Mayıs 21, 2016 08:17 Europe/Istanbul

Mehmet Türker, Sözcü gazetesinde, “AKP tiyatrosu!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“AKP'nin genel başkan adayı açıklandı:Binali Yıldırım!..Zaten, AKP'nin çeşitli kademelerinde yapılan temayül yoklamaları ve istişarelerde onun adı ön plana çıkmıştı…Ve parti içi demokrasi işledi, Binali Yıldırım'ın önümüzdeki pazar günü yapılacak AKP Büyük Kongresi'nde tek aday olması kararlaştırıldı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

…***

Şu tiyatroya;Şu ortaoyununa bakınız!..

Binali Yıldırım'ın adı günler, haftalar değil, aylar öncesinden belliydi…Serok Ahmet gidecek, Binali gelecek…Binali Saray'ın adayı idi ve AKP Genel Başkanlığı'na gelmesi kesindi…Temayül yoklaması ve istişareler film icabı yapıldı, AKP'liler Saray'ın adayı kimse ona uydular…Yani her şey göstermelikti…Komedide birinci perde böyle kapandı…Komedide ikinci perde büyük kongreyle açılacak…Tek adaylı, sonucu belli göz boyama kongresi…

Kongreden kim genel başkan olarak çıkacak belli…Peki o zaman, bunca masrafla yapılacak kongre neyin nesi?..AKP yöneticisi koca koca adamlar bizim gibi sıradan vatandaşlarla kafa mı buluyorlar?..Kongreden başka bir ismin çıkma ihtimali var mı?..

Aday, tayinle geliyor bunlar. kongre yapıp demokrasi numaraları yapıyor!..

AKP Genel Başkanı seçilen Binali, Saray'a gidecek ve başbakanlık görevi ona verilecek…

Sürpriz mi?..Hayır sürpriz değil, demokrasinin (!) gereği!..

Meclis'te en çok sandalyesi bulunan partinin genel başkanı olarak Saray hükümeti kurma görevini Binali'ye verecek ve AKP tiyatrosunda üçüncü perde kapanacak!..Bir başka komedi de AKP'nin önde gidenlerinin şu lafıydı:“Örnek bir kongre yapacağız”

Valla çok haklı çıktılar!!!Başbakan olması için AKP Genel Başkanlığı'na atanan Binali, kongrede Genel Başkan seçilecek!..

Böyle bir kongrenin ve genel başkan seçilmenin dünyada bir örneği daha yok!..Muhteşem bir kongre olacak, dünya hayran kalacak!..Nereden nereye…

İstanbul Deniz Otobüsleri Müdürlüğü'nden Başbakanlığa…Bu yolda müdürlüğü de, bakanlığı da genel başkanlığı da başbakanlığı da Recep Bey'in iki dudağının ucunda oldu…Saray'ın çizgisinden en ufak bir sapmada eski Sadrazam gibi kenara atılıverecek bir zat-ı muhterem…Türkiye'de artık bir Başbakanlık kalmamıştır!..Başbakanlık, Saray'ın talimatlarını yerine getiren bir sekretarya halinde olacaktır!..

…***

Esfender Korkmaz, Yeniçağ gazetesinde, “Emir ve komuta ile istihdam yaratılmaz”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“2015 ilk çeyreği ile 2016 yılı ilk çeyreği arasında kamuda 186 bin kişi işe alındı. Bu nedenle TÜİK'in yayınladığı işsizlik oranı bir yılda binde 3 geriledi. İşsiz sayısı neredeyse aynı kaldı, 2015 yılı şubat ayına göre 2016 yılında yalnızca 2 bin kişi azaldı.Zira, devlette istihdam arttı ve fakat sanayi sektörü istihdamında da de tersine aynı dönemde 75 bin kişi düştü. Eğer ihtiyaç varsa ve verimlilik artacaksa elbette devletin yeni personel alması gereklidir. Ancak işin ucunda siyasi beklenti ve popülizm varsa, işte verimlilik ve etkinlik düşeceği için işe yeni girenler dahil herkes kaybeder.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

1990 yılında İstanbul Üniversitesi ile Rus Bilimler Akademisi Bilimsel İşbirliği Anlaşması kapsamında Moskova'ya gitmiştik. Bizler, Rusya'nın piyasa ekonomisine geçişi nedeniyle, piyasa ekonomisini anlatıyorduk. Bir gün çantamı, yarın alırım diye kaldığımız Akademi misafirhanesinin lobisinde bıraktım. Ertesi gün çantamı bıraktığım kişi yoktu. Nedenini sordum... ''Biz herkes çalışsın diye bir gün çalışır, iki gün çalışmayız'' dediler. Aynı işi bir kişi yerine iki kişiye gördürmek mal ve hizmet üretimini artırmaz.İyi niyetle de olsa, işsizlik azalsın diye devletin iş dağıtması veya her işletme yeni bir kişiyi işe alsın demek, istihdama faydalı değil, zararlı olur. Çünkü devlet ve özel sektörde verimlilik ve kârlılık esastır. Verimlilik ve kârlılık düşerse, yeni yatırımların ve yeni istihdamın da önü kapanır. İşsizlik sorunu ile ilgili daha büyük bir sorun, iş bulma umudunu kaybedenlerin artmasıdır. TÜİK'in verilerine göre son iki yılda 120 bin kişi iş bulma umudunu kaybetti.

