Mayıs 25, 2016 09:39 Europe/Istanbul

Süleyman Yaşar, Taraf gazetesinde, “Armatör başbakan dönemi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Yeni Başbakan ihtisasını denizcilik üzerine yapmış. Gemi inşaatından deniz filosu yönetimine kadar çeşitli kademelerde kamuda çalışmış. Sonra Ulaştırma Bakanlığı yaptığı için lojistik ve ulaştırma konusunda tecrübeli bir isim oluyor. Ama yeni Başbakan’ın uzman olduğu ulaştırma sektörü son dönemde zorlanmaya başladı. Çünkü ihracat azaldı. 2014 yılında 157 milyar dolar olan ihracat Nisan 2016’da yıllık 139 milyar dolara geriledi. Dolayısıyla ihracat azalınca deniz, kara ve hava ulaştırması sorun yaşamaya başladı.”diyen yaar, yazısının dveamında şu ifadelere yer veriyor: 

…***

Gelelim bu kısa açıklamayı niye yaptığımıza…

Yaptık çünkü Türkiye’nin ihracatını artırması için kaynaklarını imalat sanayiine ve tarıma yöneltmesi gerekiyor. Yani lüks AVM, lüks konut yapımı ve lüks otomobil ithalatına ayrılan kaynakların imalat sanayiine yöneltilip ihracata konu mal üretiminin artması şart.

Tabii bunun için çeşitli nedenle kapanan ve iflas eden imalat sanayii tesislerinin canlandırılmasında da fayda var. Çünkü Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da pek çok tesis kapandı. Hattâ özelleştirilen Süt Endüstrisi Kurumu’nun 30 işletmesinden 26’sı, Et ve Balık Kurumu’nun 15 işletmesinden 10’u, Orman Ürünleri Sanayii’nin 20 işletmesinden 16’sı faaliyetini durdurdu. Unutmadan belirtelim özelleştirildikten sonra faaliyetini durduran tesislerde 16 binden fazla çalışan işini kaybetti.

Yine yarım kalmış kamu tesisleri var Doğu Anadolu’nun pek çok il ve ilçesinde. Bu tesislerin sayısı 268’i buluyor. Ve sözkonusu tesislerin hemen hepsinin temelini Necmettin Erbakan atmıştı. Erbakan’ın amacı önce kamu fabrikalarıyla ortamı hazırlayıp, bölgesel kalkınmayı sağlamaktı. Ama sonra gelen iktidarlar bu tesisleri çürümeye terk ettiler. Hâlbuki bu tesisler faaliyete geçirilseydi şimdi terör sorunu büyük ihtimalle yaşanmazdı.

İşte bu yarım kalan tesislerin hemen canlandırılması gerekiyor. Yine özelleştirildikten sonra faaliyetini durduran Doğu ve Güney Doğu’daki tesislerin yeniden faaliyete geçirilmesi bölgesel kalkınma için önemli. Çünkü özel sektör Doğu’daki il ve ilçelere gitmiyor. Yani duble yol yapmak, havaalanı yapmak yetmiyor özel sektörün gitmesi için. O bölgede imalat sanayiinin ilk örneklerini devletin kurması gerekiyor. Devlet bölgede imalat sanayii tesisi kurduğunda kaliteli emek, kültürel faaliyetler, sosyal yaşam ortaya çıkıyor. İşte bu kalkışa geçiş için ortamı devletin sağlaması şart. Yine AKP hükümetleri her ile en az bir üniversite kurarak büyük bir başarıya imza attılar. Ama bu üniversitelerin yanına Doğu ve Güney Doğu Anadolu’da kamunun imalat sanayii tesisi kurması hem uygulama olanağı hem de istihdam için şart.

