Şubat 26, 2022 08:42 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Akaryakıtın ardından her şeyin fiyatı artacak!

Yeniasya:

Diplomalı işsizlik artacak

Milli gazete:

Geçim derdi eğitimi etkiledi

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

İsmet Özçelik 25 Şubat tarihli Aydınlık gazetesinde, “Ukrayna ABD’den umut bekleyenlere ders olmalı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Afganistan’da ABD’ye güvenenler, ABD uçaklarının tekerleklerine asılı kaldı. Kazakistan’da ABD desteğiyle, “Turuncu devrim” peşinde olanlar hüsrana uğradı. Irak, Suriye, Libya… Oralarda da durum pek farklı değil. En son Ukrayna… Turuncu devrim sonrası, ABD’de eğitilenler yönetime getirildi. Kilit yerlere yerleştirildi. Ukrayna yöneticileri dayılarına güveniyordu. Sırtlarını ABD’ye dayayıp hareket ediyorlardı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

“NATO bizi korur” havasındalardı. Dünya ve bölge gerçeğini okuyamadılar. ABD-Avrupa çelişkisini göremediler. Yığınakta hata yaptılar. ABD adamlarını yalnız bıraktı. Zaten yapabileceği fazla bir şey de yoktu. Dünkü yazımda, “Yeni dünya silahla kuruluyor” demiştim. Zaten hep öyle olmadı mı? Batı yaptırımlarla sonuç almaya çalışıyor. Alabilir mi? Zor görünüyor. Avrupa yanlış yaparsa bedelini ağır öder.

Enerjide Rusya’ya bağımlı.

Bir süre sonra taşlar yerine oturur.

Xi Jinping ve Putin, Pekin’de buluştu.

Tarihi anlaşmalara imza attılar. Asya ülkelerinde arayışlar var.

Ticarette yeni ödeme sistemleri üzerine çalışıyorlar.

ABD’nin dolar saltanatı için tehlike çanları… Asya’da büyük bir ittifak doğuyor.

Türkiye’nin geleceği de orada…

RÜZGAR ARTIK ABD’DEN ESMİYOR. ABD için, “Gücünün yarısı propaganda gücü” denirdi. Bu şimdi daha iyi anlaşılıyor.

Peş peşe yaşanan olaylar… “Propaganda gücü” önemli ölçüde çöktü. Bundan sonra ABD’ye kim güvenir. Bütün dünya şu gerçeği görüyor. Rüzgar artık ABD’den esmiyor. Batı’nın dünya düzeni çöktü.

Yeni dünya düzeni kuruluyor. Bu önümüzdeki yıllarda daha net anlaşılacak. İktidar içinde bir grup, ABD ile çıkış arayışında.

Arayı düzeltme çabasında. Son dönemde faaliyetlerini arttırdılar.

Ekonomideki sıkışmışlığı kullanıyorlar. Hâlâ oradan umut bekliyorlar. İsrail’le normalleşme de bu amaca yönelik. Yahudi lobisi üzerinden, ABD ile anlaşma girişimi. “Biden takımı” ise tam bir felaket. İktidarı ABD’den bekliyorlar.

CHP’nin ABD’de temsilciliği var. İçeride, dışarıda yoğun temas içindeler. Kapalı kapı arkası ilişkiler konuşuluyor. İyi Parti de ABD’ye heyet gönderiyormuş. Deva, Gelecek,… Onları tartışmaya bile gerek yok. “Varlığım varlığına emanet olsun” tavrındalar.

Son dönemde yaşananlar ortada. Herkes için ders olmalı.

ABD tepetaklak gidiyor. Ayakta kalmaya niyeti olsa bile takati yok. Biden büyük umutlarla iktidara gelmişti. Şu anda yerlerde.

ABD’de orta sınıf hızla yoksullaşıyor. Kongre’yi işgal edenler pusuda bekliyor. ABD dünyayı ateşe veriyordu. Şimdi kendi yangını ile uğraşıyor.

…***

Cevher İlhan 25 Şubat tarihli Yeniasya gazetesinde, ““Demokratik sistem mutabakatı” ilk adımı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Ekonomiden dış politikaya bütün alanlarda iflas eden “tek kişilik ucûbe yönetim”e karşı “güçlendirilmiş demokratik parlamenter sistem işbirliği” taahhüdü siyasette dengeleri değiştiriyor. Altı partinin “demokratik parlamenter sistem” işbirliğinde uzlaşıp, seçim öncesi “sandıkta ittifak” mesajları daha şimdiden milletin yüzde 70’ini aşan irâdeyi ortaya koymaları siyasette büyük akisler uyandırıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Sözkonusu “işbirliği”nin dışında kalsa da sırf “tek kişilik yönetim”e karşı çıktığı için kriminalleştirilmek istenen HDP üzerinden “demokratik sistem”i akamete uğratma komplolarının bu partinin her halûkârda “parlamenter sistem”i destekleyeceği ve “parlamenter demokratik sistem’e geçiş süreci ile cumhurbaşkanlığı seçimi için bütün muhalefet partileriyle diyalog ve müzâkereye açık oldukları” çağrısıyla “demokratik muhalefetin”in yanında yer alacağını kamuoyu önünde beyânı da, şaşkına dönen iktidardakileri yeni yeni manipülasyonlara yöneltti.  

Mevzubahis tahrik ve dezenformasyonların muhalefet cânibinde mâkes bulmaması ve bilhassa Kılıçdaroğlu’nun HDP’nin neden temsil edilmediği eleştirilerine “Bu süreçte her parti ile görüştük. HDP’yle de görüşüyoruz, yine görüşeceğiz. Hiçbir partiyi de yok sayamayız. Öyle yaparsak bu demokrasiye inanmadığımızı gösterir. Bir sorun yok” cevabı kumpası etkisiz hale getirdi. 

