Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Ücretlere enflasyon zammı hayal kırıklığı yarattı: Emekli 2500 TL’ye mahkûm
Karar:
Enflasyon netice
Milli gazete:
Kulislere bomba gibi düştü: Seçim ertelenecek mi?
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Örsan Öymen 3 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “AKP siyasi parti mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
““Cumhurbaşkanı” ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na karşı ikinci kumpas hareketini, “İçişleri Bakanı” Süleyman Soylu üzerinden geçen hafta içerisinde başlattı. Erdoğan, Ekrem İmamoğlu’na yönelik ilk kumpasını, 31 Mart 2019 belediye seçimlerinden sonra, Yüksek Seçim Kurulu üzerinden gerçekleştirmişti. Ekrem İmamoğlu seçimleri kazandığı halde, YSK, hukuka aykırı bir biçimde seçimleri iptal etmişti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
23 Haziran 2019 tarihinde tekrarlanan seçimleri Ekrem İmamoğlu açık ara farkla kazanınca, AKP hükümeti başka kumpasların peşine düştü. Bu çerçevede AKP, İstanbul Belediyesi’nde işe alınanların içinde terör örgütleriyle ilişkili olan kişilerin bulunduğu iddiasını ortaya attı ve İçişleri Bakanlığı bu konuda bir soruşturma başlattı.
AKP’nin, Ekrem İmamoğlu’nu görevden almak için mi, yoksa onu yıpratmak için mi bu kumpası devreye soktuğu belirsizliğini korurken, CHP sözcüsü Faik Öztrak, Ekrem İmamoğlu’nun görevden alınması durumunda “gök kubbeyi AKP’nin başına yıkacaklarını” açıkladı. CHP’li başka siyasetçiler de bunun bedelinin AKP için çok ağır olacağını, milletin özgür iradesinin gasp edilemeyeceğini ifade ettiler.
AKP, yasama, yürütme, yargı arasındaki güçler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, hukuk devleti, demokrasi, laiklik, düşünce, ifade, basın, yayın ve örgütlenme özgürlüğü, toplu gösteri yapma özgürlüğü konusundaki tüm anayasa maddelerini ihlal etmiştir.
Siyasi partiler, yasa gereği anayasaya uymakla yükümlü olduklarına göre, anayasaya uymayan sözde siyasi partilerin, siyasi parti statüsüne sahip olamayacakları açıktır.
Anayasa Mahkemesi’nin AKP için kapatma cezası vermemiş olmasının ne kadar yanlış olduğunu tarih kanıtlamıştır.
Nitekim dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde, AKP gibi bir siyasi partinin varlığını sürdürmesi olanaklı değildir. Çünkü demokrasi, demokrasiyi ortadan kaldırma hakkını içermez.
Şu anda geçerli olan başkanlık sisteminin ortadan kaldırılıp parlamenter sisteme geri dönülmesi, sorunun çözülmesine yetmez. AKP’nin antidemokratik uygulamaları, referandumla başkanlık sistemine geçilmesiyle başlamamıştır. Sorun tek başına sistem değildir, temel sorun, AKP’nin ve onun lideri Erdoğan’ın kendisidir.
“Millet İttifakı”nın seçimi kazanması durumunda, parlamenter sisteme dönüldükten sonra yapılacak ilk seçimde, AKP’nin bugün olduğu gibi birinci parti konumunu koruması durumunda, AKP iktidarı devam edecektir, cumhurbaşkanı hükümeti kurma görevini, birinci partinin genel başkanına verecektir, Erdoğan da MHP ile koalisyon hükümeti kuracaktır. Muhalefetin bu konuda bir stratejisi var mı?!
…***
İbrahim Kahveci 3 Ocak tarihli Karar gazetesinde, “Faiz sebep zam yağmuru sonuç”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
““Faiz sebep-enflasyon sonuç” teorisine göre faizler düşecek ve böylece enflasyonda düşen faizlerle gerileyecekti. Oysa faizleri suni şekilde düşürmeye başladığımız eylül ayından bu yana düşen bir şey olmadı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Faizlerin suni düşürülmesi sonucu dolar/TL kuru 8,30 seviyesinden 13,30 seviyesine yükseldi. Bu kur yükselişi maliyetleri ve maliyetlere bağlı fiyat artışlarını da beraberinde getirdi. Böylece yüzde 19,6 olan genel enflasyon aralık sonunda yüzde 30,0 seviyelerine çıktı.
Zaten İstanbul Ticaret Odası’nın açıkladığı İstanbul Geçinme Endeksi (enflasyonu) eylül ayında yüzde 19,8 seviyesinden aralık sonunda yüzde 34,2’ye yükselerek zam yağmurunun hızla arttığını ortaya koydu.
Suni faiz indirimi; önce kurları patlattı ardından zamları sürükledi artan enflasyon ve belirsizlik riski de kredilere yansıyarak kredi faizlerinin artmasına yol açtı.
Böylece ortaya koyulmuş olan teori adeta ne öngörüyorsa tam tersi tüm olumsuz sonuçları doğurmuş oldu.
Düşük faiz temeline dayalı Yeni Ekonomi Modeli (YEM), temel olarak düşük faiz ile ifade ediliyordu.