Şubat 2016 itibariyle ilan edilen işsiz sayısı 3 milyon 224 bin iken, ''iş aramayıp çalışmaya hazır olanlar'' sayısı 2 milyon 620 bindir. Eğer istihdam politikamız olacaksa, hedefimiz 5 milyon 844 bin kişiye iş yaratmak olmalıdır.Gerek siyasi iktidar ve gerekse muhalefet, istihdam yaratmak için ciddi politika ve proje üretemedi ve anlaşılıyor ki üretmeye de niyetleri yok.Bugün, herkes istihdam yaratmayan politikaların değişmesini istiyor. Ancak iş çözüme gelince, yapılan öneriler ''istihdam dostu büyüme'' gibi içeriği açıklanmayan sloganlarla sınırlı kalınıyor. İstihdam yaratacak yeni bir ekonomik modele ihtiyacımız var... Tartışılması gereken bu model olmalıdır.Bu çerçevede istihdamın artması için önce tasarrufların ve yatırımların artması bunun için gerekli alt yapının ve ortamın sağlanması, piyasada oligopol ve kartel yapılarının kırılması, devlette bürokrasinin kaldırılması, üretim ve ihracat malındaki yüksek oranlı ithal ara malı ve ham madde girdisi yerine iç üretimin teşvik edilmesi gerekiyor.

…***

Süleyman Yaşar, Taraf gazetesinde, “IMF’ye göre 2023 hedefleri hayal”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bildiğiniz gibi AKP iktidarının sürekli sözünü ettiği 2023 hedefleri artık ulaşılabilir olmaktan çıktı. Türkiye’de sayıların kuvvetini almasını bilenler Orta Vadeli Program’daki büyüme hızlarıyla bu hedeflerin artık tutmayacağını kolayca hesaplayabilirler. Ama AKP iktidarı hâlâ 2023 hedeflerini tutturacağını söylüyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bu konuda Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz Bütçe ve Plan Komisyonu’nda yaptığı konuşmada “Revizyon modernleşmek demek. Daha iyiyi aramak demek. Hollanda bizi geçti milli gelirde. Nasıl geçti, revize ettiler milli gelirlerini. Büyümeyle olmadı bu. Orada da yapılıyor bütün dünyada yapılıyor. Bizim de yaptığımız böyle, keyfimize göre bir revizyon değil. Yaptığımız bundan ibaret. Bu milli gelirimizi bir miktar artıracak” dedi. Yani revizyon yaparak biz de milli gelirimizi büyümeden artıracağız diyor Cevdet Yılmaz. Belki de büyümeden revizyon yaparak 2023 hedefinin tutturulacağının işaretini veriyor. Ama IMF farklı düşünüyor. Yani revizyon yapsan da yapmasan da 2021 yılında Türkiye’nin milli gelirini 972,7 milyar dolar olarak tahmin ediyor IMF. 2023’e kalan iki yılda bu tutarı 2 trilyon dolara çıkarmak pek kolay değil. IMF’nin projecte ettiği büyüme hızı dikkate alındığında milli gelir 2023’te ancak 1 trilyon 41 milyar dolara çıkabiliyor. Tabii bu da her şey düzgün ve doğrusal giderse. Ama AKP iktidarı eğer iktidarda kalabilirse 2023 hedeflerini de tutturduk diyebilir. Hatırlayacaksınız 1 Kasım 2015 seçimleri öncesinde olduğu gibi gerçek milli geliri her zaman saklayabilir.

Peki, niye Türkiye 2023 hedeflerini tutturamıyor?

Nedeni şu; 2013 yılının Mart ayı sonuçlarına göre Türkiye’de doğrudan yabancı sermaye stoku 195,7 milyar dolar tutarındaydı. Bu stok 2016 yılı Mart ayı sonuçlarında 155,9 milyar dolara geriledi. Yani doğrudan yabancı sermaye geleceğine bu ülkeden gitti. Böylece son üç yılda doğrudan yabancı sermaye stoku 40 milyar dolar azaldı.

Bu arada Türkiye’de oturanların 2013 yılının Mart ayı sonuçlarına göre yurtdışında doğrudan yaptıkları yatırım tutarı 32 milyar dolar tutuyordu. Bu tutar 2016 yılının Mart ayı sonuçlarında 45,7 milyar dolara yükseldi. Bu da bize son üç yılda 13,7 milyar dolarlık yerli sermayenin yurtdışına gittiğini gösteriyor. Dolayısıyla bu ülkede kıt kaynak olan sermaye yurtdışına kaçtı.

Hemen hatırlatalım bu yılın ilk üç ayında doğruda yabancı sermaye girişleri azaldı. Geçen yılın ilk üç ayında Türkiye’ye 4,2 milyar dolar doğrudan yabancı sermaye yatırımı gelmişti. Bu yılın aynı döneminde gelen doğrudan yabancı sermaye tutarı 2 milyar dolar oldu.

Peki, niye kaçtı?

Çünkü Türkiye son üç yılda küresel yatırım hukukunu dikkate almadı. Ve yatırım iklimi bozuldu. Otoriterleşme eğilimi, mal varlığına el koyma, uzun gözaltı süreleri ve yargıya olan güvenin yüzde 30 oranlarına gerilemesi yatırım iklimini bozdu.