Aralık 06, 2021 08:38 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Karar: ‘Destek vermediler ama icraya verdiler’

Yeniasya:

Bütçe maratonu 12 gün sürecek

Milli gazete:

Gençlere yeni yıla aşılı girin çağrısı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları

...***

Mustafa Balbay 5 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Mersin, Kılıçdaroğlu’nun adaylık işareti mi?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" CHP’nin Mersin mitingi, seçim havasının başladığını gösterdi. Milletin katılımı, seçmenin de sandığı beklediğini ortaya koyuyordu. CHP’nin meydanlara inme kararı alması bir süredir tabanın da aşağıdan yukarıya bastırdığı bir istekti. Bu tür meydana çıkmaların başlıca riski, sürdürülebilir kılmaktır. Bu yapılamazsa beklenen olumlu ilerleme tersine dönebilir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Mersin bu açıdan da önemliydi. Görünen o ki “milletin sesi” mitingleri devam edecek. Dünkü hava, meydanların sadece sayısal olarak değil, heyecan olarak da dolu olacağını gösteriyor. 

Mersin sadece meteorolojik değil, siyasal hava olarak da yerinde bir seçimdi. Mersin’in neredeyse bütün komşu illeri CHP’li başkanlar tarafından yönetiliyor. Adana, Hatay, Antalya’dan, öteki illerden elbet katılım olmuştur. Ancak taşıma bir yere kadar. Asıl olan yerel katılım, bunun da sağlandığı görülüyor.

Görünen o ki Mersin mitingiyle birlikte CHP’nin cumhurbaşkanı adayının Kılıçdaroğlu olacağına ilişkin yorumlar artacak. Kılıçdaroğlu’nun bir süredir, “ben” diye başlayan, birinci tekil şahıs olarak devam eden konuşmaları dikkati çekiyordu. Buna dün de tanık olduk. “Ben” diye başlayan, “dostlarımızla” diye devam eden cümleler çoğunluktaydı. Başlangıç bu olduğuna göre devam mitingleri de aynı havada sürecek. 

Kılıçdaroğlu’nun konuşması içerik olarak güçlü bir grup konuşması biçimindeydi. Mademki, “milletin sesi” mitingleri geliyor, akılda kalacak birkaç yeni slogan olabilirdi. Demirel, böylesi bir seçim havası başlayınca meydanlarda halkın ağzına laf vermek gerektiğini söylerdi. İki ya da üç kelimelik bir istem halkın diline yerleşti mi, senin uzun uzun konuşmana da gerek kalmaz. Önümüzdeki dönem için halkın geleceğe ilişkin özlemini dile getiren ve “kendisinin” tekrarlayacağı sözler gerekli. 

Mersin mitingi, Kılıçdaroğlu’nun TÜİK’in kapısına dayandığı haftanın sonuna denk geldi. Ekonominin gidişine ilişkin bütün rakamların çarpıtıldığı, TÜİK’in kapısına vurulan kilitten de anlaşılıyor. En azından Merkez Bankası Başkanı gibi TÜİK Başkanı da randevu verip usulen konuşabilirdi. 

Anlaşılan o yüz de kalmamış.

TÜİK, şöyle bir istatistik yayımlarsa şaşırmamak gerekir:

TÜİK’in önüne gelen ziyaretçi sayısı sıfırdır!

Kemal Kılıçdaroğlu’nun adının planlı şekilde öne çıkarılmasına dönersek...

İki olasılık var:

1- Bu durum cumhurbaşkanı adayı olacağını gösteriyor.

2- Başka adayların adının öne çıkmasıyla birlikte kendi otoritesinin sarsılmasını engellemek istiyor.

Birinci şık öne çıkarsa, Kılıçdaroğlu’nun yolun devamında bir “kadro hareketi” olarak yürümesi daha akılcı olur. Gerek CHP’ye gerekse kendisine farklı kesimlerin oy vermesi için gerekli açılımları yapıyor, söylem değişikliklerine gidiyor ama bunlar yetmeyebilir. CHP’nin çizgisine dair hiçbir soru işareti yaratmayacak bir stratejinin yanına hem kendi soluna hem sağına seslenen yelpazesi geniş bir kadro hareketi samimiyet tartışmasını da ortadan kaldıracaktır.

...***

Mehmet Kara 5 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, " Hele bir de çiftçiye sorun!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Türkiye Ziraat Odaları Birliği, çiftçinin yaşadığı sıkıntıların en önemli sebeplerini ortaya koyan raporunu açıkladı. Üretici ile market arasındaki fark 9 katına çıkıyor. Yani, çiftçinin ürettiği 1 liralık mal tüketiciye gelinceye kadar 9 liraya çıkıyor. Raporda en çarpıcı olan da limon fiyatlarındaki artış. Limon üreticiden tüketiciye gelene kadar yüzde 790.44 zamlanıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Tabiî çiftçinin asıl sorunu maliyetlerin artması. Gübreye 16 ayda 37 defa zam yapılmış. Şu anda ekim yapan çiftçi mahsulünü gübresiz ekiyor. Bu da daha verimsiz ve daha az ürün çıkacağı anlamına geliyor. Çiftçi 16 ay önce 1.200 liraya aldığı “taban gübresi”nin şu anki fiyatı 11 bin lirayı geçiyor. Baharda ekmesi gereken gübre ise tonu 16 ayda 1.800 liradan 13 bin liraya çıkmış. Çiftçi bu fiyatlarla nasıl gübre alsın? Bahara kadar bu gübrenin fiyatının ne kadar artacağını kestirmek zor! 

