Şubat 28, 2022 08:30 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Milli gazete: Son seçim anketi sonuçları Cumhur'u sarsacak: MHP baraj altı kaldı!

Yeniasya:

Dış politika ortak aklı gerektiriyor

Yeniçağ:

Gıda krizi kapıda

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mehmet Kara 27 Şubat tarihli Yeniasya gazetesinde, "Hayat pahalılığına iktidarın bakışı!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Hayat pahalılığı insanları çok zorlarken iktidar sözcüleri “durumu kurtarmak” adına zaman zaman ne söyleyeceklerini bilemez duruma düşüyor. AKP’nin bir genel başkan yardımcısı ekonomide ufak tefek sıkıntılar olduğunu söylüyor, bir başkası elektrik faturasına bir baktığını, önceki aydan iki katı fazla geldiğini söylerken yutkunuyor bir şey diyemiyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:  

...***

20 yıldır iktidarda olan bir partinin milletvekili çıkıyor, zamları CHP’nin yaptığını söyleyebiliyor. Partinin ikinci adamı çıkıyor, hâlâ vatandaşları hayat pahalılığı ve enflasyon karşısında ezdirmeyeceklerini(!) ifade edebiliyor. Bir başka yetkili çıkıp zamları hükümetin yapmadığını söylerken bir başkası elektriğe ve doğal gaza hükümetin zam yapmadığını söylüyor. 

Cumhurbaşkanı, Kabine toplantısından sonra hayat pahalılığı ile ilgili “müjdeler” açıklıyor, orada bulunan bakan ve bürokratlar alkışlamayınca “Bu kadar müjdeler verdik alkış yok” diye siteminden sonra ancak alkışlanıyor. 

Bu birkaç örnekten bile anlaşılıyor ki, iktidar hayat pahalılığını millete anlatamıyor. 

Anlatmaya çalışsa da eline yüzüne bulaştırıyor.

Bunlardan birisi de AKP Grup Başkanvekili M. Emin Akbaşoğlu’ndan geldi. Türkiye’deki hayat pahalılığından bahsederken Fransa ve Almanya gibi Avrupa ülkelerini örnek göstererek, yüzde 6-7 oranındaki enflasyonla 150 Euro’ya yapılan bir market alış verişinin, şimdi 750 -800 Euroya çıktığını söyleyince, programın sunucusu birkaç kez hesaplama hatası yaptığını söylemesine rağmen Akbaşoğlu kabul etmeyerek sözlerini sürdürüyor. 

Sunucu, “Yüzde 6-7 artıyorsa o kadar fark olmaz, 150 Euro’dan 750 Euro’ya çıkmaz” sözleriyle araya girmeye çalışsa da Akbaşoğlu görüşünün doğruluğunda ısrar ediyor. “Sonradan bu açıklamalar sosyal medyada çok kullanılıyor, o yüzden uyarmak istedim. Dediğinizin olması için enflasyonun yüzde 7 değil, yüzde 200-300 falan olması gerekir” diye sunucu araya girse de Akbaşoğlu, “Yüzde 5’le, 6 ile çarptığınızda zaten o rakamı alırsınız” diyerek sözlerini sürdürüyor. Ertesi gün bu söylediklerinin “yanlış anlaşıldığını” izah etmek için bir toplantı daha yapıyor, ama nafile… Yapılan hesabın içinden hâlâ da çıkılabilmiş değil.

...***

İsmail Çetin 27 Şubat tarihli Yenimesaj gazetesinde, " İkiyüzlü AB ve ABD’nin acizliğini izledik"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan savaş ülkemizdeki bazı zihniyetlerin gözünde büyüttüğü AB ve ABD'nin ne kadar zavallı, kof ve ikiyüzlü olduğunu gözler önüne serdi. Kaseti başlara sarıp sürecin aslına bakacak olursak iki ülke arasındaki ilişkiler normal seyrinde devam etmekte idi. Ukrayna'nın ara ara batıyla yakınlaşması Rusya'yı rahatsız etti. Bu süreç iki ülke arasındaki gerilimin artmasının başlangıç fitilini ateşleyen kıvılcım oldu. İlerleyen süreçte ise ilişkiler inişli çıkışlı bir hal alarak devam etti."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Daha sonra ABD ve AB'nin olaya tamamen müdahil olması ile ilişkiler tamamen bozuldu. 

Son olarak Paris'te 9 Aralık 2019'da Normandiya Dörtlüsü Liderler Zirvesi yapıldı. Ukrayna, Rusya, Almanya ve Fransa devlet başkanlarının katılımıyla gerçekleşen zirvede, tam ateşkes ve Minsk Anlaşması'na bağlılık vurgusu yapıldı.

Yapıldı yapılmasına ama AB ve ABD her zamanki gibi ikiyüzlülüğünü ortaya koyarak tavşana kaç tazıya tut taktiğini uygulamaya koydu. AB ve ABD'den destek alacağını zanneden Ukrayna bu oyuna gelerek Rusya'ya efelenme dozunu iyice arttırdı. Bu saatten sonra iki tarafta da politik dilin yerini savaş dili alınca kaçınılmaz son ortaya çıktı.

Kartlar tekrar karılınca oyunun boyutu farklılaştı. Yapılan sinsi senaryoda bu bölgede çıkacak savaş Rusya'yı zayıflatacak, toprak bütünlüğünü tehlikeye sokacak; AB ve ABD'nin pazarlık gücünü arttırıp istediği atı oynatacak; bu bölgede hâkimiyet kurup insan ve kaynaklarını sömürecek; Çin'e bir tampon bölge oluşturulmuş olacaktı. Bunların hepsi devreye konulurken Türkiye'nin taraf olup savaşın içine müdahil edilmesi ise tam ballı kaymak olacaktı.

