Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: TL'ye dönüşüm hesaplarında Merkez Bankası'na faiz yetkisi
Milli gazete:
Davutoğlu'ndan Erdoğan'a zam çıkışı: Halka yaptığınız zulme son verin
Yeniasya:
Yoksulluk sınırı 13 bin 843 TL
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Örsan Öymen 31 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Ekrem İmamoğlu neden hedefte?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" AKP, İstanbul’da belediye seçimlerini kaybettiği günden beri, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu hedef haline getirmiş durumda. AKP bu yolla, sadece İstanbul seçimlerini açık ara farkla ve tarihteki en yüksek oy oranlarından birisiyle kazanan Ekrem İmamoğlu’nu değil, İstanbul halkını da hedef alarak kendi bindiği dalı kesmektedir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
AKP hükümeti önce, Yüksek Seçim Kurulu üzerinde baskı uygulayarak hukuka aykırı bir biçimde, İstanbul belediye seçimlerini iptal etti. Bu hukuk dışı eylemden sonuç alamayan AKP, Ekrem İmamoğlu’nun projelerini engelledi ve Ekrem İmamoğlu hakkında yıpratma kampanyaları başlattı. Bu bağlamda, bir yandan Ekrem İmamoğlu’nun birçok projesi engellendi, bir yandan da “Ekrem İmamoğlu çalışmıyor” propagandası üretildi.
Oysa Ekrem İmamoğlu’nun çalışmalarını yakından takip eden herkes bilmektedir ki Ekrem İmamoğlu tüm engellemelere rağmen, iki buçuk yıl gibi kısa bir sürede, olağanüstü bir çabayla başarılı projeleri hayata geçirmiştir ve Türkiye’nin en başarılı belediye başkanlarından birisi konumuna ulaşmıştır.
Ekrem İmamoğlu’nun, gerçeklere aykırı biçimde yürütülen propaganda kampanyasına rağmen, kamuoyu araştırma kurumlarının araştırmalarına göre, halk desteğini sürdürmesi üzerine, AKP hükümeti bu sefer de terörizm iddiasına başvurdu ve İstanbul Belediyesi’nde terör örgütleriyle ilişkili kişilerin işe alındığını iddia etti.
Ancak daha önce olduğu gibi, bu iddiaların da birer yalandan ve iftiradan ibaret olduğu anlaşılınca, AKP son çare olarak, kar yağışındaki yemek olayına sarıldı.
Ekrem İmamoğlu, bir bitki olmadığına ve fotosentezle yaşayamayacağına göre, bir robot da olmadığına göre, herkes gibi çalışma arasında yemek yemesi bir zorunluluk olduğuna göre, yüzlerce odası olan bir sarayda yaşamadığı için, yemeğini restoranda veya evinde veya belediyenin sosyal tesislerinde yemek durumunda olduğuna göre, üstelik de yemek ile iş görüşmesini bir araya getirerek zaman kazandığına göre, kar yağışı esnasında bir restoranda yemek yemesini yadırganacak bir olay olarak sunmak, ancak çaresizlik anındaki bir acemilikle ve sığlıkla açıklanabilir.
İşin trajikomik olan yanı ise şudur: AKP hükümeti, Ekrem İmamoğlu’nu “yemek yeme suçunu” işlerken yakalamaya çalışırken, kendisi suçüstü yakalanmıştır. AKP hükümetinin, Ekrem İmamoğlu’nu devletin MOBESE kameralarından takip ettiği, bu kayıtları medyaya servis ettiği, devletin kendisine tanıdığı yetkileri, siyasi amaçlar için suiistimal ettiği, Ekrem İmamoğlu’nun kişilik haklarını ihlal ettiği, MOBESE cihazlarını yasalarda ve yönetmeliklerde belirtilen amacın dışında kullandığı ve kayıtları yasaya aykırı biçimde medyaya sızdırdığı ortaya çıktı!
Bir ülkeyi yönetenlerin açık bir biçimde anayasayı, yasayı ihlal etmekten ve suç işlemekten çekinmemek noktasına gelmeleri, çok büyük bir tehlikenin işaretleridir!
...***
Hakan Albayrak 31 Ocak tarihli Karar gazetesinde, " Abdulhamit Gül’ün istifası üzerine"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Tutuklu yargılama furyasını, esasen zorunlu hallerde başvurulacak bir tedbir olan tutuklamanın cezaya dönüştürülmesini kabullenemiyordu. Diyordu ki: “Haksız yere içerde tutuklu kalan kişinin o günleri geri gelmiyor, ticari kayıpları geri gelmiyor. Dolayısıyla 'pardon' dediğinizde, özür dilediğinizde veremeyeceğiniz o günleri, o özgürlüğü, o kararı verirken çok iyi düşünmek, haksızlık ve mağduriyete neden olmamak lazım. Aslolan tutuksuz yargılamadır. Tutukluluk istisnadır. Deliller toplanmış, kaçma şüphesi yok, yeri yurdu belli, seneler geçmiş, 'Hadi tutuklayalım...' Bu konuda yargının kamuoyuna değil, dosyaya bakarak adaleti ve hakkı tecelli etmesi hepimizin ortak beklentisidir.""diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesinin çiğnenmesine tahammül edemiyordu.
