Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Kamu varlıklarını satan AKP iktidarı, 19 yılda 'özelleştirme şampiyonu' oldu
Yeniasya:
3 kişiden biri otomobil alamıyor
Milli gazete:
AKP'li Mahir Ünal'dan zam açıklaması: Devlet yapmıyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Taha Akyol 13 Şubat tarihli Karar gazetesinde, "Millet İttifakı’nın vebali"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Dün akşam 6 muhalefet partisinin lideri Kılıçdaroğlu’nun ev sahipliğinde bir araya geldi. Konu güçlendirilmiş parlamenter sistem olsa da partiler arası yakınlaşma bunun ötesinde... Nitekim birlikte manifesto yayınlamak, ortak bir icraat programı yapmak gibi ileri derecede işbirliği gerektiren konulardan bahsediyorlar. Başarmaya mecburlar, mahkumlar. Çünkü ister adaylık konusunda, ister ideolojik takıntılardan çıkacak bir başarısızlığın vebali çok ağır olacaktır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Çünkü Türkiye çok sıkışık durumda. Arkamızdan gelen Bulgaristan ve Romanya’nın son yedi yıl içinde bizi geçmiş olması, ekmeğimizin küçülmesi, milli itibarımızın sarsılması kolay katlanılabilecek şeyler değil.
Çıkış yolunu ortaya koymak, muhalefetin sorumluluğundadır.
İktidar ekonomiyi toparlayamaz mı? Keşke… Fakat iktidar “faiz sebeptir” temel yanlışı etrafında dolanıp duruyor, yatırım çekecek politikalar geliştiremiyor.
Ficth adlı kuruluş dünkü açıklamasında “takip edilen politikanın, hedeflenen kredi ve sermaye akışı önlemleri de dâhil olmak üzere, enflasyonu düşürmesinin beklenmediğini” belirtti ve Türkiye’nin derecesini düşürdü.
Ficth, Moody’s, S&P, bunlar “dış güçler” değil mi?!
Türkiye’nin denenmiş, bilimsel teori ve sınanması yapılmış temel iktisadi kavramlara, evrensel hukuk devleti ilkelerine dönmesi ve yüz elli yıldır Batı standartlarını hedef alarak geliştirmekte olduğumuz kamu kurumlarını restore etmesi şarttır.
Dış politikanın keza geleneksel eksene oturtulması zorunludur.
Öyle bir noktaya gelinmiştir ki, bunları başarmak büyük kararlılık, yüksek düzeyde uzmanlık bilgileri ve halk desteği gerektirir.
Kendini sağda hissedenler Özal reformlarına, solda hissedenler Derviş reformlarına baksınlar; önyargılarla değil, olguları ve rakamları okuyarak…
Bunun için diyorum ki, başta Kemal Kılıçdaroğlu ve Meral Akşener olmak üzere 6 liderin sorumluluğu büyüktür! Zira seçim kazanmanın ötesinde, bu büyük işi başarmak onların görevidir, vebali 6 liderin omuzlarındadır.
Millet İttifakı kavramı kitlelere yerleşmiştir, “marka” haline gelmiştir. İç işleyişinin temel prensipleri ve siyasetinin ana hatları ise yeterince işlenmiş, metne geçirilmiş değildir.
Bu çalışmaların 6 parti olarak yapılması gerektiği açıktır.
Birinci öncelik ekonomi olmalıdır. İYİ Parti lideri Meral Akşener’in belirttiği gibi Türkiye’de bugün “2001 krizinden çok daha büyük bir kriz var.” Ama 2001 reformları ile ülkeyi on yıl sürecek sağlıklı kalkınmayı yoluna koymuş olan rasyonel iktisadi zihniyeti reddeden bir ekonomi yönetimi var.
Millet İttifakı’nın teknik olarak çok iyi hazırlanmış bir program ve yetkin bir kadro ile ekonomiyi düzlüğe çıkarması halinde parlamenter sisteme geçiş için daha büyük halk desteği olacaktır. Millet İttifakı bu nitelikte bir reform programıyla ve CB adayının yanında güven veren yetkin bir kadroyla milletin huzuruna çıkmalı.
...***
Esfender Korkmaz 13 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Yeni ekonomik model tutar mı?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Hazine ve Maliye Bakanı, Londra finans çevrelerine yeni ekonomik modelin sunumunu yaptı. Londra dünya finans merkezidir. Ülkelerin sermaye çekmek için sunum yapmaları doğaldır. Ancak aynı zamanda da çok risklidir. Eğer tezinizin dayandığı ekonomik modelin parametreleri yanlış ise, ters teper. Mamafih, 2018 yılında Erdoğan'ın aynı amaçla gittiği Londra'da faizleri mutlaka düşüreceğiz şeklinde konuşması, 2018 kur şoku nedenlerinden birisi oldu."diyen yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Hazine ve Maliye Bakanı'nın Londra'da verdiği taahhütler;
* Kur istikrarı sağlanacak,
* Dolarizasyon önlenecek,
* Yastık altı altınlar finansal sisteme entegre edilecek,
* Enflasyon tek haneye düşürülecek.