Kısaca yeni başbakanın ilk işi imalat sanayii ve tarımın sorunları olmalı. Kapanan ve yarım kalan tesisleri faaliyete geçirmeli. Aksi takdirde Başbakan’ın uzman olduğu konuda yani ulaştırma sektöründe sorunlar artacak. Bir de hatırlatmakta fayda var. 1994’te dönemin başbakanı ekonomi ihtisası yapmıştı ama ekonomi krize girdi. Bir önceki başbakan uluslararası ilişkiler ihtisası yapmıştı ama Rusya ile neredeyse savaşa girecektik. Yeni başbakan deniz ulaştırma ihtisası yapmış fakat bu defa taşınacak mal yok.

Anlayacağınız başbakanların ihtisas alanlarıyla uygulamada işler ters gidiyor bazen. Dolayısıyla yeni başbakanın hemen imalat sanayiine ve tarıma ağırlık verip ihracatı çoğaltmasında fayda var.

…***

Şükran Soner, Cumhuriyet gazetesinde, “Tek adamla demokrasi mi olur?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, AKP kongresinde okunurken, divan başkanından yeni başkana, AKP’nin tüm yönetim, delegeleri, konuklarının ayakta dinleyerek “biat”larını kanıtladıkları mesajında, önünü kesen “çarpık uygulamanın giderilmesini” istedi.. Bir kez daha yüzde 52 oyla seçilmiş cumhurbaşkanı olarak, önceden açıkladığı farklı yönetim, “ucu açık yetki kullanma”dan vazgeçmeyeceğini, partisi, siyasi davası ile kurulu bağlarını koparmayacağını ilan etmekle kalmadı.. AKP’den, yeni Hükümet’ten; Meclis’in çalıştırılmasında; istediği Başkanlığın yolunun açılmasını, öncelikli görev olarak beklediğini söyledi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Yıldırım hızıyla, tek elden, tek adamın iradesi adına, tek parti icraatlarının.. bir gününde bile bize sunulanın; geleceğimize yönelik kökten rejim değişikliği paketlerinin, değil içini, sonuçlarını algılayabilmek, fiili atılan adımların sıralamasını bile izlemek çok zor. Cumhurbaşkanı, AKP, Hükümet, kongre çalışmalarını, iddialı izleyen, ister yandaş ister uzman gazeteciler bile.. Davutoğlu’nun görevlerinden alınması, Binali Yıldırım’a görev verilmesi, AKP yönetim kadrolarının baştan yaratılması süreçlerini.. hep arkadan, şaşkınlıklarını saklayamadan izler oldular.. Yasalarla uyum sağlamaya yönelik, kusursuz şov olarak hazırlanmış genel kurulda, parti başkanı, başbakan, yeni yönetim kadroları atamalarının seçimlere uyarlanması saatlerinde.. Bundan sonraki icraatlar sıralandırmalarında yetkin ya da bilgilendirilmiş AKP’den kimi isimler, televizyonların canlı yayınlarında söz alarak çiçeği burnunda, henüz resmen görevlendirilmemiş yeni Hükümetin öncelikli çalışmalarını; “Başkanlık rejimine geçiş için yeterli oyun Meclis’ten çıkamayacağı gerçekliği içinde, var olan hukuksal sorunlara ilk çözüm adımı olarak (partili cumhurbaşkanı) anayasa değişikliğinin öngörüldüğü..” olarak sıraladılar.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bile bile kendi iradesi ile Cumhurbaşkanlığı’na aday olduğu gerçeği yokmuş gibi.. Geçerli hukuk, parlamenter düzen, yetkin hükümet, bağımsız tarafsız cumhurbaşkanı ilkeleri, yeminine karşın sadece hesap sorulamamasına dayalı sayısız, sınırsız, hak-hukuk, yetki kullanımı ihlalleri tartışmalarında eleştirenler suçlanarak, gerçeklerin tersyüz edildiği, tek adam otoritesi, dayatmalarını meşrulaştıran bir medyatik algı yönetimi gündemde.. Cumhurbaşkanı için sandıktan çıkmış oydan başlanarak, haziran seçim sonuçlarına göre Meclis’ten Hükümet çıkarılmamasına, Meclis başkanı seçtirme, yeniden seçime götürme dayatmasına, en son zirve hamle seçim kazanmış parti başkanı, başbakanın görevden istifa yoluya aldırılması, yeni parti başkanı, yönetim organları, hükümet kurulması sürecine.. tersten de olsa yasal kılıflar uydurulabiliyor.. Cumhurbaşkanının icraatlarının tartışılmasına konu olan “çarpık uygulamalarda”, AKP’li hukukçu sözcünün dediği gibi “Partili olabilmesi yasağını kaldıran tek maddelik anayasa değişikliği..” bile Cumhurbaşkanını rahatlatabilir..