Bir taraf bu hayalleri kurarken Rusya ortaya bir irade koyarak bütün oyunları alt üst etti. Havanda su döven AB ve ABD'yi hiçe sayarak Ukrayna'nın doğusunda Donetsk ve Luhansk bölgelerini "bağımsız ülkeler olarak tanınma" talebini kabul ettiklerini açıkladıktan sonra, Minsk Anlaşması'nın da bir hükmü kalmadığını ortaya koyan Rusya savaşı başlattı. Rusya'ya karşı zavallı duruma düşen batı incir çekirdeğini doldurmayacak açıklamaları ile gülünç duruma düştü.

...***

Fikret Akfırat 27 Şubat tarihli Aydınlık gazetesinde, " NATO 'demokrasi'sinin sonu"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Ukrayna krizi ve son olarak Rusya’nın müdahalesi, devletler düzeyinde olduğu kadar Türkiye içinde de safların belirginleşmesini sağlıyor. Abdullah Gül başta olmak üzere bütün NATO’cularımız sıraya giriyor. Bakınız “milliyetçi” etiketiyle sunulan Meral Akşener ne diyor: “Uluslararası toplumu; despotizme ve saldırganlığa verdiği bu krediyi geri almaya, küçük ve kısa vadeli çıkarları için tehlikeye attıkları uluslararası güvenliğe sahip çıkmaya davet ediyorum.” Sanırsınız Amerikan Dışişleri Bakanı… ABD adına Avrupa’ya sopa sallıyor. Meral Hanım hızını alamamış, Bosna’yı hatırlatıp Atlantik ittifakının, Yugoslavya’yı parçaladığı günlere dönmesi hayalini dile getiriyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Akşener’in esas hedefi ise şu cümlelerde: “Türkiye Rusya ile kurduğu asimetrik ilişki modelinden sıyrılmalı, kendisini kırılgan hale getiren S-400'lerden acilen kurtulmalı”. Amerikan yetkililerinin açıklamalarıyla bire bir aynı.Akşener’in ortağı Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP yönetimi de, Biden yönetimindekilerden daha fazla sızlanıyor. Eski NATO memuru CHP Genel Başkan Danışmanı Ünal Çeviköz, herkesten önce davranıp Rusya’yı kınadı. Kemal Kılıçdaroğlu da, “Avrupa’nın göbeğinde nükleer güce sahip olan bir ülke, nükleer gücü olmayan bir ülkeye saldırıyor, bütün dünya seyrediyor” sözleriyle Rusya’yı hedef alıp, Batı sisteminin çaresizliğinden şikayet ediyor.

Kılıçdaroğlu, Ukrayna’da silahlar patlamadan bir hafta önce “Biz NATO’yu sadece bir savunma aracı, kurumu olarak da görmüyoruz. NATO artık bugün 21. yüzyılda aynı zamanda demokrasinin de bir güvencesi” demişti.Evet, Kılıçdaroğlu doğru söylüyor. NATO, nizami ve gayrinizami yapılarıyla Amerikan ya da NATO “demokrasi”sinin güvencesi idi. NATO, özellikle Gladyo örgütlenmesi vasıtasıyla, üye ülkelerdeki iktidarların ve toplam olarak sistemin tamamının ABD amaç ve hedeflerine uygun hale getirilmesini sağlıyordu. NATO’nun yeraltı yapılanmaları, yani Gladyo örgütlenmesi, mevcut devletin içinde paralel bir yapılanma olarak örgütlendi. Ağırlıklı olarak güvenlik kurumları merkezde yer alıyordu ama sermayeden medyaya, siyasal partilerden kitle örgütlerine kadar bütün toplumu bir ağ gibi saran bir yapılanmadır sözünü ettiğimiz. Gladyo, ABD’nin, Türkiye’de, Batı Avrupa’da ve NATO üyesi ülkelerin tamamında hâkimiyetinin sürmesinin en temel aracı olarak işlev gördü.15 Temmuz 2016 Türkiye için yeni bir dönemin başlangıcı oldu. ABD Gladyosu’nun operasyonel gücü FETÖ’nün devlet içinden temizlenmesi, Türkiye’yi ferahlattı. Kılıçdaroğlu’nun Gladyo/FETÖ’nün devletten temizlenmesi için yürütülen operasyonlara, yargılamalara karşı çıkması, NATO’yu “demokrasinin güvencesi” olarak gören yaklaşımıyla uyumludur.Hükümetimiz ise, son gelişmeler üzerine iki cami arasında beynamaz durumda. “NATO’yu müdahale etmediği” için eleştirirken, “Ukrayna’dan da Rusya’dan da vazgeçemeyiz” açıklamalarıyla uzun vadede Türkiye için olumsuz etkileri olacak bir politika izliyor. Salih Tuna ne güzel yazmış: “Madem 15 Temmuz kalkışmasını tertipleyen güçlere destek verecektik, neden direndik?”Ukrayna’da Rusya’nın haklarını silahla savunma kararlığını uygulaması, bir Avrasya hamlesidir. Bu hamle, Avrasya’ya savaş açan ve Türkiye’yi bölmeye çalışan Amerikan iradesine darbe vuruyor. Bu süreç aynı zamanda NATO’yu ölümüne doğru götürecek nihai aşamanın başlangıcına işaret ediyor.