Kasım 29, 2021 08:27 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Kemal Kılıçdaroğlu: 'Yolsuzluklarla ilgili çok sayıda dosya elimde'

Yeniasya:

Çiftçinin beli kırıldı - Gübreye 16 ayda 37 defa zam

Milli gazete:

İran’lı bakan Abdullahiyan: Türkiye ile ilişkiler çok yönlü gelişecek

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mustafa Balbay 28 Kasım tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "BAE sıcak para vermiyor, varlık istiyor!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Veliaht Prensi El Nahyan’ın Saray’la yaptığı anlaşmanın kamuoyuna açıklanan boyutu şu: “BAE, Türkiye’de 9 alanda 10 milyar dolarlık yatırım yapacak.” Teknoloji, ulaşım, altyapı, sağlık, gıda, tarım... 10 milyon nüfuslu, Türkiye’nin onda biri büyüklükte, tek geliri petrol olan BAE’nin bu alanlarda Türkiye’ye katacağı bir şey yok. Petro-dolarla Türkiye’nin varlıklarından satın alacak."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Saray’ın amacı BAE’den sıcak para almak, onunla ekonominin düzlüğe çıkmakta olduğu havasını vermekti. Şöyle 1 milyar dolar tak diye gelse, iyiydi. Ancak BAE, sıcak para getirmeyi değil, varlıklardan kelepir ne bulursa almayı yeğledi. Saray bu konuda bastırdı ama olmadı. 

Şimdi BAE, Türkiye’deki uluslararası alanda da ağırlığı olan hangi yatırıma konabilir, ona bakacak.

Türkiye’nin kalkınmasına katkıda bulunacak her türlü yatırım elbette kabul görür. Ancak iktidarın yaptığı bu değil. 

Ayakta kalmak için her türlü satışı yapıp para girişini sağlamak. 

Gelinen nokta şu şekilde maddelere dökülebilir:

Türkiye’ye Merkez Bankası aracılığıyla sıcak para vermeyecekler. Varlıklar masaya konulacak, seçecekler. Katar’a tank veren, BAE’ye Aselsan’ı niye vermesin!

Katar’la yapılan işbirliğinin benzeri BAE ile devam edecek.

BAE’nin ulusal güvenlik sistemini ABD kurdu. İsrail’le ilişkilerinin askeri alan da dahil olmak üzere stratejik boyuta çıkmasında ABD’nin rolü oldu. BAE’ye verilecek her varlık, fiilen ABD’yi de ortak etmek anlamına geliyor. ABD’nin bölgedeki en büyük üssünün Katar’da olduğunu da vurgulamak gerek.

Halen BAE’de bulunan Sedat Peker’in nasıl bir yol izleyeceği Erdoğan-Nahyan zirvesinde konu olmuş görünüyor. Antlaşma imzalandıktan saatler sonra Sedat Peker’in sosyal medyayı hiç kullanamaz konuma geldiği haberi yayıldı. 2 Mayıs 2021’de BAE’den video operasyonlarına başlayan Peker’in önce görüntüsü kapatıldı. Ekim ayı başında tweet atması engellendi. Şimdi de internete erişimi durdurulmuş. 

Bu tablonun ardından BAE’nin Peker’i iade edebileceği konuşuldu ama sanmıyoruz. Öncelikle bu kararı BAE değil CIA verir. İktidarın her türlü kirli çamaşırını daha fazla ortaya dökebilecek bir kaynağı niye kurutsunlar? Bakarsın bir gün lazım olur.

Yeniden BAE’ye dönersek... Nüfusunun yüzde 18-20’si bu ülke yurttaşlarına ait, kalanı hizmet sektöründe çalışmak üzere yabancı ülkelerden gelenler. Ülke, yedi emirliğin birleşiminden oluşuyor. Demokrasi de bu emirliklerin kendi aralarında kurduğu denge kadar. 

Katar’daki durum da çok farklı değil. Katar Emiri Al Tani de annesiyle bir olup babasının yerine geçmişti.

AKP’ye sormak gerekir:

Ülkeyi muhalefete teslim etmeyeceğiz, kutlu davayı terk etmeyeceğiz, diyorsunuz. Ülkeyi muhalefete değil de ABD güdümlü petrol şeyhlerine mi teslim edeceksiniz? 

...***

Uğur Emek 28 Kasım tarihli Karar gazetesinde, " Dolarla mı maaş alıyorsunuz?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Televizyoncu: “Kur yükselince endişeleniyorum. Eyvah her şey pahalanacak. Ülkemizin ekonomisi kötüye gidecek. Endişelenmeli miyiz?” Bir önceki Hazine ve Maliye Bakanı: “Birincisi şunu sorayım size: dolarla mı maaş alıyorsunuz? Dolar borcunuz mu var?” Televizyoncu: “Yok.” Bu sohbeti yaparlarken çok eğleniyorlardı. Oysa kur artışı nedeniyle hep birlikte fakirleştiğimizden, halkımızın canı yanıyordu. Denenen bu garip iktisat politikası karşısında hepinizin dolarla maaş almanızı, ancak dolar borcunuzun olmamasını da çok isterdim. Ama ‘kazın ayağı öyle değil’ maalesef."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Dolar borçlusu bir halk var.