Peşinden hâlen ideolojik kalıpların cenderesindeki medyatik mahfillerin teraneleri bahane edilerek her fırsatta “28 Şubat post modern darbesi’nin etinden, sütünden, yününden faydalanan AKP’nin saldırıları devam etti. 

Özellikle “28 Şubat” tarihine dair demagojilerle ortalık bulandırılmaya yeltenildi. 

Ancak 28 Şubat mağduru olduğunu nazara verip, 28 Şubat mağdurları için “helalleşme diyoruz” diyen ana muhalefet liderinin “O dönem Batı Çalışma Grubu vardı. Benim de aleyhimde o dönemde oraya raporlar geldi. Sonradan milletvekili olunca o raporların orada olduğunu öğrendim. Bir sürü haksız iddia vardı. Ben de dava açtım” açıklamasıyla bu davanın uzun yıllar devam ettiğini ve dönemin Başbakanı Erdoğan’ın “28 Şubat Batı Çalışma Grubunun hazırladığı raporuna, yani 28 Şubat sürecine avukatları aracılığıyla destek verdiğine, Cumhurbaşkanı olarak yine avukatlarının davaya sahip çıktığı”na dikkat çekip, “mağdurların yanında değil, zulmün yanında yer aldığını ve kendisinin de ‘28 Şubat’ın mağduru olarak davayı kazandığı” açıklaması bu konudaki saptırmaları boşa çıkardı.

Bilhassa 28 Şubat sürecinde kurulan hükümetlerde Başbakan Yardımcısı olarak yer alan Bahçeli’nin garip karartmasını berhava etti. 

Görünen o ki muhalefetin “demokrasi işbirliği” AKP iktidarının ve “tek kişilik hükûmet”in bitişinin ilânı olmuş. Bundandır ki “parlamenter sistem”de mutâbakata varan demokratik muhalefetin bir an evvel “seçim ittifakı”nı da deklâre ederek topyekûn toplumu kucaklayan ortak irâde ile “demokratikleşme yol haritası”nı ilan etmeleri kaos plânlarını tümüyle akamete uğratacak.

Demokrasi ve hukuk devletinin tesisiyle ülkeyi kutuplaşma girdabından çıkaracak, meydana getireceği sinerji ile yüzde 30’lara vardığı söylenen “kararsızları” “demokrasi ittifakı”nın yanına çekecek.  

“Demokratik parlamenter sistem mutabakatı” bunun ilk adımı. 

…***

Ekrem Yazar, 25 Şubat tarihli Yenimesaj gazetesinde, “Ekonomide devasa kanyonlar oluştu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Ülkemizde nerede orman, nerede su kaynakları, nerede dağ varsa oraya leş kargaları gibi konanlar vardır. Gelecek nesilleri önemsemek bazı kuruluşların -doğal olarak o kuruluş sahiplerinin- umurlarında bile değildir. Siyanür, sülfürik asit denilen zararlı maddeler, madenciler için önemlidir. Çünkü önemli olan, onların kazanmalarıdır. Munzur Dağları'na, Kaz Dağları'na Artvin dağlarına, Ordu dağlarına nasıl kıydıkları herkesçe bilinmektedir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

…***

Bu insanların dağlarla sorunu ne? Elbette ki altındır. Dağlar, dünyanın en değerli su depolarıdır. Bu açıdan bakıldığında barajlardan bile önemlidirler. Araştırmalara göre tüm dünyada çıkarılan yıllık altın miktarı, 3 bin ton civarındadır. Merak edenler gidip görsünler Kaz Dağları'nın acıklı durumunu. Maden çıkarmak için kesilen ağaçlar nedeniyle bölgenin yeşilliği ve güzelliği nasıl yok edilmiştir gidin görün. Bundan daha vahimi, altın çıkarmak için ortaya atılan atıkların zararlarının yıllarca o dağlara ve yerleşim yerlerine vereceği zararı bir düşünün. 

Özellikle ülkemizdeki madencilik, yağmacılık, talancılık üzerine kurulmuştur. Ne yazık ki yıllar önce, ülkenin ormanları, yaylaları, köyleri yağma talan madencilerine peşkeş çekildi ki bu işin başlangıcı 1980 sonrasıdır.

Ülkemizde bir ton altın elde etmek için 5 milyon ton taşı toprağı zehirliyoruz. Bu yaklaşımın zararını ve sorumluğunu gelecek kuşaklara kim anlatabilecek? 

Derelerimiz kurutulmuştur. HES adıyla ortaya atılan sistem, köylerimize, kasabalarımıza can veren sularımızın yok olmasına neden olmuştur. Üstelik de sel felaketlerinin, yüzlerce işyerinin ve arazinin yok olmasının temel nedeni derelerin doğallığının bozulmasıdır. Yıllarca gözleri gibi korudukları akarsularını şirketlere kaptırmamak için köylülerimiz, baş kaldırmıştır. Bu insanların direnişi, yerden göğe kadar haklarıdır. Ancak bu direnen insanlara ya terörist veya ajan denilmiştir.

Denizlerimizde balık yok, tarım alanlarımızda buğday, arpa, mısır yok. Bostanlarımızda domatesimiz, biberimiz, fasulyemiz yok. Doğal olarak ürettiğimiz tüketimimizi karşılamıyor. Bir taraftan doğayı tahrip ettik diğer taraftan tarımsal üretimi bitirdik. Unutmayalım ki doğa kendi intikamını kendi bir gün alır.