Çiftçinin en büyük maliyet kalemlerinden olan mazota da büyük oranda zam geldi. Bankalara ve tarım kredi kooperatiflerine olan borçların faizine yetişemeyen çiftçilerin traktörleri, tarlaları haciz yoluyla satılıyor. Borcunu ödeyemeyen çiftçilere hapis cezaları veriliyor. Özetle, çiftçi çok zor durumda. Görünen o ki, gelecek yıl sebze ve meyve fiyatlarının yanına yaklaşılamayacak.

TZOB Başkanı Şemsi Bayraktar’ın, “Üreticinin dayanacak gücü kalmadı” demese bir bakıma çiftçinin yaşadığı sıkıntıların özeti... 

Çiftçinin örgütlendiği STK’lar ardı ardına açıklamalar yapıp çiftçinin halini anlatıp, üretim yapacak halinin kalmadığını anlatırken Tarım Bakanı Bekir Pakdemirli’nin “zarar eden çiftçi yok” demesi çiftçileri hayretler içinde bırakmıştı.  

Meclis Genel Kurulu’nda çiftçilerin durumunu anlatan ve yaptığı açıklamalarla çiftçinin durumunu en çok gündeme getiren Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, memleketindeki çiftçilerinin sıkıntılarını ilçe ilçe, köy köy anlattıktan sonra, “Toprak Mahsulleri Ofisi yurt dışından buğday ithaline devam ediyor, 4.750 liradan buğday ithal etti, bunu da 2.650 liradan sanayiciye veriyor; çiftçiye vermediği desteği yurt dışındaki çiftçiye ve sanayiciye vermeye devam ediyor” diyerek başka bir sıkıntıyı dile getirdi. “AKP’nin yirmi yılda uyguladığı yanlış politikalar çiftçinin canına okuduğunu” belirtirken de, çiftçiye verilecek destekle hem üreticinin hem de tüketicinin korunacağını anlattı. 

Unutmamak gerekir ki çiftçi ekmezse şimdi samanı dahi ithal ederken bütün ürünleri dışardan almak zorunda kalırız. Verimli topraklarımıza yazık edilmesin! 

...***

Remzi Özdemir, 5 Aralık tarihli 5 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Fakirliğin kapısı açıldı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Devletin resmi enflasyonu yüzde 21 olarak açıklandı. Bu tüketici rakamı. Bir de üretici enflasyonu var. Bu rakam yüzde 55. Yani kaba bir hesapla üretici zararına satış yapıyor. Ya da bunu şöyle okuyabiliriz: Üretici bir ay önce 1 liraya ürettiği malı şimdi 1.5 liraya üretiyor. Bu bir sonraki ay vatandaşa zam olarak yansıyacak. Zaten bu ay aldığınız peynirin, zeytinin ve daha bir çok gıda maddesini bir sonraki ay aynı fiyattan bulamamamızın nedeni de bu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bu fakirler için, emekliler ve maaşla geçimini sağlayanlar için fakirliğin kapılarının sonuna kadar açıldığı anlamına geliyor.

Enflasyonun nedeni AKP iktidarının doları kontrol edememesidir.

1 doların 14 liraya dayandığı ülkede enflasyon elbette kaçınılmaz olacaktır.

Türkiye'de ekmeklik buğdaydan tutun da binlerce temel gıda maddesini ithal ediyoruz. Bu da dolardaki her artış buğdayın, şekerin, yağın ve çayın fiyatının sürekli artmasıdır.

Bakın benzin litresi 10 liraya dayandı.

Bu bile Türkiye'nin fakirleşmesi anlamına geliyor. Bir şehre gelen ürünler neyle geliyor? Elbette kamyon ve tırlarla. Bu da marketlerdeki o ürünün fiyatına yansıyor.

Bundan sonra fakir daha fakir zengin daha zengin olacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan her ne kadar döviz kurunu fakirler için serbest bıraktıklarını söylese de bu zenginlerin ekmeğine yağ sürüyor.

BDDK verilerine göre döviz mevduatlarının yüzde 72'si, 1 milyon TL üzeri mevduata sahip hesaplarda bulunuyor. Bunlar da 360 bin hesapta toplanıyor.

Yurt içi yerleşiklerin bankalarda 235 milyar dolar mevduatı var. 169 milyar doları, 1 milyon TL üzeri mevduata sahip hesaplarda. Dolar 13'ten 14'e çıkınca 1 milyon kişi bir günde 169 milyar TL kazandı.

O halde bu uygulanan kur politikası kime yarıyor? Elbette bankalarda 1 milyon doları olanlara yarıyor.