Şubat 21, 2022 09:50 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Hemşirelik bölümü öğrencileri, eğitimleri sonrası yurtdışına gidiyor

Star:

Emekli maaşı ve ikramiyesinde artış olacak

Milli gazete:

Erdoğan'ı kara kara düşündüren tablo: En güvendiği kitlesi terk ediyor

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mustafa Balbay 20 Şubat tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Halkı birbirine düşür... Tepeden yönet!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Halkını, mesleklerine, çalışma sahalarına, işlevlerine göre karşı karşıya getiriyorsun. Ülkenin içinde düşmanlar üretiyorsun. Herkesi birbirine düşürüp tepeden hükmetmeye girişiyorsun. Yakışıyor mu? Elektriğe bir kalemde yüzde 122’ye kadar zam yapmışsın. Akaryakıta yılda 80 kez, toplamda yüzde 150’ye yakın zam yapmışsın. Sonra KDV’yi yüzde 8’den 1’ indirip halka sesleniyorsun: “Şimdi onlar fiyat indirecek. Bu prangaları kıracağız... İndirmezlerse pişman edeceğiz...”"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Yüzde 7 elbet bir indirim ama senin bunca bindirimin karşısında ne ki. Sen bunu alıp halkın öfkesini esnafa yönlendirmesi için kullanıyorsun. 

Yarın o esnafı bulamazsan ne yapacaksın?

Gübreye iki yılda 10 kat zam yapmışsın. 1800 liradan 17 bin liraya çıkarmışsın. Bir ton gübreyle kimi yerlerde üç dönüm tarla alınır olmuş. Sonra sebze meyve fiyatlarının yüksekliğini stokçuya bağlayıp tedarik zincirinin halkalarını birbirine düşürüyorsun.

Bu zincir kırılırsa ne yapacaksın?

Yasadışı iş yapan varsa gereğini yap ama beceriksizliğinin faturasını birbirine bağlı çalışan kesimlerin arasına kesmen yakışıyor mu?

Doktorları yıllarca sağlık hizmetinin motoru değil, hizmetçisi gibi seçmenin önüne atıp “İstediğinizi yapın” dedin. Şimdi bir meslek ülke dışına gidiyor. Çığlık atıyorlar, duyduğun yok. 

Meslekleri kendi içinde birbirine düşürdün. İşte barolar. Adaletin üç önemli ayağından birini kendi içinde kutuplaştırmaya çalıştın. Bereket, büyük bir kesimi sağduyulu çıktı. Güdük bir iki deneme dışında senin baroların oluşamadı. 

Adaletin unsurlarını birbirine düşürmek yakışıyor mu?

Liste uzun... Gazeteciliğin içini boşalttın. Ahlatlıbel masası üzerine elbette yorumlar yapılır ama “haber” diye manşete konanlara bakınca, “Bu kadarına pes” dedirtiyor. Sanatçıların üzerine trollerini salıp evlerinin önünde eylem yaptırdın. Akademisyenlerin üzerine gitmek için kendi “akademisyen” kadronu kurup saldın.

Efsanedir... İki kadın da bir bebeğin annesi olduğu iddia eder. Hâkim işin içinden çıkamaz. Sonunda şu kararı alır:

- Bebeği ikiye bölün, iki kadın arasında paylaştırın...

Kadınlardan biri kayıtsız izler. Öteki atılır:

- Durun hâkim bey, yapmayın. Bu kadına verin, yeter ki bebeğim yaşasın.

Hâkim, gerçek annenin o olduğuna karar verir...

Toplum, yıllardır bu duyguyla, aman ülkemizde ayrılık olmasın kaygısıyla iktidara sabrediyor. Değişimin sadece sandıkta ve sorunsuz olmasını istiyor.

Elbette inanıyor ki bugünler de geççek!

...***

Taha Akyol 20 Şubat tarihli Karar gazetesinde, " Nass bazen var bazen yok mu?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Merkez Bankası politika faizini değiştirmedi, yüzde 14’te devam ediyor. Oran yüzde 15 iken nass var, yüzde 14’te devam ederken nass ortadan kalkmış (mensuh) olabilir mi?! Cumhurbaşkanı ne diyordu? “Nass ortada olduğuna göre sana bana ne oluyor?!” (21 Aralık 2021) Erdoğan, artık emrinde olan Merkez Bankasına, iki aydır faiz indirmediği için neden “sana ne oluyor” demedi?"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Ticari kredi faizleri yüzde 30’un üstünde seyrediyor…

Daha vahimi, Türkiye’nin yüzde 7.23 gibi çok yüksek, hatta Düyunu Umumiye faiziyle 3 milyar dolar borçlanmış olmasıdır! İslami “Sukûk” senedi satarak Hazine 3 milyar borçlandı, “faiz” denilmiyor, “getiri” deniliyor. Kredinin maliyeti olarak hiçbir farkı yok!

Ekonomimizin “risk primi” o kadar yüksek ki, ancak yüzde 7.25 gibi bir “getiri” yani faiz vererek borçlanabiliyoruz!