Dolar alacaklısı yabancılar ve bir de seçilmiş yerliler var.

Nasıl mı?

Gelin bir bakalım. Türkiye ekonomisinin 446 milyar dolar dış borcu bulunmaktadır. Bunun yaklaşık 180 milyar doları kamuya, 27,1 milyar doları TCMB’ye ve 239,6 milyar doları da özel sektöre aittir.

TCMB verilerine göre 31 Aralık 2020-24 Kasım 2021 tarihleri arasında dolar kuru 5,2 TL arttı.

Bu ne demek biliyor musunuz? Türk ekonomisinin dış borçları 2 trilyon 314 milyon 116 bin TL artmış demek. Bu rekabetçi kur politikasının Türk ekonomisine getirdiği ekstra yüktür. Bu dehşet bir gelişme.

Bu artışın kamuya yükü 934 milyar TL’dir. Bunu Nisan 2020-Temmuz 2021 döneminde milli bütçeden yaklaşık 7 milyon aileye sadece 10,6 milyar yardım sağlanabildiği gerçeği ile okuyun lütfen.

TCMB’ye yükü 140,6 milyar ve özel sektöre yükü 1 trilyon 243 milyar Türk Lirası'dır. Değerli okur bu yük özel sektör şirketlerinin çoğunun canını yakar.

...***

Mehmet Kara 28 Kasım tarihli Yeniasya gazetesinde, " Milletin aklıyla dalga geçen…"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Cumhur İttifakı’nın yöneticileri, ekonominin kötü gidişini, zamları, işçi, memur, çiftçi ve emeklinin zor şartlarda geçimini sağladığını söyleyenleri ya hamaset yapmakla ya kötü niyetli olmakla ya da mandacılıkla suçluyor. Ama ortada bir de gerçek var. Başta akaryakıt olmak üzere iğneden ipliğe zam geliyor. Döviz her geçen gün rekorlar kırarak artıyor, paramız eridikçe eriyor. Maaşlar eriyor, insanlar çaresizce ekonominin düzelmesini bekliyor. Çalışanlar zor durumda iken işsizlerin durumu ise içler açısı. Gençler yurtdışına gitmenin yollarını arıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Durum bu kadar vahimken, iktidara mensup bazı milletvekilleri ekonomik krizin varlığını kabul ediyor, ama çözüm için söyledikleri akıllara ziyan... Bir AKP’li yöneticinin de dediği gibi milletin aklıyla dalga geçiyorlar. 

AKP Elazığ Milletvekili Demirbağ, “Normal şartlarda ayda iki kilo et yiyorsak yarım kilo yeriz. Domatesi iki kilo yerine iki tane alırız. Kış günü turfanda sebzeleri kullanmak zaten sağlığa da çok faydalı değil” diyerek hem krizi kabul ediyor hem de kendince “akıl” veriyor. Artık, bu cümlelere ne söylenebilir ki? Zaten bu sözleri sarf eden sayın vekile ne söylense de kâr etmez.

Bir diğer açıklama da AKP Manisa Milletvekili Uğur Aydemir’den geldi! Muhalefet milletvekillerinin ücretli otoyol eleştirilerini “Vatandaşlarımız çok zekidir, yola çıkarken kendilerini bir kontrol ederler, öyle yola çıkarlar. Cebinde parası yoksa eski yolu kullanır, eski yolun seyahat rahatlığını da yaşayarak görür” sözleriyle cevaplayan sayın vekile ne söylenebilir ki? Bunun zekâ ile bağlantısı nasıl kurulabilir ki? 

Bir de üstüne, “Paranızın bittiği zaman olabilir, para kalmayabilir, başınızı bir kaldırın, şu yolların güzelliğine bakın arkadaşlar. Bakın ne güzel yollar yapılmış, gözünüz gönlünüz açılsın” demesin mi? Düşünsenize ekmek almaya gideceksiniz ve paranız bitmiş alamıyorsunuz kafanızı kaldırıyorsunuz yollara bakıyorsunuz karnınız doyuyor” 

Bir de demiş ki “Belki soğan ekmek yiyeceğiz aylarca, ama güvenliğimizden kimseye taviz vermeyeceğiz!” 

Kemal Sunal filmi gibi… Karnınız acıkınca, paran yoksa lokantanın dışından içine bakıp “ne güzel yiyecekler var” deyip oradan sessizce uzaklaşın. Karnınız doymayacaktır, ama güzel yolları düşünüp gözünüz gönlünüz açılacaktır. O da size yeter de artar bile… Oysa bunları söyleyenler de çok iyi biliyorlar ki, güzel yollar karın doyurmuyor. 

Bu ifadelere en güzel cevap AKP MKYK üyesi eski gazeteci Şamil Tayyar’ın sözleri olmuş: 

“Canı yansa da çalkantılı sürece rağmen sağduyusunu kaybetmeyen, marjinal grupların tahriklerine kapılmayan aziz milletimize borcumuz var. Gelir arttırıcı önlemler için kesenin ağzını açmalıyız. Milletin aklıyla dalga geçen ifadelerden de uzak durmalıyız. Birlikte başarmalıyız…” 

Başka ne söylenebilir ki?