Üretim-Yatırım-İhracat ve İstihdam olarak ifade edilen modele göre, faizler düşecek ve yatırımlar artacaktı.
Oysa bugün ticari kredi faizlerinde de faiz indirim sürecinde artışlar yaşanıyor. Kısaca Merkez Bankası faiz indiriyor ama üretim-yatırım için kullanılan kredi faizleri ise artmaya devam ediyor.
Geriye bir tek ihracat için rekabetçi kur dedikleri yüksek kur kalıyor. Onun da kontrolü kaybedildiği için TL mevduatları bile dolara endekslenerek önlem alınmaya çalışılıyor.
Faiz sebep-enflasyon sonuç teorisi aslında tüm sonuçlar itibari ile çökmüş ve tam tersi sonuçlar ortaya çıkartmış oldu.
Merkez Bankası’nın uygulamaya aldığı ‘düşük faiz’ politikası piyasada faizleri yükselttiği gibi asıl sorun olarak kurları yükseltmiştir. Faiz ve kur yükselişi de beraberinde hızla artan fiyatlar ve yüksek enflasyona yol açmıştır.
Ama asıl büyük tehlike henüz verilere yansımadı. Kur artış ve azalışının hızı piyasada fiyatlandırma zeminini bozmuş ve ticareti olumsuz etkilemeye başlamıştır. Ticaretin sekteye uğradığı yerde üretim ve devamında da yatırımın sekteye uğrayacağı kesindir. Artık bize sadece bu sonucun verilere yansımasını beklemek kalıyor. Belirsizlik ve hızlı oynaklık bugün ekonomide vadeli işlemleri askıya alarak ticarette en büyük aksamaya yol açıyor.
Vadeli işlemlerin askıya alınması, alış-verişin peşin paraya dönmesi bir bakıma belirsizliğin maliyeti olarak bizlere yansıyor.
Bugün-yarın karşımıza çıkan ve çıkacak en büyük sorunlardan biri de bu yeni düzen olacaktır.
Faiz sebep-enflasyon sonuç diye çıkılan yolda; suni faiz politikası ekonomideki bütün büyük dengeleri yıkan bir süreç oluşturmuştur.
Sadece elektrik fiyatlarına yapılan yüzde 127 zam bile bize acı gerçeği gösteriyor ama anlamak ne çare...
Bugün köprülerden akaryakıta, elektrikten doğalgaza yapılan zam yağmuru; yarın diğer ürünlere de yansıyarak devam edecektir.
Kısaca FAİZ SEBEBİ ile ZAM YAĞMURU sonucunu hep beraber yaşıyoruz.
…***
Mehmet Kara 3 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, “Konuşabilmenin önemi Siyasette istişarenin değeri”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Muhalefet partilerinin birbirlerini ziyaret etmeleri değerli ve önemli. Son yıllarda yaşanmayan bir durum. Siyaset dilindeki kirlenme, hakaret ve suçlamalar parti genel başkanlarını birbirlerinin yüzüne bakamayacak hale getirmişti. Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ülkeye verdiği zararı gören Millet İttifakı partilerini oluşturan ve yeni kurulan iki partinin iştirakiyle güçlendirilmiş ve iyileştirilmiş parlamenter sisteme geçiş amacıyla başlayan görüşmeler erken seçimin gündeme gelmesiyle daha da bir önem kazanmış durumda.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Uzun zamandır görmediğimiz bu görüşme ve fikir alış verişinde bulunma durumu milleti memnun ettiğini ve kamuoyunda takdir gördüğünü görüyor ve müşahede ediyoruz.
Siyasetin çirkin diliyle oluşan kutuplaşma ve ötekileştirme vatandaşa kadar yansımıştı. Bunu toplumun her alanında görmek mümkün.
1985’li yıllardan beri gazetecilik yapan birisi olarak, seçim gezilerinde bir otobüsle saatlerce ve günlerce her gazetenin muhabiri ile bir arada olabiliyorduk. Elbette o zaman da gazetecilerin farklı düşünceleri ve görüşleri vardı. Ama ayrılıklar ön plana çıkmıyor, meslekte birbirimize yardımcı oluyorduk. Ama son yıllarda gazeteciler bile öylesine ayrıldı ki, Meclis kulislerinde dahi birbirlerinin olduğu yere gitmiyor, birbirlerine adeta yan gözle bakıyorlar. Televizyonlardaki tartışmalarda bunu görüyoruz.
İşte tam da bu yüzden Millet İttifakını oluşturan partiler ile dışında kalan partilerin birbirlerini ziyaret etmeleri çok önemli. Zira, ihtilâl dönemlerinden sonra bile bir masa etrafında toplanan parti genel başkanları, şimdi –maalesef- cenazelerde bile birbirlerinin ellerini sıkmaktan imtina edebiliyor.
Elbette her partinin kendi görüşü, duruşu ve fikri olacaktır. Ancak, millete hizmet, demokrasi, hürriyetler, adalet gibi üst kavramlar etrafında birleşilebilir. Son günlerde işte buna şahit oluyor ve bundan da memnun oluruz.