Halen MB reel kur endeksine göre TL yaklaşık yüzde 47 oranında daha düşük değerdedir. Bu kadar düşük değerde iken artık kurların artmaması gerekiyor. Ne var ki kur artışına neden olan faktörler daha ağır basıyor .
Bunların başında döviz ihtiyacı geliyor. Türkiye'nin döviz ihtiyacı yüksektir. Bunun nedenleri; yabancı yatırım sermayesi gelmiyor, Türkiye'nin yurt dışı tahvillerinde iflas risk primi yüksektir. MB rezervleri eksi olduğu için bu risk daha da artıyor. Daha yüksek faizle ve daha zor yeni dış borç bulabiliriz.
Dış ticaret ve cari açık da döviz ihtiyacını artırıyor. Üretimde ithal girdi oranı yüksek kaldığı sürece, Türkiye dış açık verecektir. Üretimde ithal girdi oranını düşürmek için hükümetin ikna edici bir programı ve uygulaması yoktur.
Öte yandan, dalgalı kur politikası uygulayan her ülke, kurlarda aşırı dalgalanma olursa, kur istikrarı için müdahale eder. MB rezervleri eksi düzeydedir. Biz nasıl müdahale edeceğiz? Etmeyince kur artışı önlenemez.
Nihayet yüksek enflasyon da kur artışını zorluyor. Yandaş kayırmayı ve popülizmi kur istikrarından önde tutan bir hükümet, döviz kurunun aşırı değerli olmasına rağmen, kur artışını önleyemez.
TÜİK, Ocak verileri olarak mevduat faizinin yıllık bazda eksi 22,75 olduğunu açıkladı. Bu eksi reel faizle hangi sermaye gelir, kim TL'ye güvenir. Dahası, Kur Korumalı TL Mevduat Hesabı icat edince, otomatikman TL'ye güvenmeyin diyorsun; Dolarizasyonu nasıl önleyeceksin?
AKP iktidarı sıkışınca yastık altı altınlara göz dikiyor. 2017 ve 2018 yılında da altın sertifikası çıkardı ve faiz verdi, ama kimse yastık altındaki altınlarını çıkarmadı.
Yastık altında altın tutmak, insanlık tarihi kadar eskidir ve öteden beri herhangi bir siyasi riske karşı insanların aldığı önlemdir.
MB, 2006'dan beri enflasyon hedeflemesi yaptı. Hiçbir sene tutmadı. Merkez Bankası'na olan güven kayboldu. Bu şartlarda enflasyonu tek haneye düşürmek imkânı yoktur.
Yabancı sermaye bu hesapları yapmıyor mu? Bizden iyi yapıyor. Eğer biz bunu anlamıyorsak; o zaman da acaba biz Dunning Sendromu mu yaşıyoruz sorusu akla geliyor.
...***
Mustafa Balbay, 13 Şubat tarihli Cumhuriyet gazetesinde, " Zampiyon Türkiye!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Klasik söz vardır: Türkiye’de bir haftada olanlar, normal bir ülkede bir yılda yaşanmaz... Yine böyle bir haftayı geride bıraktık. Sedat Peker’in 2 Mayıs 2021’de başlattığı açıklamalar serisi içinde adı geçenlerden üç kişi öldürüldü. Sonuncusu Halil Falyalı 8 Şubat akşamı Kıbrıs’ta suikasta uğradı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Falyalı’nın yaptığı her iş ayrı bir kartvizite yazılsa deste olur. Sanal bahisten uyuşturucu ticaretine kadar her şey var. 20 yıl önce bir kumarhanenin güvenlik görevlisi olarak hayata atılıp 800 milyon dolarlık bir servete kavuşmak, içinden geçtiğimiz dönemin bir fotoğrafı! Peker’e göre Falyalı, Türkiye’deki iktidar gücünü kullanarak büyüdü. Zaten cenaze töreni de bunu gösteriyordu. Durum şuydu:
Uluslararası alanda yasadışı işleriyle ün yapmış, soruşturulmuş bir kişi devlet töreni havasında toprağa verildi!
Çok acı ama sormadan geçemeyeceğiz:
Toprağa verilen Falyalı mı, hukuk devleti mi?
İçimize dönersek... Türkiye’ye “Zamistan” deseler yeridir. Dün akşam eve gelirken posta kutusunda yeni bir fatura gördüm. Oysa ayın başında tümü gelmişti. Bu, daha önce parasını ödeyip yüklediğimiz doğalgaza ek zammış. Yeni gaz alırken üstüne bunu da koyacaklarmış. Faturayı okurken mırıldanmadan edemedim:
Zampiyon Türkiye!
En büyük zampiyon elektrik. Toplumsal tepkinin yükselmesi üzerine bakanlık dağıtım şirketleriyle toplantı yaptı. Ulaşabildiğimiz haberlere göre dağıtım şirketleri indirime yanaşmamış. Hatta nisanda bir zammın daha kaçınılmaz olduğunu söylemişler. Elektrikte genel hatlarıyla rakamlar belli:
Devlet dörde ürettiği elektriği, dağıtım şirketlerine ikiye veriyor. Şirketler de halka sekize satıyor. Yanlış okumadınız!