Diyordu ki:
"Bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun. Bizim yargıçlardan, yargı mensuplarından beklediğimiz budur. 'Şu ne der, bu ne der, adliyeye gelen insan şöyle telkinde bulundu, şu nasıl bakar, nasıl değerlendirir, bu konjonktüre uygun mu?' Arkadaş, yargı konjonktüre bakmaz, yargı hatıra bakmaz, yargı birilerinin dediğine bakmaz. Yargı dosyaya, vicdanına, hukuka, Anayasa'ya bakar. Bizim beklentimiz budur. O yüzden adalet yerini bulsun, ne olursa olsun. Yargı mensuplarının yanında HSK vardır, bu millet vardır. Hiç kimsenin tavsiyesine, talimatına, telkinine bakarak değil dosyaya bakarak vicdanınıza göre karar verin ve 83 milyon huzur içerisinde geleceğe daha güvenle baksın.”
Hukukun üstünlüğüne mugayir söylem ve davranışları hazmedemiyordu.
Diyordu ki:
"Bizim rehberimiz hukuktur, bizim rotamız hukuktur, bizim kılavuzumuz hukuktur. Biz yapalım hukuk arkadan gelsin değil, hukuk önden yürüsün biz ona göre kendimizi ayarlayalım anlayışıdır hukuk devleti.”Ve bakan olarak son konuşması…
FETÖ’vari uygulamalara isyan…
Şöyle:
"Hukuk devletinde esas itibarıyla haysiyet cellatlığı olmaz, itibar suikastı olmaz. Hukuk buna asla izin vermez, veremez, vermemelidir! Dijital kumpaslarla insanların hayatını tarumar eden, insanlara kumpas kuran bu FETÖ'cü zihniyetin de asla ama asla unutulmaması gereken bir mücadele alanı olduğunu bir kez daha hatırlatmak isteriz. Bu FETÖ'vari anlayışın uygulamaları(nın) da hiçbir zaman hiçbir suretle ve hiçbir kimse tarafından gerçekleş(tiril)memesi yönünde de teyakkuz ve bu konuda da hukukun gerekli tedbirleri alması da en esaslı görevlerden biridir. Dolayısıyla ‘Geçmişte oldu efendim, şimdi de olsa ne olur?’ diye bir şey asla kimsenin aklından geçemez, hukuk buna asla ve asla izin veremez!”
Hülasa: Mesele şuydu ki Abdulhamit Gül gerçekten adalet bakanı olmaya çalışıyordu.
Gidişatı değiştirmek için uğraştı ama gücü yetmedi.
...***
Orhan Uğuroğlu 31 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, " TÜİK başkanı neden azledildi açıklıyorum"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" TÜİK'te 6 başkan, Merkez Bankası'nda 4 başkan, hükümette 7 bakan değişiklikleri çok açık ve net şekilde gösterdi ki Recep Tayyip Erdoğan yönetemiyor. AKP iktidarı için yolun sonu göründü. İster erken seçim, ister Haziran 2023'te zamanında seçim artık hiç fark etmiyor. Erdoğan'ın Giresun'da kalabalığı az bulunca bakan azarlaması da bundan kaynaklı. AKP'nin teşkilatları da yılgın, bıkkın, yorgun ve daha da önemlisi hevessiz…"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Erdoğan, AKP teşkilatlarında artık heyecan yaratamıyor.
Çünkü "seçmen-milletvekili-bakan" zincirinin halkalarını Tek Adam Rejimi birbirinden ayırdı...
Erdoğan hâlâ farkında değil çünkü saraydan bu parçalanmayı göremiyor.
Çünkü sarayda etrafındaki kadro da bu parçalanmayı göstermiyor.
"Saray hanedanlığının körlüğü" denir bu duruma.
"Padişahım çok yaşa" sloganı ile netleşir…
"Kraldan çok kralcı" olur saraydaki çevresi…
Ve Türkiye'yi tozpembe gösterirler reislerine…
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun çok kızdığı ve kapısına kadar gittiği TÜİK gerçek rakamları maskeliyor, saklıyor...
Peki, TÜİK Başkanı Erdal Dinçer neden görevden alındı?
- İlk kez açıklayayım.
Saraydan aldığım net bilgiye göre ENAG adlı bilim insanlarından oluşan bağımsız enflasyon araştırma grubunu dava ettiği için TÜİK Başkanı azledildi.
Açılan davada hâkim, TÜİK rakamları ile ENAG rakamlarını ister istemez mukayese edecektir ki;
- TÜİK mi haklı, ENAG mı haklı ortaya çıkacaktır.
Gerçek rakam ENAG'ınki çıkarsa ne olacak?
- TÜİK rezil kepaze olmayacak mı?
- Gerçek ortaya çıkmayacak mı?
Elbette çıkacak…
Memurlar, emekliler, asgari ücretliler ENAG'ın gerçek rakamını görüp AKP iktidarına isyan etmeyecekler mi?
TÜİK'in kendi yaptığı TÜFE ve ÜFE ile bağımsız ekonomi bilim adamlarının TÜFE ve ÜFE rakamlarının mukayesesi mahkemede yapıldığı ve gerçek ortaya çıktığı zaman inanın bana
- Milletin kandırıldığı ortaya çıkar,
- TÜİK tüm itibarını yargı kararı ile kaybeder,
Saraydaki kıdemli danışman kaynağım AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açılan bu dava nedeniyle TÜİK Başkanı Erdal Dinçer'e çok kızdığını ve görevinden azlettiğini söyledi.