Mart 08, 2022 08:30 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Sağlık çalışanı kadınlar geçinebilmek için doğalgazdan kısıyor

Yeniasya:

Felâket üstüne felâket

Yeniçağ:

Hazine Bakanı Nureddin Nebati: Türkiye'de sanki yağ kuyruğu görüntüleri var

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mehmet Ocaktan 7 Mart tarihli Karar gazetesinde, "AK Parti artık muhalefete muhalefet yapıyor"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan dahil AK Parti’de son günlerde yaşanan telaş, iktidar partisi refleksleriyle pek uyuşan bir durum değil gibi sanki… Zira AK Parti her seçim öncesinde hep eli güçlü olan bir partiydi. Bu yüzden de muhalefetin ne söylediğini pek umursamazdı, ayrıca o günlerde muhalefetin her söylediği de AK Parti’nin hanesine artı olarak yazılırdı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Ama artık bugün başka bir Türkiye var, geniş kitleler iktidarın ne söylediğinden çok muhalefetin söylediklerine kulak kabartır durumdalar… Çünkü ülkedeki geniş kitleler üzerlerine adeta bir çığ gibi düşen zamlardan, katlanarak yükselen enflasyondan ve işsizlikten öylesine biraz olmuş durumdalar ki mevcut durumun üzerini perdelemek için ürettiği hamaset şarkılarını duyacak durumda değil.

Ne yazık ki AK Parti milletle arasındaki gönül köprülerini yıktığı için bugünkü söylemlerine karşı oluşan güvensizliği tamir etmekte büyük sıkıntı yaşıyor. Geçmişte bütün seçimler öncesinde yaptıklarını ve yapacaklarını anlatırken hiçbir şekilde muhalefet diye bir endişesi yoktu ve tümüyle kendi hedeflerine odaklanırdı.

Oysa bugün roller değişti… AK Parti ülkedeki yönetilemezlik sorununun bizzat nesnesi haline geldi ve ciddi bir güven sorunuyla karşı karşıya. Doğal olarak hikayesi zayıfladığı için kendi hedeflerinden çok, karşısında oluşan güçlü muhalefet ittifakına odaklanmayı tercih ediyor. Çünkü 20 yıl sonra ilk kez ‘kaybetme’ endişesiyle tanışmış bulunuyor.

İşte tam da bu yüzden Cumhurbaşkanı Erdoğan son dönemde yaptığı konuşmaların neredeyse hemen tamamında uzun uzun muhalefetle ilgili analizler yapma ihtiyacı hissediyor. Mesela muhalefete diyor ki: “Deseler ki, bunlar şu kadar okul, şu kadar yol, hastane, köprü, spor tesisi, konut yaptılar biz daha fazlasını yapacağız, bu altılılardan böyle bir şey duydunuz mu? Diyemezler? Deseler ki, bunlar milli geliri üç katına çıkardı, biz beş katına çıkaracağız. Biz 300 milyar doları geçeceğiz ihracatta. Biz yüzde 6 ekonomiyi büyüteceğiz deseler eyvallah.”

Evet AK Parti’nin gerçekleştirdiği bu icraatlara kimsenin bir itirazı olamaz. Ama biliyoruz ki Türkiye bugün derin bir ekonomik kriz yaşıyor ve iktidar hiçbir ekonomik realiteye itibar etmediği için toplumun sıkıntılarını çözme noktasında hiçbir umut ışığı gözükmüyor.

...***

Evren Devrim Zelyut 7 Mart tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Yolun sonu gözüküyor!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Türkiye'nin ihracatı ile ithalatı arasındaki farka baktığımızda Ocak-Şubat ayında 18 milyar dolarlık eksi yazdığını önceki yazılarımızda söylemiştik. Geçen yıl Saray'da yapılan hesap çarşıya uymadı. İhracatta fazla vererek güya enflasyon düşecekti. Ama düşük teknoloji içeren mal satarak bu işi nasıl başaracaklardı, orasını da kimse bilmiyordu. Zaten dediğimiz de oldu... AKP modeli, planı yine fos çıktı..."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Rezervler alarm veriyor diyoruz, gelin önce mevcut duruma bakalım:

TCMB Analitik Bilançosu'na girip baktığımızda 3 Mart itibari ile;

Dış varlıklar: 1 trilyon 598 milyar TL.

Toplam döviz yükümlülükleri: 1 trilyon 485 milyar TL.

Aradaki fark: 113 milyar TL, 14,2 kurdan hesaplarsak, yaklaşık kasada 8 milyar dolar var.

İş bitti mi? Hayır. 25 Şubat itibari ile Merkez Bankası'nın swap yani takas yolu ile aldığı borçlar ne kadar? Tam 61 milyar dolar.

O zaman borç rakamı 61 milyar dolardan -rezerv rakamı 8 milyar doları çıkaralım. Geriye eksi 53 milyar dolar kalır. Yani kasa eksi...