…***

Murat Yetkin Hürriyet gazetesinde, “Erdoğan'ın oyun planı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Oldu, sonunda oldu. Ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan nihayet yabancı liderlerin dikkati başka bir güç odağına dağılmadan bir zirveye Başkanlık yaptı, ikili görüşmelerde bulundu. Düşünsenize, Avrupa Birliği (AB) ile göç anlaşmasına ilk adımın atıldığı 18 Ekim toplantılarına geldiğinde Almanya Başbakanı Angela Merkel önce hükümetin başı olarak Başbakan Ahmet Davutoğlu ile heyetler arası görüşmeyi yapmış, ortak basın toplantısını düzenlemiş, sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı adeta adet yerini bulsun kabilinden ziyaret etmişti. Onun ardından 15-16 Kasım’da Antalya’da yapılan G¬20 Zirvesinde de Davutoğlu –resmen ev sahibi olmasına karşın¬ bir ara görünmüş ve o arada yine ikili görüşmelerde bulunmuştu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

AB ile 18 Mart anlaşmasının rotasını yolda giderken uçakta değiştiren, Merkel ve AB yetkilileriyle toplantıya Dışişleri ve AB Bakanı dâhil kimseyi almadan Haziran’da vizesiz seyahat için anlaşmaya varan da yine Davutoğlu olmuştu. Davutoğlu, daha bir süre önce Erdoğan’ı Beyaz Saray’da ağırlamış olan ABD Başkanı Barack Obama ile de görüşme talebinde bulunmuş, ancak ABD tarafından görüşme için önerildiği kulise sızan 5 Mayıs günü görevi bırakacağını açıklamak zorunda kalmıştı. Oysa yeni bakanlar kurulunu oluşturmakla görevli yeni başbakan Binali Yıldırım, dünyada ilk defa İstanbul’da toplanan Birleşmiş Milletler İnsani Zirvesi gibi önemli bir uluslararası gelişme için İstanbul’a olmayı düşünmedi bile. Ankara’da kalıp AK Parti MKYK ardından da bakanlar kurulu isimleriyle uğraşmaya yoğunlaştı. Merkel ve diğer liderler, Türkiye’deki iktidar adresinin neresi olduğu konusunda tereddüde kapılmadılar, adres tekti, adres Erdoğan idi. Bir gün önce AK Parti kongresine “cumhurla başkanı arasındaki” belirsizliği kaldırmak için bir an önce anayasa değişikliği talebi mesajını veren Erdoğan, bunun uluslararası plandaki ilk uygulamasını da İnsani Zirve sırasında yapmış oldu.

İstanbul’daki İnsani Zirve, evet önemli bir toplantı ama dünya liderlerinden katılımın beklenen düzeyde olmadığı da bir gerçek... Erdoğan’ı ne kadar eleştirse de Merkel bir ölçüde durumu kurtardı. Ama Erdoğan açısından asıl önemlisi, tam da içeride kimin patron olduğunu, tek iktidar odağı olduğunu herkese gösterdikten sonra, bunu dışarıya da kabul ettirmeye başlaması oldu. Yeni bir oyun kuruluyor Türkiye’de, süreci birlikte yaşıyoruz.