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

BAE Türkiye'ye yatırım yapacağım dedi, TL 13 liradan 12 liraya geriledi. Aslında BAE gibi Arap ülkeleri şark kurnazıdır. Onların eline düştüysek, kurtuluş yok demektir. Mamafih mutabakat zaptı ve işbirliği anlaşması var ve fakat ortada proje yoktur.

Yükselen ekonomilerden Arjantin İMF gözetiminde krizle boğuşuyor. Arjantin'den sonra son dört yılda dolara karşı dünyada en fazla değer kaybeden ülke parası TL'dır.

2013 ve sonrasında Türk ekonomisi dünyada kırılganlıkta ilk sıraya çıktı. Siyasi iktidar bunu görmezden geldi. 2009 finansal kriz yılında Gelişmekte olan ülkeler ortalama yüzde 1,9 oranında büyüdü. Dünya ortalama olarak yüzde eksi 1,6 oranında daraldı. Ama Türkiye daha fazla yüzde eksi 4,7 oranında daraldı. İşsizlik oranı yüzde 14'e çıktı. O yıl krizin etkilerini üretici ve tüketici olarak yaşadık. Ama o günkü Başbakan Erdoğan kriz teğet geçti dedi.

Bu gün Cumhurbaşkanı TL krizini de, kurtuluş savaşı olarak ilan etti ama halk ekmek savaşı veriyor. Önceki gece akaryakıt istasyonlarında saatler süren kuyruklar oluştu.

Müteahhitler taahhüte girmek istemiyor. Çünkü Türkiye demiri ithal ediyor. Bu günkü demir fiyatları ile ihaleye girenler, kur artışı ile iflas korkusu yaşıyor. Tahhütler durdu.

Fırıncılar zorda unun çuvalı 300 lira oldu. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Genel Başkanı Baki Remzi Suiçmez, Türkiye 2020'de 9.7 milyon ton buğday ithalatı yaptı ve buna 2.3 milyar dolar ödedi. 2021’de buğday ithalatı 11 milyon ton olur. Dünyada yükselen hububat fiyatlarından dolayı 240 dolara alınabilen bir ürünün şu anki fiyatı 330 dolardır. Yani içerde kurlar artarken, dışarıda da buğday fiyatları artıyor.

İkinci Dünya Savaşı'nda ekmek karneye bağlandı. Hepimiz endişe ediyoruz. İlan edilen bu ekonomik kurtuluş savaşında da ekmek karneye bağlanacak mı ?

Tüketici endişe ediyor. Zira TÜİK'in yayınladığı kasım ayı Tüketici Güven Endeksi 2009 kriz yılının da altına düştü.