Kısa vadeli borç ne kadar? 171 milyar dolar. Türkiye gibi bir ülkenin en az kısa vadeli borcu kadar parasının olması gerekirken, kasa sıfır bile değil. Allah korusun deprem ya da savaş gibi acil bir durumda devleti devam ettirecek yedek akçe yok...

Buraya kadar bildiğimiz konular diyebilirsiniz. Ama işaret etmek istediğim mesele benzin ve mazota her gün zam gelirken, enflasyonun bize daha acı sürprizler gösterecek olmasıdır. Enflasyon Lira'ya değer kaybettirince ne olacak? Dolar değer kazanacak. Bu kazancı durdurmak için Kur Korumalı Mevduat (KKM) nereye kadar dayanacak?

Şimdi size yeni bir şey söyleyeyim: Küresel manada karşımıza çıkan petrol ve buğday fiyatındaki artışlar KKM barajını kırıp geçecek bir enflasyon dalgası yaratmaya başladı.

Düne kadar kurdaki risklerimiz cari açığın ithalat ile artması, dolar kıtlığı yaratması ve Amerikan Merkez Bankası FED'in faiz artırmasına bağlı kurların yukarı gidecek olmasıydı. Şimdi buna turizm ve ihracat gelirlerinin azalmasını ve emtialardaki çılgın artışların içeride enflasyon yaratmasını da ekleyin. -53 milyar dolarla bu etkileri ne kadar göğüsleyebiliriz?

Yolun sonu gözüküyor: Ya faiz ya da kur artacak, başka çaremiz kalmadı...

...***

Arif Kızlyalın 7 Mart tarihli Cumhuriyet gazetesinde, " Yoksulluğun resmini çizdiler!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Yoksulluk sarmalı büyüyor; dün kar topuydu bugün çığa dönüştü elektrik, akaryakıt, un ve sıvıyağ zamlarıyla. Benzin ve mazotun litresi 20 TL oldu. Temel gıda maddeleri fiyatı bir yılda iki, hatta üç misline çıktı. Örneğin 4 Mart 2021 günü 7.23 TL olan benzin şu an 20 TL. Yine aynı tarihte 6.62 olan dizel yakıt yüzde 202 zamla 20 TL’nin de üstünde. Gelgelelim hükümet kanadından çıt çıkmıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bir ara ekonomiyi yönettiğini sanan “Damat” Bey ve ekibi, döviz krizi patladığında “Size ne dolardan, dolarla mı maaş alıyorsunuz” demişti. Şu sıralar birileri de TV’lere çıkıp “Benzine zam geldi, arabalarımızı az kullanırız olur biter” diyor pişkince!

O kişilere şöyle bakkal hesabıyla yanıt verelim: “Kırsalda yetişen ürünlerin, İstanbul’a Ankara’ya, İzmir’e veya Erzurum’a ulaştırılması için karayolu kullanılıyor genelde. Ve o yolu kullanan kamyonlar, TIR’lar mazot yakıyor. Bir yıl önce 6.60’a aldıkları mazota şimdi 20 TL ödüyorlar. Paralı yolu, köprüyü, tüneli saymıyorum bile!

Yine, tarlasında domates, ayçiçeği, buğday yetiştiren çiftçi, eski model traktörüne 20 TL’den mazot alıyor. Narenciye yetiştiricisi bahçesini sulamak için mevsimsel yağışları beklemiyor, pompajla getirdiği suyu kullanıyor. O pompaj için de elektrik parası ödüyor. Durum böyle olunca da fiyatlar arttıkça artıyor!” Kabaca olacak ama, Jeep’li yeni nesil zenginlere sattığınız mazotu aynı paradan  üreticiye verirseniz zam fırtınasının önünü alamazsınız!

Sözün özü: Elektrik, doğalgaz, akaryakıt fiyatlarını tutamaz, bir de bu kalemlerden fahiş vergi alırsanız ülkeyi batırırsınız!

Geçenlerde iktidara yakın bir yorumcu “Kuzeyimizde savaş çıktı, o yüzden ekonomik krize girdik, enerji pahalandı” diyordu.

Savaşı bahane ediyorlar, kılıf arıyorlar beceriksizliklerine bir anlamda! Kabul, savaş çıktı, çıktı da tedarik fiyatları 2-3 misline fırlamadı ki! Örneğin uluslararası piyasadan aldığımız, brent petrolün geçen yıl bu zamanlar 65 dolar olan fiyatı şimdilerde 113 dolar. Artış oranı yüzde 73! Türkiye’de ise aynı ürüne gelen zam yüzde 202. Bunun adı, soygun değil de ne! Demek ki savaş, kantinci zihniyeti ile yönetildiği için teker patlatan bozuk ekonomimizin bahanesi olmuş!

Ne yazık ki sadece ekonomi de kötü yönetilmiyor ülkemizde; her alanda çöküş var! Anımsarsınız, geçenlerde Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, bir anda “paket”lenip emekli ediliverdi. Ertesi gün bir kent turuna çıkacakken, uçak, salon ve konuşma metni bile hazırken, gece yarısı “affını” istedi Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nden.