Tarihimizde, Osmanlılar dahil, hiçbir hükümet Erdoğan hükümetleri kadar faiz karşıtı konuşmalar yapmadı ama Erdoğan hükümetleri kadar da ‘faizci’ olmadı!

Başbakan Erdoğan bakın 8 yıl önce yüzde 6 faizi bile fazla buluyordu:

'Yüzde 6'lık faiz yüksek kısa zamanda düşmeli' (Milliyet 5 Nisan 2013)

Yüzde 6 faizi bile yüksek bulacaksın, ama öyle politikalar uygulayacaksın ki, sekiz yılda ülkede kişi başına gelir 12 bin dolardan 8 bin dolara düşecek, dış borçlar 450 milyar dolara çıkacak, resmi enflasyon yüzde 50’yi görecek… Merkez Bankası’nın emirle indirdiği politika faizi yüzde 14, bankalarda ticari kredi faizleri yüzde 30’un üstünde gezinecek…

Niye böyle oldu, nerelerde yanlış yaptık diye düşünmek gerekmiyor mu?

Temeldeki sorun, “faiz sebeptir” diye özetlenen yanlış politikaların makro dengeleri bozmuş olmasıdır.

Erdoğan AB sürecinde doğru politikalarla ve doğru ekiple ekonomiyi büyütürken, “faiz hayatın gerçeğidir” diyordu. (18 Nisan 2004)

Ekonomi politikalarında bozulma 2013- 2014 yıllarında “faiz sebeptir” denilerek başladı.

“Faizi düşürdük Batı çıldırdı” sözü Erdoğan’ındır. (19 Haziran 2018)

Gerçekçi değildir; Türkiye’ye en yüksek miktarda yatırımlar faizin en düşük, TL’nin en değerli olduğu dönemde geldi.

...***

Esfender Korkmaz 20 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Hükümete olan güven dip yaptı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Piyasa ekonomisinde, üretici ve tüketici olarak iktisadi ajanların beklentileri, ekonomik istikrarı da aynı yönde etkiliyor. Türkiye İstatistik Kurumu, Şubat ayı Tüketici Güven Endeksi'ni yayınladı. Bu endekse göre; Geçen sene Şubat ayında 84,1 olan güven endeksi bu sene 70,8'e geriledi. Güven endeksinde 100 güven sınırıdır. Üstü güveni, altı güvensizliği gösterir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Ankete cevap veren hane halklı, son on iki ayda mali durumunun bozulduğunu söylüyor. Geçen sene 66,3 olan mali durum endeks değeri bu sene 55,2'ye geriledi.

Yine hane halkı son on iki ayda ülke ekonomisinin de bozulduğunu söylüyor. Ekonomik durum endeksi geçen sene Şubat'ta 59,3 iken bu sene 45,9'a geriledi.

Ankette hane halkının önümüzdeki yıl beklentileri daha da karamsar çıkıyor.

Halkın morali neden bu kadar bozuktur?

En önemlisi ''ekonomi yönetimi'' güven vermiyor.

Türkiye ağır ekonomik bunalım yaşayan Venezuela gibi birkaç ülke hariç, dünyanın en büyük enflasyonunu yaşıyor. Halkın satın alma gücü düştü. Halk derin bir yoksulluk yaşıyor. Her dört kişiden birisi fiilen işsizdir. Buna rağmen hükümet istikrar programı hazırlamıyor. Üstelik realiteye uymayan aykırı algılar yaratmaya çalışıyor. Söz gelimi hükümet ''faizi ve kuru çözdük, enflasyonu da çözeceğiz'' diyor.

Türkiye'de reel faiz oranı eksi yüzde 30'lar düzeyinde ise, enflasyon çözülmez. Çünkü bu kadar yüksek eksi reel faiz ile TL değeri kağıt düzeyine düşer. TL'den kaçış olur. Tüketim artar. Ya da atıl yatırımlar artar. Tüketim enflasyonu artırır.

Aslında eksi reel faizde yatırımların artması gerekir. Ama hukuki ve demokratik altyapı ve güven sorunu daha ağır olduğu için kimse yatırım yapmıyor. Öbür yandan TL kaçışla ölü yatırımlar artınca , bu defa arz yönünden , arz- talep dengesi bozuluyor.

Kur'a gelince, kuru çözdük dediğine göre bu hükümet Merkez Bankası verilerine bakmıyor. Zira Merkez Bankası TÜFE bazlı reel kur endeksine göre TL, yüzde 47 oranında daha düşük değerdedir. Bu durum olduğu gibi enflasyona yansıyor. Bunu yaşayarak görüyoruz. Yüksek kurda artan ithal girdi fiyatları, maliyetlere yansıyor.

Hükümet, elektrik fiyatlarını artırdı. Şimdi de dolaylı yollardan halkın tepkisini çözmeye çalışıyor.

Dünyanın birçok ülkesinde elektrik bedavadır veya fiyatları düşüktür. Söz gelimi Türkmenistan'da elektrik ve gaz bedavadır.

Elektrik fiyatlarına zam yapıp, arkasından bazılarına maddi yardım yapmak akla uygun değil. Bu durum halkın kafasına;

'Hükümet yeni biatçılar mı yaratıyor' sorusunu getiriyor.